empty kop

SEYİRDEN MEN CEZASI

Son dönemde medyada sıklıkla karşılaştığımız konulardan biri de spor müsabakaları izleyicileri için öngörülen seyirden men cezasıdır. Bir spor müsabakası seyircisinin antrenmanları ve maçları izlemekten yasaklanmasına seyirden men cezası denir. Bu men cezası sadece futbol müsabakaları için değil her türlü spor müsabakaları için kabul edilmiştir. Seyirden men cezasının dahil olduğu kanun Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun’dur. Adından da anlaşılacağı üzere bu kanun sadece futbolu değil bütün spor müsabakalarını kapsamaktadır. Bu kanun gereğince maçların öncesinde, sırasında ve sonrasında ortaya çıkan olaylar nedeniyle kişilere seyirden men cezası verilebilir. Örneğin futbol müsabakalarının öncesinde ve sonrasında sıklıkla karşılaşılan takım otobüsünün taşlanmasından dolayı da seyirden men cezası verilebilir.

Bu men cezasının uygulanması için sadece 6222 Sayılı kanunda yazılı suçların işlenmesi gerekmemektedir. Bunun dışında Türk Ceza Kanunu’nda veya kanunun atıf yaptığı diğer kanunlarda öngörülen suçların işlenmesi halinde de men cezası verilebilir. Örneğin ateşli bir silah ile spor müsabakasına girmeye çalışan kişi Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet nedeniyle seyirden men cezası alabilir.

Men cezasının spesifik olarak verileceği hususlar kanunda açıkça belirtilmiştir. Bu kanuna göre müsabakaya sokulması yasak ateşli silah veya kesici – delici alet, alana uyuşturucu madde ve alkollü içecekler sokmak, bilet olmadan stada girmeye teşebbüs etmek, müsabaka alanı içerisine izleyicinin girmesi yasak bölgelere girmek veya girmeye çalışmak sayabileceğimiz gerekçelerdendir. Müsabaka alanı dışında yapılan taşkınlıklar, takım otobüsü taşlamak, hakaret ve küfür içeren tezahüratlar yapmak ve mala zarar verme suçlarının işlenmesi de seyirden men cezası verilebilecek hallerden bazılarıdır. Bu suçu işleyen kimseler hakkında ayrıca yapılan ceza yargılamasında kişi beraat etmedikçe seyirci men cezası alabilir. Alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında olan kimseler stada alınmazlar. Ancak bu kişiler güç kullanarak stada girmeye çalışırlar ise ceza alabilirler.

Yukarıda saydığımız veya kanun tarafından sayılan suçları işleyen kimseler hakkında cumhuriyet savcısının talebi ile ceza soruşturması başlatılır. Başlayan ceza soruşturmasının ardından yine cumhuriyet savcısının talebi ile kişi müsabakaları seyirden men edilir. Bu men kararı ile ilgili husus yazılı hale getirilerek kolluk görevlilerine teslim edilir. Bu kararın ardından men cezası alan kişi artık müsabaka saatinde ve 1 saat sonrasında kolluk birimine gelerek imza atmak zorundadır. Burada ceza 1 yıllık verilir. 1 yılın ardından ceza otomatik olarak düşer. Seyircinin bu cezadan kurtulması için açılacak ceza davasından beraat etmesi gerekir. Beraat dışında başka bir karar verilirse cezanın uygulanmasına devam edilir. Kişi verilen bu cezaya uymaz ise hakkında 25 günden az olmamak üzere bir para cezasına hükmedilir. Para cezası da kişin maddi gücüne göre günlük 20 TL ile 100 TL arasında değişmektedir. Ayrıca bu cezayı alan kimseler 1 yıl boyunca spor kulüplerine ve federasyonlara üye olamayıp müsabakaları takip edemezler. Bu bilgiler kurulacak elektronik bilgi bankasına kaydedilir.

Seyirden Men Cezası İle İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!

Best-Search-Engines

ARAMA MOTORLARINDA UNUTULMA HAKKI

Sanal dünyanın hayatımız üzerindeki yeri ve önemi artık tartışılamaz seviyelere ulaşmıştır. Bu durumun olumlu ve olumsuz birçok etkisi bulunmaktadır. Ancak her şeyden öte artık gerçek kişiliklerimizin yanı sıra “sanal karakter” adını verebileceğimiz ve hakkımızda gerek doğrulanabilen gerekse doğrulanması mümkün olmayan birçok bilgi ve belge sanal dünya üzerinde varolmaya başlamıştır. Birçok şirket personel alımı yaparken başvuru yapan bireylerin sanal karakterlerini araştırmakta ve haklarında olumlu ya da olumsuz bir izlenim edinmeye çalışmaktadırlar. Sanal dünyanın önlenemez ve manipülasyonu kolay kullanımı nedeniyle bireyler hakkında oluşturulan bilgiler artık olumlu ya da olumsuz bir karakter oluşturmuş ve gerçek hayatı dahi ciddi oranda etkilemeye başlamıştır. İşte bu hususun doğuracağı olumsuz etkilerin önlenmesi amacıyla ortaya “unutulma hakkı” adı verilen bir konsept atılmıştır.

Unutulma hakkı; özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ile Arjantin’de kabul edilen ve bireyin internet ortamı üzerinde mevcut olan bilgilerin silinmesi talebini konu alan bir husustur. Bir şahsın geçmişte yaptığı hareketlerden dolayı ortaya çıkan doğru tabir kullanmak gerekirse “sanal sabıkasının” silinmesini talep etme hakkının kişi özgürlükleri olgusu içerisinde değerlendirilmesini konu almaktadır. Sanal dünya üzerinde var olan ve bireyin kişisel fotoğraf, adres ve kimlik bilgilerinin geri getirilemez şekilde silinmesi olarak tanımlanabilir. Kişisel özgürlükler bağlamında haklı bir talep olarak göze çarpsa da kamu menfaati nezdinde bilgi alma özgürlüğünü olumsuz şekilde etkilediği de kabul edilebilir.

Unutulmak hakkı; Avrupa Komisyonu üyesi Viviane Reding’in talebi ile ilk olarak gündeme gelmiştir. 2014 yılında Avrupa Adalet Divanı’nın kabul etmesi ile artık “unutulma hakkı” uluslararası mevzut düzleminde geçerli hale gelmiştir. Avrupa Adalet Divanı’na göre bir birey hakkında spesifik (i.e. particular reasons) bir gerekçe bulunmadıkça sanal geçmişinin silinmesi talep Google tarafından kabul görmelidir. Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı üzerine Google ve Bing gibi arama motorları bir form düzenleyerek başvuruları kabul etmeye başlamışlardır. Bu karara ilişkin düzenlenen formun sadece AB ülkelerinde geçerli olduğuna dikkat çekmek istiyoruz. AB dışında ise İsviçre, İzlanda, Norveç ve Lihtenştayn gibi ülke vatandaşlarına da spesifik olarak unutulma hakkı tanınmıştır. Avrupa Adalet Divanı’nın başvurusu sadece Google’ı değil bütün arama motorlarını kapsamaktadır. Zira Avrupa Adalet Divanı verdiği kararında spesifik olarak Google’dan değil arama motorlarının tamamından bahsetmektedir.

Unutulma hakkının Türkiye için uygulanması mecburi bir durum değildir. Zira Avrupa Adalet Divanı kararları üye ülkeler için uyulması zorunlu kararlardan değildir. Ancak arama motorlar AB ülkeleri dışında kalan 4 ülkeye uyguladıkları gibi, inisiyatif alarak unutulma hakkını Türkiye’de bulunan kullanıcılar için de tanıyabilirler. Türkiye ile alakalı da çalışma yapıldığına ilişkin duyumlar mevcut ancak arama motorları tarafından henüz doğrulanmamıştır.

Unutulma hakkının genel uygulaması ise sadece ilgili coğrafi alan üzerinde mümkün olacaktır. Örneğin AB ülkelerinden yapılan başvuruya ilişkin silinen sayfalar ABD üzerinden görüntülenebilecektir.

Arama Motorlarında Unutulma Hakkı İle İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!

Yasal Miras Paylaşımı - Av. Halil İbrahim Çelik

YASAL MİRAS PAYLAŞIMI

Miras ile alakalı hususlarda insanlar genelde yasal miras paylaşımı ve bu paylaşımının nasıl yapılacağı hususunu merak etmektedirler. Bu yazımızda paylaşıma ilişkin genel bilgileri vermeye çalışacağız.

Yasal Miras Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Yasal miras paylaşımının belirlenmesi için tespit edilecek ilk unsur mirasbırakanın ardında bir vasiyetname bırakıp bırakmadığıdır. Eğer müteveffa bir sözlü, el yazılı veya resmi olarak düzenlenmiş bir vasiyetname bırakmış ise miras paylaşımı vasiyetnamede belirtildiği şekilde yapılır. Burada ana belirleyici unsur vasiyetname olup buna itirazı olan mirasçılar vasiyetnamenin iptali veya tenkis davaları açarak paylaşıma müdahale edebilirler. Görüldüğü üzere olası bir vasiyetname halinde genel esas vasiyetnameye göre paylaşım yapmaktır. Mirasbırakan bir vasiyetname düzenlememiş ise miras paylaşımı Türk Medeni Kanunu’nda gösterilen usul ve esaslar doğrultusunda yapılır. Burada miras payları belirlenirken müteveffanın eşinin hayatta olup olmamasına göre ayrı bir değerlendirme yapılır. Müteveffanın eşi hayatta ise ve müteveffa torun yahut çocukları ile birlikte mirasçı olursa mirasın 1/4 (DörtteBir) lük kısmı müteveffanın eşine kalır. Kalan 3/4 ise diğer mirasçılar arasında eşit olarak paylaştırılır. Örneğin miras bırakanın 3 çocuğu ve eşi hayatta ise mirasın dörtte birini eşi kalan üçte dördünü ise çocukları aralarında eşit olarak paylaşırlar.

Eğer sağ kalan eş mirasbırakanın annesi ve babası ile birlikte mirasçı olursa yani sağ kalan eşin alt soyu (çocukları-torunları) hayatta değil ise bu defa mirasın yarısı sağ kalan eşe kalan yarısı ise miras bırakanın annesi ve babası arasında eşit olarak paylaştırılır. Eğer anne ve babadan herhangi biri veya iki hayatta değil ise bu defa kalan 1/2 lik kısım mirasbırakanın kardeşleri arasında eşit olarak paylaştırılır.

Sağ kalan eş mirasbırakanın büyük anne ve büyük baba ile amca-dayı-hala-teyze gibi akrabaları ile birlikte mirasçı olursa bu defa mirasın 3/4 lük kısmı sağ kalan eşe kalan 1/4 ise yukarıda saydığımız mirasçılar arasında eşit olarak paylaştırılır.

Görüleceği üzere yasal miras paylaşımında en önemli unsur müteveffanın eşinin hayatta olup olmamasıdır. Zira miras paylarının eşin sağ olup olmadığı belirlemektedir.

Ayrıca belirtmek istediğimiz diğer nokta da Türkiye’de mirasçılar arasında zümre sisteminin hakim olduğudur. Yani eğer mirasbırakanın alt soyundan hayatta olan bir kimse var ise mirasbırakanın annesi ve babası mirasta hak sahibi olamaz. Aynı şekilde anne, baba veya kardeşler hayatta ise bu defa büyük anne ve büyük baba zümresinden kimse mirasçı olamaz.

Bu paylaşım oranları kanun tarafından belirtilmiş olup değiştirilemez değildir. Mirasbırakan düzenleyeceği vasiyetname ile bu miras paylarını değiştirebilir. Ancak değiştirirken dokunamayacağı bir takım oranlar mevcuttur. Bu oranlar hukuk sistemimizde saklı pay olarak adlandırılmış olup yukarıda belirttiğimiz oranlardan farklı bir oran söz konusudur. Ayrıca saklı paylı mirasçılarda kanunda kesin olarak sayılmış olup değiştirilmesi mümkün değildir. Bu hususa bir sonraki makalemizde ayrıntılı olarak değineceğiz.

Tekzip - Av. Halil İbrahim Çelik

TEKZİP

Yazılı veya sosyal medya üzerinde çıkan gerçek dışı haberlerin muhatapları tarafından yalanlanmalarına tekzip adı verilmektedir. Sözlük anlamı dışında tekzip; aynı zamanda cevap ve düzeltme hakkı anlamına da gelmektedir. Tekzip, doğrudan muhatabın başvurusu üzerine yapılabileceği gibi kimi durumlarda yayını yapan kuruluşun kendi inisiyatifi ile de yapılabilir.

Türk Hukuku’nda tekzip hakkı yazılı basımlar için 5187 Sayılı Basın Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülmüştür. Kanuna göre kişilerin şeref ve haysiyetine aykırı yapılan yayınlarda muhatabın 2 ay içerisinde başvurusu üzerine sorumlu müdür sun unsuru taşımayan ve 3. kişilere karşı hukuk dışı bir husus içermeyen cevap metnini haberin olduğu sayfa ve puntoda yayımlamak zorundadır. 2 aylık süre yayımın yapıldığı tarihten itibaren başlamaktadır. Bu cevap metni, sorumlu müdüre ulaştıktan itibaren 3 gün içerisinde yayınlanmalıdır. Dergi vb. gibi süreli yayınlarda ise sonraki sayıda cevap metni yer almalıdır. Cevap ve düzeltme metninde ilgili haber belirtilmek zorundadır. Ayrıca tekzibi istenen metinden uzun bir cevap ve düzeltme talep edilemez.

Kimi durumlarda sorumlu müdürler tekzip talebini görmezden gelmektedirler. Kanun buna da bir çözüm bulmuş ve verilen sürelere rağmen tekzip metninin yayımlanmaması halinde 15 gün içerisinde sulh ceza mahkemesine başvuru yolunu açmıştır. Bu hakka göre kişi 15 gün içerisinde bulunduğu yer sulh ceza mahkemesine başvurarak cevap ve düzeltme metninin yayımlanmasını talep edebilir. Mahkeme bu talebi 3 gün içerisinde karara bağlamak zorundadır. Bu karar duruşmasız olarak belirlenir. Sulh ceza mahkemesinin bu kararına karşı itiraz yolu mümkündür. İtiraz edilen mahkemenin de yine 3 gün içerisinde itirazı karara bağlaması gerekir. Bu bir üst derece mahkemesinin kararı kesindir. Sulh ceza mahkemesi düzeltme ve cevap hakkının yayınlanmasına karar verirse ilgili tebligatın karşı tarafa tebliğ edilmesi ile yukarıda belirttiğimiz süreler işlemeye başlar. Tebliğden itibaren 3 gün içerisinde cevap ve düzeltme metni basılı yayın organında yayımlanmalıdır.

Tekzip ile alakalı gönderilecek ihtarnamelerin şekli kanunda belirtilmemiştir. Ancak uygulamada noter aracılığı ile tekzip metninin gönderilmesi hususu söz konusudur. Noter dışındaki tebligat kanallarının hukuki açıdan ispatı zor olduğu için en makul ve mantıklı çözüm tekzip metninin noter kanalı ile muhataba gönderilmesidir.

Belirtmek istediğimiz başka bir hususta tekzip hakkına sahip olan muhatabın ölmesi halinde yapılacak işlemlerdir. Bu halde tekzip hakkı muhatabın mirasçılarına geçmektedir. Mirasçıların tekzibi talep etme süresi ise 3 aydır. Yani başta belirtilen 2 aylık süreye vefat durumunda 1 ay daha eklenmektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz usul ve esaslar yazılı medyaya ilişkin tekzip şartlarını içermektedir. Son dönemde oldukça gelişen ve artık neredeyse ana akım olan yazılı medyanın yerine geçecek olan sosyal medya ile ilgili cevap ve düzeltme hakkına ilişkin usul ve esasları “Bilişim Hukuku” na ilişkin sonraki makalelerimizde değineceğiz.

iş hukukunda kıdem tazminatı

iş hukukunda kıdem tazminatı

Belirli bir süre çalışan bir işçinin kanunda yazılı sebepler dışında bir gerekçe ile işten çıkartılması halinde işveren tarafından kendisine ödenmesi gereken tutara kıdem tazminatı denir. Kıdem tazminatı mevcut yasal düzenlemeler içerisinde yürürlükte bulunan 4857 Sayılı İş Kanunu’nu içerisinde yer almamaktadır. Bunun yerine bir önceki İş Kanunu olan ve yürürlükten kaldırılan 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesi yürürlükten kaldırılmamıştır. iş hukukunda Kıdem tazminatı bu hususa göre belirlenmektedir. Bu kanun maddesi kıdem tazminatının asgari halini göstermektedir. İşçi ile işveren arasında yapılacak sözleşmeler ile bu kanun maddesini işçi lehine geliştirmek mümkünken aleyhine düzenleme yapmak mümkün değildir. Bu yönüyle kıdem tazminatına ilişkin kanun maddesi emredici nitelik taşımaktadır.

iş hukukunda kıdem tazminatı kimler alabilir?

Kıdem tazminatına hak kazanmak için işçinin İş Kanuna tabii bir işte çalışması gerekmektedir. Bu işçilerin kimler olduğu kanunda açıkça ve sınırlayıcı olarak sayılmıştır. Parça başına çalışan kişilerin, freelance olarak adlandırılan kimselerin kıdem tazminatı hakları bulunmamaktadır.

İşçilerin kıdem tazminatına hak kazanmaları için iş sözleşmelerinin kendileri tarafından haklı nedenle veya işveren tarafından haksız nedenle feshedilmesi gerekmektedir. Burada işveren tarafından haklı nedenler kanunda açıkça sayılmıştır. İşçi, kanunun 24. Maddesinde belirtilen sebeplerle iş akdini feshederse kıdem tazminatına hak kazanır. Ancak bunlar sınırlayıcı sayımlar olmayıp iş hayatında karşılaşılan ve kanunda yer almayan bir takım fesih nedenleri ile de işçi kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde iş akdini feshedebilir. Ayrıca kanunda bazı spesifik hallerde sayılmıştır. Bu haller işçinin askerlik görevine gitmesi, kadınların evlenmesi, sürekli sakatlık ve malullük durumları, özel kanunlarda sayılan sürelerin geçirilmesi vb. hususlarda ayrı olarak kıdem tazminatına hak kazandıran gerekçelerdir. Ayrıca işçinin ölümü halinde de kıdem tazminatına ilişkin hak bu defa ölen işçinin mirasçıları üzerinde doğmaktadır.

İşçinin kıdem tazminatına hak kazanmadığı haller de kanunda sayılmıştır. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin sürenin dolması ile feshi halinde, işçinin istifası halinde ve işveren tarafından geçerli sebeple sona erdirilmesi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz.

İşçinin kıdem tazminatına hak kazanması için aynı işyerinde asgari 1 yıl çalışması gerekmektedir. Bu 1 yıllık süre dolmadan iş akdini fesheden işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz.

Kıdem tazminatı hesaplanırken işçinin her 1 yıllık çalışması için giydirilmiş 1 aylık ücreti dikkate alınır. Bu giydirilmiş ücrete işçinin aylık maaşı, yol ve yemek giderleri, aldığı primler gibi hususlar eklenerek giydirilmiş 1 aylık ücret tespit edilir. Aynı kıdem tazminatı için ödeme 1 defaya mahsus yapılmaktadır.

Kıdem tazminatı normal şartlarda işçiye, işçinin ölümü halinde ise kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatını ödeyecek kimse ise işçinin işverenidir. Kıdem tazminatının zamanaşımı ise 10 yıldır. Bu 10 yıllık süre işçinin işten ayrıldığı tarihten itibaren başlamaktadır.

Genel olarak bir sonuç beyan etmek gerekirse aynı işveren çatısı altında en az 1 yıldır çalışan ve iş akdini haklı nedenle fesheden veya iş akdi işveren tarafından haksız nedenle feshedilen veya ölen işçi kıdem tazminatına hak kazanmış olur.

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi

Boşanma kararı alan çiftlerin bu süreçten maddi ve manevi açıdan daha az zararlı çıkmalarının yöntemi anlaşmalı boşanma davasıdır. Anlaşmalı boşanma dilekçesi ile açılacak bu davada sözlü veya yazılı olarak hazırlanan bir boşanma protokolünün hakim tarafından onaylanması ile gerçekleşen boşanma türüdür. Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesi için boşanmanın bütün şartları üzerinde çiftlerin hem fikir olması gerekmektedir. Boşanma kararı alan çiftler başta çocukların velayeti, nafaka, tazminat, mal paylaşımı vs. gibi hususların tamamında ortak karar alarak anlaşmalı olarak boşanabilirler. Ancak bu hususların tek bir tanesinde dahi ortak karar alınmazsa yani eşlerden biri dahi bu protokole itiraz ederse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi

Anlaşmalı boşanma davasının dilekçesini anlatmadan önce kanunda yazılı şartlardan bahsetmek istiyoruz. Medeni Kanun’da belirtildiği üzere boşanma davasının en önemli şartı evliliğin en az 1 yıldan beridir sürmüş olmasıdır. Evliliklerinin üzerinden 1 yıldan az zaman geçen çiftler anlaşmalı olarak boşanamazlar. Ayrıca çiftler anlaşmalı boşanma protokolü olarak bilinen ve yukarıda belirttiğimiz üzere boşanmanın ayrıntılarını gösterir bir evrak düzenlemek zorundadırlar. Bu protokol yazılı olarak düzenlenebileceği gibi duruşma anında sözlü olarak da hakime anlatılabilir. Ancak pratikte duruşma sürelerinin çok kısa olması nedeniyle hakimler protokolün yazılı olarak hazırlanmasını taraflardan talep etmektedirler.

Anlaşmalı boşanma davasının dilekçesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yazan şartlara göre hazırlanmalıdır. Taraflar önce dava açacakları mahkemeye hitaben bir dilekçe yazmalıdırlar. Burada davanın açılacağı ve anlaşmalı boşanma dilekçesi verilecek yer mahkemesi ile ilgili de bilgi vermek istiyoruz. Normal şartlarda boşanma davaları eşlerin son 6 ayda birlikte yaşadıkları yer mahkemesinde açılır. Genel yetki kuralı bu yöndedir. Ancak anlaşmalı boşanma davasında genel yetki kuralı zaruri değildir. Eşler herhangi bir yer mahkemesinde bu davayı açabilirler.

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi hukuki anlamda sorunsuz bir şekilde hazırlanmış olmalıdır. Dilekçesinin devamında davacının ismi ve adresi, davalının ismi ve adresi, dava konusu, dava ile ilgili genel açıklamalar, delilleri, hukuki dayanakları, talep ve son olarak da sonuç kısmı yazılarak tamamlanır. Ayrıca bu dilekçeye ek olarak bir boşanma protokolü de mahkemeye sunulmalıdır. Yukarıda anlattığımız üzere normal şartlarda protokolün yazılı hazırlanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak pratikte gelişen nedenlerden dolayı hakimler yazılı bir protokolün varlığını aramaktadırlar. Protokol ile taraflar boşanmanın bütün ayrıntılarını hükme bağlamak zorundadırlar. Nafaka tutarı, tazminat miktarı, çocukların velayeti, çocuğu almayan taraf ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin zamanları, mal paylaşımı, kadının sonrasında kullanacağı soyisim gibi hususların yer alması gerekmektedir.

Belirtmek istediğimiz başka bir hususta hakimin bu protokol üzerinde değişiklik yapma hakkının bulunmasıdır. Genellikle çocuğun menfaatini ilgilendiren konularda hakimler bir kısım değişikliklerin yapılmasını eşlerden isteyebilir. Bu değişikliklerin kabul edilmesi halinde hakim anlaşmalı olarak tarafların boşanmasına karar verir. Aksi halde hakim davayı reddeder veya çekişmeli boşanma olarak devam etmesine karar verir. Bu hususun öngörülmesinin sebebi müşterek çocuğun geleceğini ilgilendiren konuların anne ve babanın menfaatinin önünde tutulmasıdır.