Yazar arşivleri: Av. Halil İbrahim ÇELİK

korsan yazılım lisansız yazılım kullanma suçu

Korsan Yazılım ( Lisanssız Yazılım) Kullanma Suçu

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre bilgisayar programlarının lisanssız kullanımı diğer bir değişle korsan yazılım kullanımı suç kapsamında yer alıp söz konusu kanunun 71. maddesinde korsan yazılım (lisanssız yazılım) kullanma durumunda hangi yaptırımların uygulanacağı açıkça ifade edilmiştir.

korsan yazılım lisansız yazılım kullanma suçu

Korsan yazılım (lisanssız yazılım) kullanma suçu ülkemizde yaygın bir şekilde işlenmekte olup özellikle ticari faaliyet yürüten kurumlarda maliyetten kaçınmak adına lisanssız program kullanımı ticari faaliyetlerin sekteye uğramasına ve cezai yaptırımlar ile karşılaşmasına sebep olabilmektedir. Üretim aşamasında yazılımsal ihtiyaçlarını lisanssız veya korsan programlar üzerinden yürüten firmalar açısından işlenilen bu suç gerek maddi gerekse de manevi olarak kurumun ticari faaliyetlerini tehlikeye sokabilmektedir.

Lisanssız Yazılım ( Korsan Program) Kullanma Suçu ve Tespiti

Korsan yazılım ya da lisanssız yazılım kullanma suçlarında öncelikle yazılımı lisanssız kullanan şirketin tespit edilmesini takiben, bu şirket alehinde savcılık kanalıyla suç duyurusunda bulunulur. Savcılıktan arama kararı talep edilerek,korsan yazılım kullanan şirkete kolluk kuvveti aracılığı ile tespit yapılır. Arama kararı ve akabinde kolluk kuvvetleriyle, şirketin lisanssız yazılım kullanıldığı tespit edilmesinden sonra firma yetkilileri hakkında dava açılarak yargılama talep edilmektedir. Firma yetkililerine açılacak olan davada kanun, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası yaptırımı belirlemiştir. Lisansız yazılım kullanma suçlarında açılacak davalar Asliye Ceza Mahkemelerinde görülmekte olup, dava neticesinde suçun işlendiği kanaatine varılması durumunda yukarıda belirtilen cezai yaptırım uygulanacaktır.

Yargılama süreci devam ederken veya süreç sonunda ayrıca lisanssız yazılım kullanan şirketin bir de tazminat ödeme hususu gündeme gelmektedir. Ticari faaliyetlerin yürütülmesi esnasında korsan yazılım (lisanssız yazılım) kullanarak ticari fayda elde eden şirkete karşı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 68. maddesi uyarınca mali haklara tecavüz halinde hakları ihlal edilen firmalar tazminat davası açabilmektedir. Burada Kanun lisanssız yazılım kullanan şirket alehinde 3 kata kadar tazminat talep edilebileceğine hükmeder.

Korsan Yazılım Kullanma Suçu ve Uzlaşma

Lisanssız yazılım kullanma suçu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 71. maddesi kapsamında şikayete bağlı bir suç olup suçun takibi ve tespiti şikayete bağlıdır. Bu noktada lisans hak sahibi firmalar korsan yazılım kullanan firmalar ile uzlaşma yoluna giderek şikayetin geri çekilmesini sağlayabilmektedir.

Korsan yazılım diğer bir ifadeyle lisanssız yazılım kullanma suçu ile ilgili olarak hukuk büromuzla iletişime geçerek, Fikir ve sanat eserleri Kanunu konusunda uzman avukatlarımız tarafından hukuki destek alabilirsiniz. Bu bağlamda gerek lisanssız yazılım kullanan firmaların tespitinde savcılık ve yargılama süreçlerinin takibi gerekse de lisansız ürün kullanımına ilişkin yapılacak uzlaşma görüşmeleri açısından hukuki anlamda deneyimli kadromuzla hizmet vermekteyiz. Ayrıntılı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

zorla senet imzalatma suçu

Zorla Senet imzalatma Suçu

Zorla senet imzalatma eski Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç olarak düzenlenmiş olsa da 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda Yağma Suçu ( gasp suçu) ile ilişkilendirilmiştir. Türk Ceza kanunu’nun 148. maddesinde zorla senet imzalatma fiili suç sayılmış ve Senedin yağması olarak ifade edilmiştir.

zorla senet imzalatma suçu

Zorla Senet İmzalatma Suçu Nedir?

Yağma suçuna bağlı bir eylem olan zorla senet imzalatma davranışı, Türk Ceza Kanunu 148. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu suça göre, bir kişiyi cebir ve tehdit kullanarak borç altına sokmak maksadıyla zorla senet imzalatmak senedin yağması suçu olarak hükmedilmiştir.

Zorla senet imzalatma davranışı dışında, borçlu olunan bir senedi cebir ve tehditle imha etmek, yırtmak, imha edilmesine karşı koymamaya mecbur etmek de senedin yağması suçunu ifade etmektedir.

Zorla Boş Kağıda İmza Attırma

Söz konusu senedin yağması suçu kapsamında değerlendirilen bir başka fiil de ileride senet haline getirilebilecek, borç doğuracak bir kağıdın cebir veya şiddet kullanılarak imzalatılmasıdır.

Senedin Yağması Suçu Şartları Nelerdir?

Bir fiilin senedin yağması suçu kapsamında değerlendirilebilmesi için öncelikle cebir veya şiddetin varlığının olması gerekir. İkinci olarak da bu fiilin maddi bir karşılığa ilişkin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yani zorla senet imzalatma gibi borç doğurucu ya da senedi zorla elinden alma, imha etme, imha edilmesine karşı koymamasını sağlama amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir.

Zorla Senet İmzalatmanın Cezası Ne Kadar?

Burada işlenen suç itibariyle yargılama, gasp suçu ( yağma suçu) kapsamında yapılmaktadır. Söz konusu yağma suçu basit haliyle işlendiğinde 6 yıl ile 10 yıl arasında bir hapis cezasına sebebiyet verecektir. Eğer suç nitelikli yağma ( nitelikli gasp suçu) şeklinde işlenmiş ise zorla senet imzalatmanın cezası 10 yıl ile 15 yıl arasında olacaktır. Nitelikli hallerin ortaya çıkmasına sebebiyet verecek birden fazla fiilin varlığı durumunda ise suçun alt sınırı 10 yıldan daha fazla olacaktır.

Zorla İmzalatılan Senet Geçerli Midir?

Borçlar hukukuna göre zorla senet alınması veya senedin zorla imzalatılması, sakat borç kavramını ortaya çıkarır. O yüzden senet hükümsüzdür. Fakat senedin hükümsüz olması işlenilen fiilin suç olmaktan çıkarılmasını sağlamaz.

Zorla Senet imzalatma veya zorla boş kağıda imza attırma gibi durumlarda hukuki sürecin doğru yürütülmesi gerekir. Söz konusu suç yağma (gasp suçu) kapsamında değerlendirildiğinden dolayı gerçekleştirilen fiilden alınacak olan cezalar oldukça yüksek olmaktadır. O nedenle bu sürecin uzman bir ceza avukatı ile yürülmesi önerilir.

Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma)

Muris muvazaası, miras bırakan kişinin mirasçılarından bazılarının mirastan yararlanmasını engellemek amacıyla yaptığı hileli işlemdir. Muris muvazaası diğer adıyla mirastan mal kaçırma, miras bırakan ile 3. kişiler arasında gerçekleştirilen hileli satışları ifade etmektedir. Tapuda satış yoluyla gerçekleşen muvazaalı işlemler ya da tarafların kendi aralarında yaptıkları gizli sözleşmeler, mirastan mal kaçırma eylemini gizlemek adına yapıldığı için hukuken geçersizdir.

Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma

Muris Muvazaası ( Mirastan Mal Kaçırma )

Muris Muvazaası, miratan mal kaçırma amacıyla 3. kişilere satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstererek karşılıksız kazandırma yoluna gidilmesidir. Miras bırakan kişinin, mirasçılarının mirasta saklı paylarını almalarını önleyerek muvazaalı işlem gerçekleştirmesi mirastan mal kaçırma olarak adlandırılır.

Mirastan Mal Kaçırma ( Muris Muvazaası) Davasını Kimler Açabilir?

Miras hakkı çiğnenen her mirasçı muris muvazaasına ilişkin mirastan mal kaçırma davası açabilmektedir. Kanun muvazaalı işlemin her türlü delil ile ispatlanabileceğini ve miras hakkının muvazaalı işlemlerle gasp edildiği durumlarda mirasçılar tarafından bu davanın açılabileceğini belirtmiştir. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılar ya da evlatlıklar mirastan mal kaçırma davası açarak miras bırakan kişinin 3. kişilerle gerçekleştirdiği hileli işlemlerin iptalini talep edebilmektedirler. Muris muvazaası davası açma hakkı, mirasın reddi yapan, miras hakkından feragat eden ya da mirastan çıkarılan kişiler tarafından açılamamaktadır.

Muris Muvazaasında Zamanaşımı Süresi Ne Kadar?

Mirastan mal kaçırma amacıyla gerçekleşen muvazaalı işlemlerde, miras bırakan kişinin vefatından sonra mirastan mal kaçırma davası açılabilmektedir. Muvazaa davasında herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmaz veya bu tür davalar herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmamaktadır.

Mirastan Mal Kaçırma Davası Nerede Açılır?

Mirastan mal kaçırma davalarında görevli mahkemeler Asliye Hukuk Mahkemeleri olmaktadır. Muris muvazaasına konu taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme olduğundan dava, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır.

Babanın Mirası Tek Bir Çocuğa Bırakması Durumunda Ne Yapılabilir?

Mirastan mal kaçırma davalarına konu olan, en sık yaşanılan durumlardan birisi de babanın sağlığında hileli satış göstererek mirasa konu olacak taşınmazları tek bir çocuğunun üzerine devretmesi hususudur. Bu gibi durumlarda mirasçılar, miras haklarında muvazaalı işlemle kayba uğramaktadır. Söz konusu durumlarda mirasçılar muris muvazaası davası açarak haklarının korunmasını sağlayabilmektedirler.

Muris Muvazaası Davası Avukatı

Mirastan mal kaçırma durumlarında, miras hakkı kaybı söz konusu olduğundan bu hak kaybının önüne geçilebilmesi için muris muvazaası davası açılması gerekir. Miras Hukuku konusunda deneyimli miras avukatı kadromuz, yaşanılan hak kayıplarının önlenmesi ve mirastan mal kaçırmanın söz konusu olduğu durumlarda müvekkillerine süreç yönetimi konusunda destek sağlamaktadır. Bu konuda uzman desteği almak için bizimle iletişim sayfasından irtibata geçebilirsiniz.

Mirasın Borca Batık Olması

Mirasın Borca Batık Olması

Mirasın borca batık olması, murisin terekede yer alan alacaklarının borçlarını karşılamadığı durumu ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle mirasın borca batık olması, miras bırakan kişinin alacağından çok borcunun olmasıdır. Mirasçılar açısından murisin bırakacağı miras içerisinde taşınır ve yaşınmaz mallar olduğu gibi murisin borçları da terekede yer almaktadır. Bu noktada murisin borçlarının daha diğer mal ve değerlerden fazla olması söz konusu ise miras borca batık denilebilir.

Mirasın Borca Batık Olması

Borca Batık Miras Nasıl Paylaşılır?

Borca batık bir miras durumu olduğunda mirasçıların miras payları oranında borçlar her mirasçıya dağıtılır. Her mirasçı kendi payı oranında bu borçtan sorumludur. Burada bilinmesi gerekir ki, miras olarak kalan borç, normal bir miras gibi kanunda yer alan miras paylaşımındaki oranlar ölçüsünde her mirasçıya yansımaktadır. Mirasın hangi esaslara göre pay edileceği, mirasçılar arasında mirasın bölüşümüne ilişkin yasal miras paylaşımı yazımızdan öğrenebilirsiniz.

Mirasın borca batık olması durumu mirasçılar tarafından daha öncesinde bilinebileceği gibi, terekenin hesaplanmasından sonra da mirasın batık olduğu anlaşılabilmektedir. Bu noktada mirasçıların nasıl bir yol izlemesi gerektiği önemli bir hususu oluşturur.

Mirasın Borca Batık Olması Durumunda Ne Yapılmalıdır?

Yukarıda da belirttiğimiz üzere mirasın borca batık olması durumu, mirasçılar tarafından daha öncesinde bilinebileceği gibi tereke hesabından sonra da mirasın borca batmış olduğu ortaya çıkabilir.

Mirasçılar açısından murisin borç bırakması durumunda yapılması gereken murisin mirasını reddetmektir. Mirasın reddi davası açılabilmesi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunur ve çoğu zaman mirasçılar reddi miras yapamadan murisin borçlarından sorumlu olurlar. Eğer miras bırakan kişinin mirasının borca batık olduğu kesin olarak biliniyor ise mirasçıların mirasın reddi davası açmalarına gerek duyulmaz. Fakat mirasın borca batık olması durumu net değil ise tereke tespitinin ardından 3 ay içerisinde mirasçıların reddi miras yapmaları gerekir.

Mirasın borca batık olması durumlarında en sık yapılan hata, mirasa müdahale edilmesidir. Örneğin murisin borcunun fazla olduğu durumlarda mirasçıların mirastaki alacakları tahsil etmesi, murisin banka hesaplarındaki paraların çekilmesi ya da gayrimenkullerin kiraya verilmesi… gibi davranışlarda mirasçıların mirası kabul ettiği varsayılır ve mirasın reddi davası açma hakları bulunmaz.

İşçi Avukatı İşçi Hakları iş hukuku avukatı

İşçi Avukatı – İş Hukuku Avukatı

Çalışma Hayatında iş işverenler ile işçiler arasında hukuki anlaşmazlıklar sıklıkla dava konusu olup bu süreçte İşçi Avukatı çalışanın haklarının korunması ve olası hak kayıplarının bertaraf edilmesi amacıyla faaliyet gösterir.

Çalışma hayatına dair, ihbar ve kıdem tazminatı alacakları, haksız nedenle işten çıkarılma ve işe iade, işyerinde mobing, psikolojik baskı ve kötü niyet, iş kazası ve meslek hastalığı, fazla mesai ücretleri ve yıllık ücretli izinler, performans düşüklüğü, ekonomik nedenler ya da benzer sebeplerle işten çıkarma… gibi bir çok durum hukuki anlaşmazlıklara neden olmakla birlikte çalışanlar açısından hak kaybı yaşanmasına sebebiyet verebilmektedir. İşçi avukatı ise bu noktada yaşanacak hak kayıplarının önüne geçmek ya da yaşanılan mağduriyetin giderilmesi adına çalışanlara hukuki destek vermektedir.

İşçi Avukatı İşçi Hakları iş hukuku avukatı

İşçi Avukatı Ne Yapar?

Çalışma hayatına ilişkin yaşanılan sorunların hukuki temelde çözülmesi ve işçinin mağduriyetinin giderilmesi adına İşçi Avukatı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı,yıllık ücretli izin, fazla çalışma sürelerine ilişkin haklar, haksız nedenle işten çıkarılma sonucu işe iade davaları süreçlerinde çalışanın yaşadığı mağduriyetin giderilmesinin yanı sıra ölümlü veya yaralanmalı iş kazalarından doğan tazminatlar, sigortanın düşük gösterilmesi ya da çift bordro uygulamasından doğan hak kayıplarının telafisi… gibi hususlarda da İşçi Avukatı müvekkilinin haklarının korunması adına hizmet vermektedir.

İşçi Avukatı ( İş Hukuku Avukatı) Tutmanın Avantajları Nelerdir?

Çalışanlar açısından iş yaşamında karşılaşılan hukuki itilaflar hak kayıplarına neden olabilmektedir. Haksız nedenle işten çıkarılma, işyerinde psikolojik baskılar, performans düşüklüğü nedeniyle iş akdinin feshi, çalışanın rızası dışında işlerin çalışana yaptırılması, çalışanın rızası dışında çalışma yerinin değiştirilmesi, çalışma koşullarının kötüleşmesi, işçinin zam veya terfi haklarının kullandırılmaması, yıllık ücretli izinlerin kullandırılmaması, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi gibi pek çok konuda yaşanılan maddi veya manevi kayıpların telafisi İş Hukuku alanında deneyimli bir iş avukatı aracılığıyla çözülebilmektedir. Bu noktada işçi avukatı sizin haklarınızın gasp edilmesinin önüne geçilmesi adına hukuki süreç yönetimini profesyonel bir şekilde yerine getirecektir.

İşçi Avukatı İstanbul

İstanbul Bakırköy’de bulunan hukuk büromuzda İş Hukuku alanında deneyimli, işçi haklarının savunulması ve çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında titizlikle hareket eden işçi avukatları tarafından hukuki hizmet verilmektedir. İşçi avukatı kadromuz ile çalışma yaşamına dair yaşadığınız hukuki anlaşmazlıkların çözümü için bizimle iletişim sayfasından irtibata geçebilirsiniz.

Konkordato talebi iflas erteleme avukatı

Konkordato Nedir?

Konkordato, İcra İflas Kanunu 285. Madde uyarınca borçlarını süresi dolduğu halde ödeyemeyen veyahut vadesinde borcun ödenmeme tehlikesi bulunan borçlular tarafından, vade verilmek ya da tenzilat yapılmak suretiyle borcun ödenmesinin sağlanması veya olası bir iflastan kurtulmak için talep edilmektedir.

Konkordato talep eden firmalar açısından konkordato(iflas erteleme), ticaret mahkemelerinin tasdiki ile yapılan cebri bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile alacaklılar borçluya karşı alacağın bir kısmından feragat edebildikleri gibi, borcun belirlenen yeni bir vadeyle ödenmesi yönünde bir süre verirler.

Mevcut ekonomik konjonktürde borçlular, maliyet artışları ya da farklı sebepler neticesinde mali durumlarında yaşadıkları olumsuzlukların, borcun ödenmesinde yarattığı sıkıntıları iflas erteleme talep ederek aşma yoluna gidebilmektedirler. Mevcut düzenleme sayesinde iflas erteleme talep etmek isteyen borçlu açısından vadesinde ödenmeyen ya da vadesinde ödenmesi öngörülmeyen borçlar için yeni bir mühlet verilmekte, bu sayede hem firmanın iflasının önüne geçilmekte hem de borçtan indirim yapılması imkanı doğmaktadır. Alacaklı açısından ise borçlu firmanın iflası durumunda alacağın tahsilinde yaşanabilecek risklerin önüne geçerek alacağın güvenceye alınmasını sağlamaktadır.

Konkordato talebi iflas erteleme avukatı

Kimler Konkordato ( İflas Erteleme) Talep Edebilir?

İflas erteleme talebi yalnızca borçlu tarafından değil alacaklı tarafından da yapılabilmektedir. İcra İflas Kanunu 185. maddesine göre iflas erteleme talebi hem borçlu hem de alacaklı tarafından gerçekleştirilebilmektedir.

Borçlunun Konkordato(iflas erteleme) Talep Etmesi

Borçlunun iflas esaslarına tabi olup olmadığına bakılmaksızın tüm borçlular konkordato(iflas erteleme) için talepte bulunabilmektedir. Burada iflas erteleme talep edecek borçlunun iflasa tabi olup olmadığı, yalnızca iflas erteleme talebinin yöneltileceği görevli mahkeme açısından değişiklik gösterir.

Alacaklının Konkordato(iflas erteleme) Talep Etmesi

İflas talebinde bulunabilecek her alacaklı borçlu hakkında iflas erteleme işlemlerinin başlatılmasını isteyebilmektedir. Bu noktada alacaklının borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını talep edebilmesi için “borçlunun konkordato talep etmesi” başlığında belirttiğimiz iflasa tabi olmama durumundan farklı olarak yalnızca iflasa tabi borçlular için işlemlerin başlatılması talep edilebilir.

Konkordato Talebi Hangi Mahkemelerde Gerçekleşir?

Konkordatonun uygulanmasında yetkili mahkemeler Asliye Ticaret Mahkemeleri olup hangi mahkemenin görevli mahkeme sıfatında olduğunu belirleyen temel husus borçlunun iflasa tabi olup olmadığıdır. İcra İflas Kanunu 154. Maddesinde düzenlenmiş iflasa tabi olmayan borçlular için yapılacak konkordatonun talebinde görevli mahkeme, borçlunun yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemeleridir. İflasa tabi borçlular için yapılacak iflas erteleme taleplerinde ise yetkili mahkemeler borçluların muamele merkezlerinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Diğer yandan merkezleri yurtdışında bulunan borçlular için yetkili mahkemeler Türkiye’de bulunan merkez şubelerinin bulunduğu yer mahkemeleridir.

Geçici Konkordato Mühleti Nedir?

Borçlu tarafından yapılan iflas erteleme taleplerinde mahkeme, İcra İflas Kanunu 286. maddesinde belirtilmiş olan gerekli belgelerin mevcudiyetini tespit ettiği durumlarda derhal geçici mühlet kararı verecek ve aynı kanunun 297. maddesi 2. fıkrası uyarınca borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli tedbirleri alacaktır.

Eğer iflas erteleme talebi alacaklı tarafından verilmiş ise mahkeme, 286. maddede belirtilmiş olan gerekli belgelerin makul süre içerisinde borçlunun eksiksiz olarak mahkemeye sunmasını ister. Gerekli belgelerin sunulması ile birlikte mahkeme geçici mühlet kararını verir. Alacaklı tarafından iflas erteleme talep edildiğinde gerekli belgelerin hazırlanması sürecinde masraflar alacaklı tarafından karşılanır. Borçlunun gerekli belgeleri belirlenen sürede hazırlamaması ya da eksik hazırlaması durumunda mahkeme iflas erteleme talebini reddeder.

iflas erteleme taleplerinde geçici mühlet süresi 3 aydır. Bu 3 aylık süre dolmadan borçlu tarafından ya da geçici komiser tarafından yapılacak talep üzerine süre 2 ay daha uzatılabilmektedir. Fakat geçici konkordato mühletinde toplam süre 5 ayı geçemez.

Konkordato Kesin Mühlet Kararı Nedir?

Geçici mühlet içerisinde iflas erteleme talebinin başarıya ulaşmasının mümkün olduğu anlaşılır ise, mahkeme borçluya 1 yıllık kesin mühlet verir. Kimi durumlarda kesin mühlet süresi, komiserin durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi ile birlikte altı ay uzatılabilir. Borçlunun uzatma taleplerinde mahkeme, komiser görüşünü de almaktadır. Burada kesin mühlet kararı verilebilmesi için konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olması gerekir. Aksi durumlarda kesin mühlet kararı verilmez.

İflasa tabi borçlularda, iflas erteleme talebinin başarıya ulaşmayacağı aşikar olduğundan İcra İflas Kanunu 292. maddesi uyarınca yapılacak iflas erteleme talebi reddedilecek ve re’sen borçlunun iflasına karar verilecektir. Eğer ki borçlu iflasa tabi değilse sadece konkordato talebi reddedilir.

Konkordato Avukatı İstanbul

İstanbul’da faaliyet gösteren hukuk büromuz deneyimli kadrosu ile icra iflas kanunu ve Konkordato Avukatı ihtiyacı bulunan şirket ve kuruluşlara hukuki destek sağlamaktadır. Bu süreçte iflas erteleme belgelerinin temini ve mahkemeye başvuru, iflas erteleme mühletinin uzatılması talebi, iflas içi iflas erteleme talepleri, konkordatonun tasdiki gibi hukuki bilgi ve deneyim gerektiren konularda sizlere destek olmaktadır.

Evrakta Sahtecilik Suçu (Resmi Belgede Sahtecilik)

Evrakta Sahtecilik Suçu (Resmi Belgede Sahtecilik)

Türk Ceza Kanunu’nda, kamu güvenine karşı işlenen suçlar kapsamında yer alan resmi evrakta sahtecilik suçu, işleniş şekli itibariyle üç farklı seçimlik hareketle gerçekleştirilebilmektedir. Resmi belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu 204. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, sahte resmi belge üretilmesi veya mevcut resmi belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi evrak düzenlenirken başkalarını aldatacak şekilde değişiklik yapılması, sahte resmi belgenin kullanılması şeklinde üç farklı seçimlik hareketin gerçekleştirilmesi ile işlenir.

Evrakta Sahtecilik Suçu (Resmi Belgede Sahtecilik)

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Nedir?

Resmi evrakta sahtecilik (resmi belgede sahtecilik) suçu yukarıda belirtildiği şekillerle kamu güvenine karşı işlenen suçlar kapsamında yer alır. Resmi belgede sahtecilik ile özel belgede sahtecilik suçları birbirinden farklı suçlar olup, aralarındaki en önemli fark, resmi belgede sahteciliğe konu olan evrakın aslının yetkili resmi memurlar tarafından düzenlenmesidir. Resmi belgede sahtecilik suçu basit şekliyle veya nitelikli haliyle işlenmiş olabilir. Resmi evrakta sahtecilik suçunun işleniş biçimine göre alınacak olan ceza da farklılık göstermektedir. Söz konusu suç şikayete bağlı bir suç değildir. Suçun zamanaşımı süresi ise en basit haliyle bile 8 yıl olduğundan bu tür bir suç işlendiğinde 8 yıl içerisinde şikayetin yapılması gerekir. Resmi belgede sahtecilik suçlarında soruşturmanın sağlıklı yürüyebilmesi adına savcılığa suç duyurusunun en kısa sürede yapılması gerekir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası Ne Kadar?

Resmi belgede (evrakta) sahtecilik suçlarında alınacak olan ceza, suçun basit mi yoksa nitelikli hali mi olduğuna göre değişmektedir. Resmi belgede sahtecilik suçu, resmi bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, evrakın başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya kullanılması gibi durumlarda basit haliyle işlenmiştir. Basit resmi belgede sahtecilik suçlarında alınaca ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. Türk Ceza Kanunu 204ç maddenin 1. fıkrasında basit resmi belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir.

Kamu görevlilerinin görevinden kaynaklanan, görevi kötüye kullanma suretiyle bu suçu işlemeleri durumunda, resmi belgede sahtecilik suçunun cezası 3 yıl ile 8 yıl arasında olmaktadır. Türk Ceza Kanunu 204. maddesinin 2. fıkrasına göre kamu görevinden kaynaklı görevi kötüye kullanma suretiyle resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, değiştiren, kullanan kişiler 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan evrakın sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli olan belgelerden ise belirlenen suçun cezası ½ oranında arttırılmaktadır.

Sağlık mensubu kişiler (doktorlar,hemşireler,ebeler ve diğer sağlık çalışanları) gerçeğe aykırı belge düzenlemek suretiyle kamunun ya da kişilerin zararına yol açmaları veya haksız bir menfaat elde etmeleri halinde resmi evrakta sahtecilik suçu işlemiş olurlar ve Ceza Kanununda belirlenen hükümler gereği cezalandırılırlar.

Resmi Belgeyi Sahte Olarak Düzenleme Suçu

Türk Ceza Kanunu’nda belirtilmiş olan evrakta sahtecilik suçu kapsamında yer alan bu fiil, bir belgenin resmi bir belge gibi düzenlenmesi ya da üretilmesi şeklinde gerçekleşir. Bir belgenin kısmen veya tamamen gerçek bir resmi belge gibi üretilmesi, “resmi belgeyi sahte olarak düzenleme” kapsamında suç teşkil eder. Resmi belgenin şekil,amblem, form, görünüş ya da yazı gibi özelliklerinin taklit edilerek elde edilen belge, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi suçu için yeterlidir. Örneğin nüfus cüzdanını taklit edilerek sahte kimlik üretmek bu kapsamdadır. Bu tür bir suçta üretilen belgenin kullanılması şart değildir. Suçun oluşması için evrakın düzenlenmiş olması yeterlidir.

Resmi Belgeyi Başkalarını Aldatacak Biçimde Değiştirme Suçu

Resmi belgeyi sahte olarak düzenleme suçundan farklı olarak, resmi belgeyi başkalarını aldatacak biçimde değiştirme suçunda, kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş resmi bir belgenin üzerinde değişiklik yapılmasını kapsar. Örneğin gerçeğe uygun olarak düzenlenmiş bir resmi belge üzerinde yazıların değiştirilmesi, yazı eklenmesi veya çıkarılması, belge tarihinin değiştirilmesi…gibi resmi belgenin aldatıcılık vasfı taşıyan eylemlerle değiştirilmesi, “resmi belgeyi başkalarını aldatacak biçimde değiştirme suçu” kapsamında değerlendirilir. Türk Ceza Kanunu 204/1 madde ve fıkrasında suçun kapsamı düzenlenmiştir.

Sahte Resmi Belgeyi Kullanma Suçu

Türk Ceza Kanunu 204. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen bir başka suç ise, resmi belge niteliğinde olan fakat sahte olarak düzenlenmiş, taklit edilmiş ya da değiştirilmiş bir belgenin kullanılmasıdır. Burada suçun gerçekleşmesi için sahte resmi belgeyi kullanan kişinin, belgenin sahte, değiştirilmiş ya da taklit edilmiş olduğunu bilmesi gerekir. Aksi durumda yani belgenin değiştirilmiş, taklit edilmiş ya da sahte olduğu bilgisine sahip olmayan bir kişi, bu belgeyi kullanması nedeniyle suçlanamaz.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir?

Resmi belgede (resmi evrakta) sahtecilik suçunun kimi zaman daha fazla cezayı gerektirdiği durumlar vardır. Suçun nitelikli halleri olarak karşımıza çıkan bu durumlar;

  • Kamu görevlisinin (devlet memurunun) resmi belgeyi sahte olarak düzenlemesi, değiştirmesi ya da kullanması. Türk Ceza Kanunu 204. maddenin 2. fıkrasında kamu görevlililerinin bu suç kapsamında alacağı ceza suçun nitelikli hali olması sebebiyle daha fazla olacaktır.
  • Belgenin sahte olup olmadığının ispatına kadar geçen sürede geçerli belge olması durumu da suçun nitelikli halinin olmasına sebep olur.

Kamu Görevlisinin (Devlet Memurunun) Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Devlet memuru sıfatıyla resmi belgede sahtecilik suçu işleyen kişi için mevcut eylem resmi belgede sahteciliğin nitelikli halidir. Kamu görevlisinin resmi bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi, resmi belgeyi değiştirmesi ya da sahte resmi belgeyi kullanması durumunda suçun daha ağır bir cezayı gerektiren nitelikli hali mevcuttur. Türk Ceza Kanunu 204. maddenin 2. fıkrasında açıkça suçun cezası belirtilmiştir. Fakat burada bir ayrımın yapılması gerekir. Resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, değiştiren veya kullanan kamu görevlisinin bu belgeyi düzenleme yetkisinin bulunmaması durumunda suç nitelikli haline göre değerlendirilmez. Söz konusu TCK maddesinin 1. fıkrasına göre kamu görevlisi cezalandırılır.

İzale-i Şuyu Davası

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası

Paylı bir mülkiyete sahip taşınır veya taşınmaz mal üzerindeki ortaklığın giderilmesini ve bireysel mülkiyete geçişi sağlayan dava türü, İzale-i Şuyu Davası diğer bir ifadeyle ortaklığın giderilmesi davası olarak adlandırılır. İzale-i Şuyu davasında paydaşı olunan taşınır veya taşınmaz mal üzerindeki diğer ortaklarla olan paydaşlığın sonlandırılması hedeflenir. Örneğin pay sahibi olduğunuz bir arsada ortaklığın giderilmesi adası açılarak söz konusu taşınmaz üzerindeki ortaklığın sonlandırılması ve kişisel mülkiyete geçilmesi sağlanabilmektedir.

İzale-i Şuyu Davası Nedir?

İzale-i Şuyu, paylı bir taşınmaz ya da taşınır mal üzerindeki ortaklığın giderilmesidir. Bu noktada paydaşlar tarafından taşınmazın ya da taşınır malın nasıl paylaşılacağı konusunda yaşanılan anlaşmazlık, İzale-i Şuyu davası açılarak çözülebilmektedir. Ortaklığın giderilmesi davalarında hakimin paylaşımı yapmasına dair iki yöntem vardır. Birincisi aynen taksim suretiyle İzale-i Şuyu (ortaklığın giderilmesi) ikinci yöntem ise, taşınmazın ya da taşınır malın satışıdır. Dava sürecinde paydaşların malın bölüşümünde bir anlaşma yoluna gitmeleri durumunda hakim, yapılan anlaşma gereği malın paylaştırılmasına dair karar verir. Fakat malın bölüşülmesinde tarafların uzlaşma sağlayamaması durumunda malın satışına karar verilir. Ortaklığın giderilmesi için yapılacak satış ihale yoluyla yapılabileceği gibi, tüm ortakların hemfikir olması durumunda satış ortaklar arasında da yapılabilmektedir. Satışın ortaklar arasında yapılmasına yönelik bir durum söz konusu olduğunda satış yalnızca ortaklar arasında olacaktır.

Ortaklığın giderilmesi davalarında satış kanalıyla çözüm sağlanması durumunda satıştan sonra her paydaş, payı oranında satıştan gelir elde eder.

 

İzale-i Şuyu Davası

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Kime Karşı Açılır?

İzale-i Şuyu davalarında davanın muhatabı tüm paydaşlardır. Ortak taşınır veya taşınmaz üzerindeki tüm pay sahibi kişiler İzale-i Şuyu davasının tarafıdır. Ortaklığın giderilmesi davası, paydaşlar arasında malın paylaşımından doğacak olan anlaşmazlıkların çözümü için açılır. Ortakların anlaşma yoluyla paydaşlığı gideremedikleri durumlarda İzale-i Şuyu davası açılması gerekir. Ortakların birisinin vefatı gibi bir durum söz konusu olduğunda vefat eden kişinin mirasçıları İzale-i şuyu davasının tarafıdır. Ortaklığın giderilmesi davalarında tarafların hepsinin olması zorunludur.

İzale-i Şuyu Davası (Ortaklığın Giderilmesi) Nerede Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davalarında davanın açılacağı yer mahkemesi, taşınmazın bulunduğu yerdeki görevli mahkemelerdir. Örneğin ortaklığın giderilmesi amacıyla açılacak İzale-i Şuyu Davasına konu taşınmazın Bakırköy’de olduğu durumda dava Bakırköy Adliyesinde Sulh Hukuk Mahkemesine dava açılır.

İzale-i Şuyu ( Ortaklığın Giderilmesi) Davası Avukatı

Ortaklığın giderilmesi davalarında sıklıkla hak kaybı yaşanması söz konusu olabilir. Bu tür davalarda maddi anlamda yaşanacak hak kayıplarının önüne geçilebilmesi ancak bu konuda uzman bir avukat tarafından dava sürecinin takip edilmesi ile çözülebilmektedir. Taşınmaz malın ya da taşınır malın üzerindeki paydaşlığın giderilmesi noktasında bir avukat tarafından hukuki destek almak, dava sonucunda yaşanacak maddi kayıpların önüne geçebilmenize olanak sağlar.

Yasadışı Bahis Nedeniyle Banka Hesabına Bloke Konulması Av. Halil İbrahim ÇELİK

Yasadışı Bahis Nedeniyle Banka Hesabına Bloke Konulması

Türk Ceza Kanunu 228/4 hükmü uyarınca kumar suç kapsamında yer almaktadır. Kanuna göre kazanmanın şansa bağlı olduğu tüm oyunlar kumar olarak nitelendirilir. Devletin yasal olarak izin verdiği bahis oynatmakla yetkili kuruluşlar dışında yer alan bahis şirketlerinden yapılan işlemler kumar oynama ve oynatma suçu kapsamındadır. Milli Piyango ve İddaa gibi devletin yasal izniyle faaliyet yürüten kuruluşlardan yapılacak şans oyunları kumar suçu çerçevesinde değerlendirilmezken, yasal izne tabi olmayan internet üzerinden işlem yapan bahis ve casino firmaları kumar suçu kapsamında yer alırlar. Yasadışı bahis nedeniyle banka hesabına bloke konulması, kumar oynatma veya kumar oynama şüphesiyle MASAK Başkanlığı tarafından suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla yürütülmektedir.

Yasadışı Bahis Nedeniyle Banka Hesabına Bloke Konulması

5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca, yasadışı kumar oynayan veya oynatan kişilerin elde ettikleri suç gelirlerinin aklanması ve terör finansmanının önlenmesi çerçevesinde  MASAK Başkanlığı, veri toplama, şüpheli işlem bildirimlerini alma, analiz etme ve değerlendirme yetkilerine sahiptir.  Kanunun 17. Maddesi uyarınca, suç gelirinin aklanması ve terör finansmanı olduğuna yönelik kuvvetli şüphenin bulunduğu durumlarda 5217 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 128. Maddesi kapsamında malvarlığı değerlerine el konulabileceğine hükmedilmiştir.

Son dönemde MASAK tarafından banka hesaplarının incelenmesi maksadıyla onbinlerce kişinin banka hesabına bloke konulmuştur. Yasadışı kumar nedeniyle banka hesabına bloke konulan kişilerin bir kısmı yapılan incelemenin ardından hesaplarına tekrar erişebilirken bir kısmının inceleme işlemleri de devam etmektedir.

MASAK tarafından terörün finansmanının önüne geçilmesi ve suç gelirlerinin aklanmasının engellenmesi amacıyla yürütülen incelemeler neticesinde bahis şirketleri ile ilişkili olduğu yönünde kuvvetli şüphenin bulunduğu hesaplara el konulabilmektedir. Bu işlemler yalnızca Sanal bahis olarak adlandırılan internet üzerinden yapılan yasadışı bahisleri kapsamamaktadır. Aynı zamanda sanal casino firmalarından yapılan işlemler ve yasadışı forex firmalarından yapılan işlemler de Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki 5549 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmektedir.

Yasadışı bahis nedeniyle banka hesabına el konulan kişiler açısından banka hesaplarındaki hareketliliğin suç kapsamında yer alan bir durumdan kaynaklanmadığına ilişkin yapılacak itiraz ile söz konusu hesap blokesinin kaldırılması mümkün olabilmektedir. MASAK tarafından yasadışı bahis oynan kişilerin banka hesabına bloke konulması söz konusu olduğunda, hesabına bloke konulan kişiler, yasadışı bahis oynanmadığına ilişkin kanıtlar sunarak incelemenin sonlandırılması adına hareket edebilirler.