Kategori arşivi: Aile Hukuku

İddet Müddeti - Av. Halil İbrahim Çelik

İDDET MÜDDETİ VE KALDIRILMASI DAVASI

İddet müddeti evli bir kadının boşandıktan sonra yeniden evlenemeyeceği süredir. Bu süre 300 gün olarak belirlenmiştir. 300 günlük süre mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade eder. Bu süreye bekleme süresi de denmektedir. Süre doğurmakla sona erer. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbirleriyle evlenmek istemeleri hallerindeyse mahkeme bu süreyi kaldırır. Çünkü İddet müddetinin amacı nesebin karışmasının önlenmesidir. Süreyi kaldıran bu durumlarda nesebin karışma ihtimali bulunmamaktadır. Boşandıktan sonra 300 gün içinde meydana gelen çocuğun babası eski kocadır. Bu kural babalık karinesidir. Bu karinenin uygulanmasının önüne geçilmesi için iddet müddeti kaldırılmaya yönelik dava açılmalıdır. Dava aile mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin kanun gereği aile mahkemesinde açılacaktır. Hasımsız olarak açılır. İddet müddeti yalnızca kadınlar içindir. Boşanan bir erkek 300 günlük evlenme yasağı bulunmadan 300 gün içinde evlenebilecektir. Boşanma kararı kesinleştikten sonraki 300 gün içinde kadın hamile olmadığı ispatlayan doktor raporu ile evlendirme memuruna başvursa bile mahkeme kararı aranmaktadır. Kadının iddet müddeti içinde evlenebilmesinin tek şartı mahkeme yoluyla bu sürenin kaldırılmış olmasıdır. Her durumda boşanmadan sonra iddet müddeti kaldırma davası açılmalıdır. Eğer iddet müddeti mahkeme kararı ile bozulmazsa bu sürede doğan çocuk babalık davası açmak durumunda kalacaktır. iddet müddeti kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararı verildiği gibi yürürlüğe girer. Mahkeme hastanelerden gelen hamile olunmadığına ilişkin rapora göre karar verir. Evlenmekten yasaklanan eşlerin (MK. 142)  tekrar evlenmek istemeleri halinde hâkim, evlenmekten yasaklama süresini kısaltabilir.

Hükmün lafzı açıkça iddet müddeti sona ermesine kadar kadın için evlenme engeli oluşturduğunu beyan etmekte ise de söz konusu iddet müddeti uygulamasının amacı nesep karışıklığının önlenmesidir. Ancak iddet müddeti içinde koca dışında başka bir erkekten hamile kalan kadın, iki tarafında evlenmeyi istemesine rağmen iddet müddeti engeline takılmaktadır. İddet müddeti kaldırılması ancak hamile değildir raporuna göre verilmektedir. Hamile olan eşin ise iddet müddeti bitene kadar beklemesinden başka çare bulunmamaktadır. Bu durumda ise babalık karinesi geçerli olmakta ve iddet müddetinde doğan çocuk eski kocanın çocuğu sayılmaktadır. Biyolojik babanın çocukla soybağının kurulması içinse eski kocanın çocuğu soy bağından ret etmesi gerekmektedir. Daha sonrasında biyolojik baba çocuğu tanıma veya babalık davası ile bağ kurabilecektir. Bu durum kadın eş ve tüm taraflar için sıkıntılar yaratmaktadır. Hükmün amacı nesebin karışmaması ise, iddet müddeti içinde başka bir erkekten hamile kalıp bu erkekle evlenecek kadının önüne iddet müddeti engelinin konulması kanaatimce hükmün ruhunun yorumuna aykırıdır. Zira bu durumda biyolojik baba ile nüfustaki baba aynı kişi olacak, nesebin karışması ihtimali kalmayacaktır.

İlgili Yargıtay kararları;

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 1980 / 1907 Karar: 1980 / 2122 Karar Tarihi: 10.03.1980; Boşanan kadın, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gün geçmedikçe, yeniden evlenemez. Ancak bu arada doğurduğu veya tabip raporu ile gebe olmadığı gerçekleştiği takdirde <İddet müddeti> sona erer (MK.95). Boşanan eşlerin tekrar evlenmek istemeleri halinde ise hâkim, süreyi kısaltabilir. Evlenmekten yasaklanan kadının iddet müddeti, az önce belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde bile, kısaltılamaz ve başkası ile evlenemez. Evlenmekten yasaklanan eşlerin (MK. 142). Tekrar evlenmek istemeleri halinde hâkim, evlenmekten yasaklama süresini kısaltabilir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2004 / 14384 Karar: 2004 / 14229 Karar Tarihi: 30.11.2004;Davacının Hakan, Ozan ve Okan isimli çocukların doğumunu ve kendisinden olmadığını öğrendiği tarih 25.5.2003 tarihidir. Bunun aksini gösterir bir kanıtta getirilmemiştir. Çocuklar boşanma hükmünün kesinleşmesinden ve anne tarafından babanın haberi olmadan İddet müddeti geçtikten sonra 23.10.2001 tarihinde tescil ettirildiği anlaşılmaktadır. Babanın daha önce doğumlardan bilgi sahibi olduğu da kanıtlanmamıştır. Türk Medeni Kanununun 289/son maddesi gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Koşulları oluştuğundan taraf delillerinin toplanıp sonucu uyarınca karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Boşanmada Düğün Takıları Nasıl Paylaştırılır - Av. H. İ. Çelik

BOŞANMADA DÜĞÜN TAKILARI NASIL PAYLAŞTIRILIR

Boşanmada düğün takıları son dönemde oldukça çok tartışılan ve merak edilen bir konudur. Evlilik bir kadınla erkeğin aile oluşturmak maksadıyla Medeni Kanunda öngörülen şartlarla hayatlarını birleştikleri kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu şartlardan bir tanesi ise şekil şartı olan evliliğin merasime tabi olmasıdır. Buna göre birbiriyle evlenecek kadın ve erkek, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar. Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevli memur, köylerde muhtardır. Kişiler vekil aracılığıyla evlenemez, yalnızca özel vekâletname ile başvuru işlemlerinin yapılması sağlanabilir. Erkek ve kadın nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki evliliği sona ermişse buna ilişkin belgeyi küçük veya kısıtlı ise ayrıca yasal temsilcisinin imzalı onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memuruna sunmak zorundadır.  Evlendirme memuru, başvuru belgelerinde eksiklik ve engel yoksa çiftlere merasimin yapılacağı gün ve saati bildirir. Evlenme töreni evlendirme memurunun ve mümeyyiz iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Kural olarak evlendirme dairesinde gerçekleştirilen tören tarafların talebi üzerine memurun onaylayacağı yerde de yapılabilir. Evlendirme memuru taraflara birbirleriyle evlenmek isteyip istemediğini sorar. Taraflar olumlu cevap verdiklerindeyse evlilik sözleşmesi kurulmuş olur. Olumlu yanıtlardan sonra memurun ayrıca çiftleri karı koca ilan etmesi evliliğin kurucu unsuru değildir.

Türk toplumunda gelenek görenekleri ışığında evlenme merasimine ayrı bir önem atfedilmiştir. Kural olarak evlendirme dairesinde gerçekleştirilen bu merasim genellikle tarafların seçecekleri yerlerde şölen şeklinde gerçekleşmektedir. Bu şölenin olmazsa olmaz unsuru olarak takı merasimi karşımıza çıkar. Davetliler sıraya girerek gelin ve damada düğün takısı adı altında hediyelerini sunmaktadır. Çeşitli yörelerde sıraya girmeden gelin ve damadın davetlilerin masasına giderek kabul ettikleri şekilde gerçekleşebildiği gibi henüz düğünün girişinde bir kesede toplanması şeklinde de olabilmektedir. Taraflar için evliliğin ilk zamanlarında ciddi bir gelir sağlayan bu takılar boşanma esnasında ihtilaflara neden olmaktadır. Boşanmada düğün takıları ne şekilde paylaştırılır ve kimde kalır sorusu çekişmeli olan konulardan biridir.

Düğünde altın olarak ziynet eşyası getirilmesi birçok yörede gelenekselleşmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E:2010/4414 K:2010/10604 ve 11.10.2010 tarihli kararında, evlenme sırasında kadına takılan ziynet eşyalarını bağış olarak kabul etmiş ve kadına ait olduğunu belirtmiştir. Boşanma sırasında kadının bunları geri verme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu ziynet eşyalarını erkek tarafının kadına takmış olması bu sonucu değiştirmez. Erkek tarafının taktığı takılar da bağış niteliğindedir. Erkeğe takılacak takılarınsa kimde kalacağı merasimin yapıldığı yerin örf ve âdetine göre belirlenir. Bazı yörelerde erkeğe takılan erkeğe kadına takılan kadına kalmaktaysa da bazı yörelerde erkeğe takılan ziynet eşyaları da kadında kalmaktadır. Düğünde takılan takıların niteliğine göre de bir paylaşım yapılabilmektedir. Bazı yöreler altınların yada paraların kalacağı kişileri ayrı ayrı belirlemiş durumdadır. Eğer birden fazla yerde düğün yapılmışsa, örneğin kadın ve erkeğin başka şehirlerde yaşamaları dolayısıyla iki ayrı takı merasimi yapıldıysa, takılanların kimde kalacağı her bir düğünün yapıldığı yerdeki örf âdete bakılarak kararlaştırılır.

Ziynet eşyalarının rahat taşınabilmesi ve saklanabilmesi sebebiyle kadında kalacağı kabul edilmiş ve eşyaları erkeğin kadından aldığının ispatı kadına yükletilmiştir. Düğünde takılan takıların evlilik sırasında koca tarafından harcanması durumunda, damadın karşılığını kadına ödemesi gerekmektedir. Ancak erkek taraf takıları aile birliği için harcadığını kanıtlayabilirse ziynet eşyalarının bedelini kadına ödeme yükümünden kurtulur. Aile birliği harcamaları çocuk masrafları, balayı harcamaları gibi giderlerdir. Erkek taraf harcamalarının aile birliği için olduğuna inandırıcı deliller getirirse, bu sefer erkek tarafın kişisel ihtiyaçları için bu harcamaları yaptığını ispat kadın tarafına düşer. Çünkü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf iddiasını ispatla mükelleftir.

Boşanmada düğün takıları kadına ait olduğunu belirtmiştik. Ancak bu düğün takılarının erkek tarafından alındığının ispatını kadın yapmalıdır. Zira düğün takılarının kadın kaldığı bir nevi karine olarak kabul edilmiştir.

Düğün merasimi sırasında hangi takının kime takıldığının ispatında alınan video kayıtları ve çekilen fotoğraflar etkili ispat araçlarıdır. Bununla birlikte tanık beyanları da takıların kime bağışlandığını ispatta kullanılabilecek delillerdir.

Boşanmada Düğün Takıları Hakkında Yargıtay Kararları;

– Boşanmada düğün takıları kadına aittir. Boşanma halinde geri verme yükümlülüğü yoktur. Mahkemenin davayı kabul gerekçesi olaya ve içtihatlara uygun değildir. Şu durumda, eşyaların geri alınması için bir neden olmadığına göre davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.  (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2002/10498K. 2003/770T. 27.1.2003)

– Medeni Kanunun 1. maddesi gereği Hâkim Kanunda hüküm bulunmayan hallerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Taraflar zilyetlik karinesinin aksini her türlü delil ile ispatlayabileceklerine göre, burada örf ve âdetin tespiti önem taşımaktadır. Tarafların oturdukları bölgede, düğünde kim tarafından hediye edilmiş olursa olsun, takılan ziynet eşyasının geline ait olduğunu kabule elverişli istisnasız herkes tarafından uyulan, istikrar kazanmış örf ve adet varsa, kadını hukuki hamil kabul etmek gerekir. Bu yön gözetilmeden örf ve adet araştırılmadan, eksik tahkikatla düğün sırasında kocanın üzerine takılan eşyanın kocaya ait kabulü ile kadından istirdada karar verilmesi doğru değildir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 1995/10121K. 1995/11061T. 26.10.1995)

– Dosyadaki kanıtlara ve taraf tanıklarının beyanlarına göre, davacının evlendiği tarihte davacıya düğün hediyesi olarak takılan para ve bir miktar küçük altının, evlilik sırasında davalı tarafından bozdurulup gereksinimlerine harcandığı anlaşılmaktadır. Boşanmada düğün takıları kadın ait olduğundan davalı tarafından harcanan bu takıların kadına verilmesi gerekmektedir.

– Davacıya düğünde takılan altın ile para bağış niteliğindedir ve davacının mülkiyetine geçmiştir. Medeni Kanun hükümlerine göre evin ihtiyacını karşılamak kocanın yükümlülüğü altındadır. Bunun içindir ki davalının altınları ailenin gereksinmeleri için harcanmış olması, bunları aynen veya bedelini ödeme yükümlüğünden kurtarmaz. Boşanmada düğün takıları kadına ait olduğundan davalı tarafından harcanmış para ve altın miktarı, dosyadaki tanık beyanları ve diğer deliller doğrultusunda belirlenerek davacıya verilmesi gerekirken istemin bu bölümünün tümden reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. (T.C. Yargıtay 4.Hukuk DairesiE:2004/6794K:2005/157T:24.01.2005)

Şiddetli Geçimsizlik

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma

Boşanma, evliliğin yasal olarak sonlandırılması anlamına gelir. Boşanma yapılabilmesi için 4721 sayılı Medeni Kanuna göre haklı boşanma nedenleri ile birlikte boşanma davası açılmalıdır. Bu noktada açılabilecek boşanma davası şekil ve usul yönünden farklılık gösterir. Her iki eşin de boşanma yönünde irade sergilediği ve boşanmanın tüm hukuki sonuçları üzerinde uzlaştığı boşanma davası türü, anlaşmalı boşanma davasıdır. Anlaşmalı boşanma gerçekleştirmek isteyen kişiler açısından öne sürülebilecek haklı boşanma nedenlerinden birisi de şiddetli geçimsizlik halidir. Halk arasında sıklıkla kullanılan Şiddetli Geçimsizlik kavramının hukuki olarak ifadesi ise “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” olmaktadır.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle anlaşmalı boşanma davası açmak isteyen kişilerin öncelikle kanunda yer alan anlaşmalı boşanma şartlarını yerine getirmeleri gerekir. Buna göre anlaşmalı boşanma şartlarından ilki, evlilikğin 1 yıldan daha uzun sürmüş olmasıdır. 1 yılını doldurmamış evliliklerde şiddetli geçimsizlik nedeniyle anlaşmalı boşanma davası açılamaz. 1 yıldan daha uzun süredir evli olan bireyler, anlaşmalı boşanma dilekçesi ile birlikte yetkili Aile Mahkemesine boşanma istemiyle dava açabilirler. Burada yetkili Aile Mahkemesi eşlerin son altı ayda birlikte ikamet ettikleri yerde bulunur.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle anlaşmalı boşanma dilekçesi hazırlayacak olan kişiler, “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hukuki gerekçesini boşanma dilekçesinde kullanmalıdırlar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ortak yaşam kurulmasının taraflardan beklenmeyecek şekilde evliliğin temelinden sarsıldığı durumlarda anlaşmalı boşanma davası açılabileceğine 166. maddede yer vermiştir. Bu durumda hazırlanacak olan anlaşmalı boşanma dilekçesi içerisinde bireyler, hukuki sebep olarak evlilik birliğinin temelden sarsılması durumunu öne sürmelidirler. Diğer yandan boşanma dilekçesinin hukuki açıdan etkili bir dilekçe olabilmesi için bireyler boşanma sonrası istek ve talepleri de belirtmelidir. Ayrıca şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma dilekçesi içerisinde bireylerin şiddetli geçimsizlik halini izah etmeleri ve şiddetli geçimsizliğe neden olan davranışları anlatmaları kusursuz bir boşanma dilekçesi olması açısından önemlidir.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılacak olan anlaşmalı boşanma davası sürecin doğru bir şekilde yürütülmesi sonucu tek celsede sonuçlandırılabilmektedir. Bu süreçte tarafların tutacakları boşanma avukatı gerek boşanma davasının en kısa sürede sonuçlanması gerekse de boşanmadan doğacak olan hakların korunması noktasında müvekkillerine mutlak fayda sağlayacaktır. Her ne kadar boşanma davası açmak için avukat tutulması zorunlu olmasa bile boşanma davası sonrası velayet, mal paylaşımı, tazminat ve nafaka gibi konularda hak kaybı yaşanmaması boşanma avukatı tutulması ile mümkündür. Boşanma avukatı tutulması ile anlaşmalı boşanma 10 gün ile 2 ay arasında bir sürede sonuçlandırılabilir.

Aile Konutu Şerhi - Av. Halil İbrahim Çelik

AİLE KONUTU ŞERHİ

Aile konutu, eşlerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü, yaşantısına yön verip acı tatlı günleriyle eylemli olarak içinde yaşadığı, eşlerin birlikte seçtiği ortak konuttur. Bir taşınmazın aile konutu olabilmesi için evlilik birliğinin yürütülmesi ve devamlı olarak o konuttu oturulması aranmaktadır. Dolayısıyla yazlık, çiftlik gibi eşlerin zaman zaman bulunduğu ikincil nitelikteki konutlar aile konutu sayılmaz ve bu konutlara aile konutu şerhi eklenmesi mümkün değildir. Kural olarak bir tane bulunur ancak eşler birden fazla aile konutu olduğunu ispat edebilirler. Eşlerin fiilen ayrı yaşamaya başlamış olmaları konutu aile konutu olmaktan çıkartmaz.

Bir konutun öncelikle aile konutu sayılabilmesinin en kolay ispatı tapuda aile konutu şerhi ile tescil edilmesidir. Eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez. Aile konutunun tapu maliki olsa bile bu konutu satamaz, aile konutu üzerindeki hakları sınırlandıramaz. Haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş hâkimin müdahalesini talep edebilir. Hâkim ileri sürülen sebebi haklı bulursa gerekli izni vererek yapılmak istenen işlemin yapılmasının yolunu açar. Aile konutu ile ilgili kira sözleşmesinde eşlerden yalnızca biri tarafsa diğer eş kiralayana yapacağı bir bildirimle kira akdinin tarafı haline gelebilir. Aile konutu eşlerden birinin mülkiyetindeyse diğer eş tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını isteyebilecektir. Söz konusu aile konutu şerhi koyulduktan sonra malik olmayan eşin rızası alınmadan yapılan satış işlemi geçersiz olur. Ancak rızası alınmayan eş sonradan icazet vererek işlemi geçerli kılabilir. İcazet de verilmiyorsa rızası olmayan eş tapu iptal ve tescil davası açarak yapılan satış işlemiyle ilgili tapu kaydını iptal edecektir. Aile konutu şerhi bu noktada önem taşır, çünkü aile konutu şerhi bildirici etkiye sahiptir. Aile konutu şerhi olmasına rağmen ilgili taşınmaz üzerinde işlem yapan kişilerin iyi niyet iddiaları dinlenmez. Oysa aile konutu şerhi koyulmadığında konutun aile konutu olduğunu bilmeden tapu kaydına güvenerek işlem yapan iyi niyetli 3. Kişilerin kazanımları korunacaktır. Aile konutu hakkındaki kanuni düzenlemelerin ruhunun yorumuyla, amacının malik olmayan eşin kendi bilgi ve rızası dışındaki hukuki muameleler sonucu mağdur olmasının önlenmesi olduğu görülür.

AİLE KONUTU ŞERHİ NASIL KOYULUR?

Taşınmazın maliki olmayan eşin aile konutu şerhi verilmesini talep edebilmesi için mahkeme kararına veya hak sahibi eşin söz konusu işleme rıza göstermesi gerek yoktur. Ancak konutun aile konutu olup olmadığı taraflar arasında çekişmeli ise şerhin verilmesi hâkimden istenebilir. Söz konusu şerh Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından konulacaktır. Tapu’ya yapılacak başvuruda apartman yöneticisinden veya bağlı oldukları muhtarlıktan oturulan evin aile konutu olduğuna dair alınan belge ve evlilik cüzdanı ibraz edilmelidir. Tapu sicil müdürü bundan sonra gerekli işlemi yapmakta ve taşınmazın tapu kütüğünün şerhler hanesine ‘Aile Konutu’ kaydı düşmektedir. Bu kayıttan sonra konutun maliki olmayan eş aile konutunun sağladığı haklardan yararlanabilecektir. Danıştay 10. Daire 2008/3450 K:2013/323 ve 23.01.2013 tarihli kararı uyarınca, bir taşınmasın tapu sicil kaydında mevcut herhangi bir şerhinin terkini ya kaydın kendilerine hak sağladığı kimselerin talebine ya da mahkeme kararına bağlıdır. Taraflar hangi mal rejimini kabul etmiş olursa olsun şerh koyma işlemi ortak ve anlatılan şekilde gerçekleştirilecektir.

Uygulamada özellikle boşanma kararı alındıktan sonra evin maliki eş, aile konutunu terk edip kirasını ödemeyerek, fiilen aile konutunda oturan eş ve çocuklara icra takibinde bulunulmasına neden olmaktadır. Yahut kendi mülkiyetindeki aile konutu üzerinde tasarruf işlemi olan satım işlemi gerçekleştirerek ortak konutta kalan eş ve çocukların evsiz kalmasına neden olmaktadır. Bazen de malik eş kendisi evden ayrılmak yerine diğer eşi evden kovmaktadır. Aile konutuna şerh verilmesi malik eşin tasarruf yetkisini sınırladığından yaşanan bu mağduriyetleri önemli ölçüde gidermektedir…

 Av. Halil İbrahim Çelik – Merve Arabacı

Boşanma Davası ve Velayet - Av. Halil İbrahim Çellik

BOŞANMA DAVASI VE VELAYET

Boşanan çiftler açısından en çekişmeli konularda biri varsa çocuğun velayetinin kimde kalacağıdır. Çocuk için velayet doğum ve 18 yaş arasındaki dönemde önemlidir. Çocuk bu süreçte çeşitli gelişim evrelerinden geçmektedir. Gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayıp topluma ideal bir birey olarak katılabilmesi ideal bir aile birliğinde yetişmiş olmasına bağlıdır. Ancak eşler çeşitli nedenlerle boşanmakta, boşanmanın sarsıcı etkileri en çok çocuklar üzerinde meydana gelmektedir. Bu etkiler her evrede farklı boyutta ve şekillerde görülebilir. İçe kapanma, karakter bozuklukları, ortada kalmışlık, güven problemleri, boşanma öncesi gergin ortamın getirdiği stres çocuklar üzerinde ciddi sinirsel ve ruhsal bozukluklara neden olabilmektedir.  Boşanmanın en az hasarla atlatılmasını sağlayan etkenlerden biri boşanmadan sonra çocuğun velayet sorunun dostane bir şekilde çözülmesidir. Velayet ana yada babanın çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ile menfaat, hak ve yükümlülüklerini kapsar. Ana baba evli olduğunda velayet birlikte kullanılır. Boşanma halinde ise velayet hâkimce çocuğun bırakıldığı tarafa aittir. Velayetin çocuğun bakımını üstlendirmesi gereği çocuğun bırakıldığı tarafa verilmesi hayatın olağan akışına uygundur. Velayet kendisine bırakılmayan tarafsa çocuktan tamamen uzaklaştırılmaz. Bu tarafın çocukla iletişim kurma hakkı saklı kalır. Boşanma anlaşmalı olsa da hâkim velayet konusunu ayrıca inceleyip hükme bağlar. Hâkim çocuğun yüksek yararını gözetir. Anlaşmalı boşanmada velayet konusundaki hüküm çocuğun menfaatine değilse hâkim farklı yönde karar verebilir. Genellikle velayet konusu taraflar arasında ihtilafa neden olmaktadır. Bu ihtilaflı süreç de çocuğun boşanmaya uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Taraflar velayeti alabilmek için çocuğun yararını gözetmeden hareket edebilmektedir. Ancak çocuk sonradan şartlar sağlandığında velayetin değiştirilmesini dava edebilecektir.

Velayetin verilmesinde çocuğun yüksek yararı göz önünde bulundurulur. Salt maddi durumu iyi olana, kız çocuğun anneye, erkek çocuğun babaya, çocuğunun söz hakkı olmayacağı gibi ifadeler gerçekten uzaktır. Yüksek yararın belirlenmesi konusunda taraflar mahkeme uzman görüşü sunabileceği gibi mahkeme de kendi bünyesindeki uzmanlardan görüş alabilir. Psikiyatrist pedagog adli tıp uzmanları gibi farklı uzmanlardan görüş alınması gerebilir. Uzmanlar da bazı kıstaslara göre değerlendirmeleri yapar. Buna göre;

BOŞANMA DAVALARINDA VELAYET NASIL BELİRLENİR?

1) Çocuğun yaşı; 0 3 yaş arası yaş grubu anne bakımına muhtaçtır. Anne şefkati, anne sütü, anne ilgisi nedeniyle bu çocukların velayeti ancak biyolojik açıdan velayetlerinin annede bırakılmasının sakıncalı olduğu durumlarda babaya verilir. Annenin bulaşıcı ve iyileşmesi mümkün olmayan bir hasta olması velayetin anneye verilmesine biyolojik bir engeldir. İlerleyen yaşlarda ise çocuğun anneye bağlılığı azalmaktadır. Velayetin verilmesinde çocuğun yaşı erken dönemde olduğu kadar ağır basmamakta, diğer unsurlarla birlikte ele alınmaktadır.

2) Tarafların çocuğun bakımı için gerekli özelliklere sahip olup olmadığı; tarafların çocuğun bakımını üstlenebilecek kapasitede olmalarını ifade eder. Alkol bağımlılığı, kronik hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar çocuk üzerinde olumsuz etki yaratıyorsa velayetin belirlenmesinde önem taşır. Bununla birlikte tarafların yaşları, meslekleri, sosyal ekonomik çevreleri de göz önünde bulundurulur. Adli geçmişleri, sabıka kayıtları, velayet konusundaki istekleri ve çocuğa yapabilecekleri maddi katkılar da göz önünde bulundurulur.

3) Tarafların çocuğa yönelik geçmişteki davranışları; çocuğun sağlıklı bir birey olarak yaşamına devam edebilmesi velayetin kendisi için en uygun ebeveynde kalmasına bağlıdır. Çünkü velayetinin olduğu ebeveynin yanında yaşamını sürdürecektir. Velayet önceden şiddet gördüğü, istismar edildiği,  ilgisizlik gördüğü yahut terk edildiği tarafa verilirse çocuk için psikolojik ve sosyal açıdan problemler doğacaktır.

4) Çocuğun alıştığı ortamın değişmesi; çocuk boşanmanın etkilerini psikolojik olarak taşır. Buna ek olarak birden sosyal çevrenin değişmesi, arkadaşlarından koparılması, oyun alanının farklılaşması, okul değişikleri, yeni düzen çocuğun alışma sürecini daha da zorlaştıracaktır. Çocuğun hayatının düzenli ve istikrarlı sürmesi zihinsel ve psikolojik gelişiminde çok önemlidir. Ayrıca bulunduğu yerden ayrı bir düzene geçen çocuklarda uyku bozuklukları, konuşmama, içe kapanma, yemek yememe sürekli ağlama gibi sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

5) Kardeşler varsa ayrılmamaları ikisi adına da önemlidir. Bu iki kardeşin iletişiminin güçlü kalması, terk edilmişlik ya da unutulmuşluk hissinin ortaya çıkmaması ruh sağlıkları açısından olumlu katkılar sağlar. Boşanmayla ortadan kalkan aile birliği kardeşlerin ayrılmasıyla tamamen parçalanacaktır.

6) Çocukla tarafın ikili ilişkileri; çocuğun iletişiminin hangi tarafla güçlü olduğunun belirlenmesi de önemlidir. Çocuğun iletişimde bulunmadı ya da istemediği tarafta bırakılması çocuk açısından travma tik sonuçlar doğurabilecektir.

7) Çocuğun görüşü; Çocuğun yaşı uygunsa uzmanlar çocukla bizzat görüşebilir. Olaylara bakış açısını, psikolojik durumunu, ana babayla arasındaki ilişkisini, sosyal durumunu inceler. Çocuğun henüz kendini tam ifade edemiyor olması uzmanlara başvurulmasına engel değildir. Ancak bu durumda çocuğu anlayabilecek gerektiğinde oyun metotlarına başvurabilecek bir uzman olmalıdır. Kendini tam ifade eden çocukların özgür iradeleriyle mi korku tehdit hile altında mı açıklama yaptıklarının tespiti önem arz eder. Uzmanlar beden diline, konuşma tarzına, heyecanına, yalan söylediğine dair ipuçlarına dikkat etmelidir. Uzmanlar sadece çocuklarla değil ana baba dâhil somut olayla ilgili herkesle konuşabilir.

Etkenler bir bütün halinde incelenir. Bazen bir madde daha fazla öne çıksa da tüm unsurlar göz önünde bulundurulur.  Her ihtimalde yapılan inceleme sonunda çocuğun yüksek yararına göre karar verilecektir.

 Av. Halil İbrahim ÇELİK & Merve ARABACI

Terk Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma

Terk Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma

Boşanma davası açılabilmesi için öne sürülecek olan boşanma sebeplerinden birisi de ortak yaşamın kurulmasını amaçlayarak evi terk etmektir. Terk nedeniyle boşanma davaları en fazla görülen boşanma nedenleri arasında yer alır. Terk nedeniyle açılacak boşanma davalarında eşlerin ikisinin de boşanma yönünde irade sergilemeleri ve boşanmanın tüm hukuki sonuçları üzerinde uzlaşmaları gerekir. Terk nedeniyle anlaşmalı boşanma davası açacak bireylerin hukuki süreci doğru yürütmeleri onların en kısa sürede evliliği yasal olarak bitirmelerine olanak sağlayacaktır.

Terk Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma

Terk nedeniyle anlaşmalı boşanma gerçekleştirecek bireyler, eşleri ile birlikte son altı ay içerisinde ortak ikamet ettikleri yerde bulunan Aile Mahkemelerine boşanma başvurusu yapabilirler. Terk nedeniyle anlaşmalı boşanma davası Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesine açılabilir. Dava için bireylerin eksiksiz ve hukuki anlamda doğru hazırlanmış bir anlaşmalı boşanma dilekçesi ile davayı açmaları gerekir. Aksi durumda dava olması gerekenden daha uzun sürebileceği gibi davanın reddi de söz konusu olabilir. Diğer yandan eşlerin anlaşmalı boşanma süreci içerisinde herhangi bir konuda sonradan fikir ayrılığı yaşamaları durumunda açılacak anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına da dönüşebilir.

Terk Nedeniyle Anlaşmalı Boşanma Davalarında Protokol

Terk nedeniyle anlaşmalı boşanma yapmak isteyen kişilerin bu noktada anlaşmalı boşanma protokolü hazırlatmaları gerekir. Anlaşmalı boşanma şartlarından birisi de anlaşmalı boşanma protokolüdür. Boşanma protokolü nasıl hazırlanır diye merak eden kişiler bilmelidirler ki bu protokol boşanma sürecinin omurgasını oluşturur. Yani çocuğun velayeti, mal paylaşımının nasıl yapılacağı, tazminat ve nafaka ödenip ödenmeyeceği gibi bir çok husus boşanma protokolü içerisinde yer alır ve bireylerin hak kaybı yaşamamaları adına kusursuz bir boşanma protokolü hazırlanmaları gerekir. O yüzden bu süreçte uzman bir anlaşmalı boşanma avukatı ile terk nedeniyle anlaşmalı boşanma davası açılması önerilir.

Terk sebebiyle anlaşmalı boşanma davası açacak bireyler açısından davaya katılmak zorunludur. Medeni kanun anlaşmalı boşanma davalarında her iki tarafında duruşmalara katılmalarına hükmetmiştir. Taraflardan herhangi birisinin anlaşmalı boşanma davası duruşmasına katılmaması, anlaşmalı boşanma gerçekleştirilemeyeceği anlamına gelir.

Boşanma süreci zor bir süreçtir ve bireylerin terk nedeniyle anlaşmalı boşanma davası açmak istemeleri durumunda bu hususta uzman bir anlaşmalı boşanma avukatı ile davayı yürütmeleri, onların maddi veya manevi tüm yasal haklarının kournmasını kolaylaştıracaktır.

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Nafaka, boşanma süreci sonunda mahkeme kararıyla hükmedilen ve tarafın hayat standardındaki düşüşün, yoksulluğa düşülecek olunmasının engellenmesi için eşe veya çocuğa ödenen parasal değerdir. Nafaka miktarı tarafların sosyo- ekonomik durumuna ve somut ihtiyaçlarına göre hâkim tarafından hakkaniyete uygun biçimde takdir edilecektir. Türk hukukunda nafaka miktarını hâkimin takdiri dışında miktar gibi başka bir nedenle sınırlandırılmamıştır. Boşanma davası ile kararlaştırılan nafaka miktarının enflasyon yada tarafların hayat standartlarının değişmesi nedeniyle yetersiz kalması gibi nedenlerle nafaka artırım davası açılabilmektedir. Dolayısıyla verilen nafaka kararları kesin hüküm değildir, şartların değişmesiyle nafaka artırım davası açılarak arttırılabilir ve ya azaltılabilir. Ülkemizdeki enflasyon oranlarındaki tutarsızlıklar nedeniyle bireylerin ekonomik gücünde ciddi değişiklikler meydana gelmekte, nafaka alacaklısı daha kötü durumda kalabilmektedir. Ayrıca çocuğun önemli masraf gerektiren ciddi bir hastalığa yakalanması veya eğitim giderlerinin yaşı büyüdükçe artması gibi nedenlerle nafaka artırım davası açılabilmektedir. Nafaka artırım davası açılabilmesi belirli bir süre şartına bağlanmamıştır. Hayat standartlarında düşüş meydana gelmesi halinde gerekçe gösterilerek her zaman açılabilir. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde artırılıp azaltılabilir. Yasada nafakanın yeniden belirlenebilmesi için kesin bir zaman diliminin geçmesi aranmamıştır. Ayrıca her davanın açıldığı günkü koşullarda değerlendirilmesi esastır. Hâkim hakkaniyet ve adalet duyguları ile hareket edecektir. Taraflar anlaşmalı boşanmış ve nafaka miktarı üzerinde anlaşmış olsalar da bu durum ileride nafaka miktarının arttırılmasının talep edilmesine engel değildir. Açılan nafaka artırım davası için taraflar nafaka artış oranını belirlenmesini talep ederek tekrar tekrar bu davayı açmak zaruretinden kurtulabilirler. Bu dava yetkili mahkeme nafaka alacaklısının oturduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Aile Mahkemesi olacaktır.

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin verdiği emsal nitelikteki karara göre nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde yoksulluk nafakası TÜİK’in yayımladığı ÜFE oranında artırılmalıdır. Böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunacaktır.Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında “asgari ücret düzeyinde gelire sahip olunması” yoksulluğu ortadan kaldırıcı bir olgu olarak kabul edilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2005/3-169 K: 2005/235 ve 06.04.2005 tarihli kararında tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve özellikle küçüğün yaş, eğitim düzeyi ile davalının gelirindeki artışa göre hükmedilen ilk nafakadan iyileştirme yapılması gerektiğini uygun bulup, talep edilen miktarı hakkaniyete aykırı bulmuştur.

Yine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Davacı esin ekonomik durumunun davalı ( kocadan ) daha iyi olması davalı ( kocayı ) yeterli düzeyde tedbir nafakası verme yükümlülüğünden kurtarmaz. Ne var ki bu husus, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde dikkate alınmak zorundadır. Böylece “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir. Somut olayda her ne kadar davacı eşin çalıştığı, maaşının bulunduğu sabit ise de, önceki tedbir nafakası ile bu dava tarihi arasında yaklaşık yedi yıl gibi bir sürenin geçtiği, bu sürede doğal olarak ihtiyaçların arttığı, günün ekonomik koşullarında paranın alım gücünü nisbi de olsa yitirdiği buna karşın davalının gelirinde artış olduğu dikkate alındığında önceki nafakanın arttırılmaması “hakkaniyet” ilkesine uygun değildir, kararını vermiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E:2002/2498 K:2002/3671 ve 9.4.2002 tarihli kararında, mahkemece bir yıldan fazla bir zaman önce takdir edilen iştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarının artması, enflasyon nedeni ile paranın satın alma gücünün düşmesi, davalı babanın gelirinin önceki dava gününe göre artmış olması nedeniyle nafakanın artırılmasına karar verilmiştir.

Sığınma, sağlık, ulaşım, eğitim gibi zorunlu ve gerekli giderleri karşılayamayacak düzeyde olanların yoksul olduğu kabul edilir. Alacaklı tarafın yoksulluğunun kalkması halinde talep üzerine yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilebilir. Asgari ücret seviyesindeki gelire sahip olunması yoksulluk nafakası bağlanmasını engelleyen bir olgu olarak kabul edilm

Soyadı Değiştirme Davası 2017 Ücreti Maliyeti Avukatı Süresi Soyisim değişikliği

Soyadı Değiştirme Davası

Soyadı herkesin öz adından sonra yer alan ve kişinin ailesini ayırt etmeye yarayan isme denmektedir. Bu isim aileleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır. Soyadı yasası gereği her Türk’ün soyadı alma zorunluluğu vardır ve her doğan çocuk babasının ailesinin soyadını taşır. Soyadı doğum ile kendiliğinden kazanılır. Rütbe, memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle ahlaka aykırı ya da komik soyadlarının kullanılması yasaklanmıştır. Soyadları Türkçe olmak zorundadır. Haklı nedenleri olduğunda tam ehliyetliler soyadı değiştirme davası açabilmektedir. Sınırlı ehliyetsizler ise bu kişiye sıkı sıkıya bağlı hakkını kanuni temsilcileri aracılığı ile kullanabilecektir. Tam ehliyetsizlerin soyadı değiştirme davasını açması kural olarak kabul edilmemiştir. Ancak çok önemli bir sebebin varlığı halinde açılabilir. Haklı sebebin neler olduğuna hâkim karar verecektir. Bu konuda hâkime takdir yetkisi tanınmaktadır. Hâkim kişinin sosyal, ekonomik, psikolojik ve ailevi menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Mevcut mevzuatça dava açılmaksızın herhangi bir kuruma başvuru ile soy isim değişikliği mümkün değildir.

Soyadı Değiştirme Sebepleri

Soyadı değiştirmek isteyen biri için haklı sebeplerin varlığı kanunda belirlenmemiş olup hâkimce takdir edileceğini belirttim. Buna göre;

– Komik ve küçük düşürücü anlamlar içerip kişinin itibarını zedeleyecek nitelikte olan,

Telaffuzu veya yazımı ciddi anlamda güç olan,

Kişinin yabancı olduğu izlenimi doğuran,

Soyadının kullanıldığı yörede kötü ün ile tanınan bir ailenin üyesi olduğu imajı yaratan,

Milli kültüre, örf âdete uygun olmayan,

Güncel yaşamda yanlış anlamalar doğurma ihtimalinin yüksek olan soy isimleri haklı neden oluşturabilmektedir.

Soyadı Değişikliği Nasıl Yapılır

Milli kültüre, örf adetlere, ahlaka ve adaba aykırı olmayan bir soyadı belirlemek şartıyla davacı istediği soy ismi dava dilekçesinde belirtebilir. Söz konusu dava asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır. Dava herhangi bir süreye bağlı değildir. Şartlarını taşıyan herkes soyadı değiştirme davasını açabilir. Bu soyadı değiştirme davası birden fazla kez açılabilecektir. Vekil aracılığıyla yürütme zorunluluğu yoktur, kişi kendi başına da bu davayı açabilecektir. Ancak bir kez açılabilen bu davada olası aksaklıkların önlenmesi için vekil aracılığıyla yürütülmesinde yarar vardır. Vekil ile işlemler takip edildiği müddette davacının duruşmada hazır bulunması zorunlu değildir. Dava açıldığında nüfus kayıtları getirilir ve tanıklar dinlenir. Zorunlu olmasa da hâkim takdir ederken tanıkların etkisi olacaktır. Nüfus müdürü soyadı değiştirme davasında hazır bulunur. Cumhuriyet Savcısı da kimi durumlarda hazır bulunabilir. Mahkeme kararını verdiğinde temyiz edilmez ve karar kesinleşirse hüküm mahalli bir gazetede ilan edilir ve nüfus müdürlüğüne gönderilir. Nüfus müdürü kaydı işler ve kişi yeni kimliğini gidip alabilir. Davacı taraf evliyse karısı ve velayeti altındaki çocuklarının soyadları da değişir. Dava mahkemenin iş yükü ağırlığa göre farklı sürelerde sonlanabilir. Ancak usulü eksikliklerin bulunmaması ve dosyadaki bilgilerin yeterliliği ile tek celsede bitmektedir.

Soyadı Değiştirme Davası Ücreti

Soyadı değişikliğinde merak edilen hususlardan birisi de bu hukuki sürecin maliyeti gelmektedir. Dava süreci içerisinde yargılama giderleri ve avukatlık ücretleri ile birlikte gazete ilan ücretleri… gibi bir çok gider yer alır. Soyadı değişikliği ücreti hakkında bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Tanıma Tenfiz

Yurtdışında Boşanma ve Tanıma Tenfiz Davası

Yabancı ülkede yaşayan Türklerin yabancı eşlerinden boşanmak üzere, yabancı ülkede açtıkları boşanma davaları, söz konusu yabancı ülkenin hukuk kurallarına göre sonuçlandırılır. Kişinin elinde boşanmaya ilişkin mahkeme ilamı bulunsa da verilen kararın tek başına Türkiye’de geçerliliği bulunmamaktadır. Mahkemelerin kararları ülke sınırları içinde sonuç doğurmaktadır. Boşanma kararının Türkiye’de geçerli olabilmesi için Türk mahkemelerine tanıma tenfiz davası açılması gerekir.

Tanıma Tenfiz Nedir?

Tanıma yabancı bir ülkede bir mahkeme hükmünün kesin hüküm etkisinin kabul edilmesi demektir. Boşanmanın tanınması yabancı ülkede verilen boşanma kararının Türk Nüfus Sicilinde görünmesine ilişkindir. Tenfiz verildiği ülkeden başka bir ülkede bir mahkeme hükmünün zorla icra ettirilmesidir. Boşanma davasında tenfiz,  yurt dışında verilen mahkeme kararının icra edilebilen velayet, nafaka gibi hususların icra edilmesine yöneliktir. Tanıma tenfiz farklı kavramlardır. Tanıma kararları tespit etmeye tenfiz ise icraya yöneliktir. Yabancı bir mahkemenin kararına tanıma kararı alınabilmesi için tenfiz kararı alma şartı aranmamaktadır ancak yabancı bir mahkeme kararına tenfiz kararı alabilmek için tanıma kararı şartı bulunmaktadır. Tanıma kararları kesinleşmiş bütün mahkeme kararları için verilebilirken tenfiz sadece eda kararları hakkında verilebilir.

Tanıma Tenfiz Davası Şartları Nelerdir?

Tanıma tenfiz davalarında boşanmaya ilişkin yeniden bir yargılama yapılmaz. Yurt dışında uygulanan boşanma hükümlerinin Türk kamu düzenini ihlal edip etmediğini, Türk hukuk kuralının uygulandıysa doğruluğu denetlenir. Kişinin boşanması tanıma tenfiz davası neticesinde tanınmadıkça yurt dışında eşinden boşanmış olsa da Türkiye’de halen evli gözükür. Bu nedenle evlilik birliğinden doğan tüm haklar devam eder. Halen evli gözükmesi nedeniyle Türkiye’de başka bir evlilik yapamaz, yaptığı ikinci evlilik mevcut evlilik mutlak butlan nedeni ile batıl olur. Kişi Türkiye’de halen evli gözüktüğü için sonradan farklı bir yabancı ülkeye gidip yine bir Türk vatandaşıyla evlenmek istese bile aynı engel ile karşılaşacaktır. Aynı şekilde farklı yabancı ülke vatandaşlığına geçilse bile bazı ülkeler önceki vatandaşlık bakımından evlenmeehliyetinin bulunması şartını aramaktadır.

Tanıma Tenfiz Davalarında Gerekli Evraklar Nelerdir?

Tanıma tenfiz yapılacak karar yurt dışı mahkemeleri tarafından verilmelidir. Yurt dışındaki mahkeme dışı idari kurumların verdiği kararlar tanıma ve tenfize konu olamayacaktır. Tanıma davalarında, kararın verildiği ülke ile T.C. arasında hukuki karşılıklılık anlaşması olmasına gerek yoktur. Tenfiz yapılabilmesi içinse yurt dışında kararın verildiği ülke ile T.C.  arasında hukuki karşılıklılık anlaşması aranmaktadır. Tanıma davasında hâkim boşanma konusunu esastan yeniden incelemez. Hâkim tanımanın şartlarının oluşup oluşmadığını ve yurtdışında verilen kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının değerlendirmesini yapar. Kamu düzenine açıkça aykırılık halinde olan karar tanınamaz dolayısıyla tenfiz de edilemez. Yurt dışında bulunan mahkeme tarafından verilen kararın tanınması için, konunun sadece Türk mahkemelerinin kesin yetkisinde olan bir konu olmaması gerekir. Boşanma kesin olarak Türk mahkemesi yetkisine girmediğinden bu konuda yabancı mahkemelerde karar verebilir. Ayrıca yurt dışında kararın verildiği yer kanunları gereği kendisine karşı tenfiz istenen kişi hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmamış, temsil edilmemiş veya kanunlara aykırı şekilde hakkında hüküm verilmiş ve bu kişi sayılan hususlardan birine dayanarak Türk Mahkemelerinde itiraz etmemiş olmalıdır. Tanıma tenfiz davasında gerekli evrakları liste ile belirtirsek;

  1. Yurtdışı mahkemesi tarafından verilen boşanma kararının aslı + Apostille
  2. Boşanma kararın kesinleşmiş olması. (Örnek : Taraflar bu mahkeme kararına …… gün içerisinde itiraz etmediği için boşanma kararı ………….. tarihinde kesinleşmiştir.)  (kesinleşme şerhi karar aslı üzerinde yer alabilir veya ayrı bir evrak olarak düzenlenmiş olabilir.) + Apostille
  3. Yukarıda belirtilen belgelerin yeminli tercüman tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş olması.
  4. Türkçe’ye tercüme yapıldıktan sonra resmi kurumlar (Noter veya Konsolosluk) tarafından tasdik edilmiş olması.
  5. Pasaport ve nüfus cüzdan fotokopisi
  6. Ayrıca Türkiye’de tanıma davası için avukata vereceğiniz noter tasdikli veya konsolosluktan resimli boşanma vekaletnamesi.(Yurtdışında verilmiş boşanma kararına ilişkin tanıma ve tenfiz ibaresi mutlaka vekaletnamede bulunmalıdır.)

Tanıma Tenfiz Davaları Hangi Mahkemede Açılır?

Yurt dışında gerçekleştirilen bir boşanma hakkında Türkiye’de tanıma tenfiz davasında yetkili mahkeme davalının Türkiye’deki ikametgâh adresidir. Davalının Türkiye’de ikametgâhı bulunmuyorsa sakini olduğu yerin mahkemesidir. Bu da yoksa Ankara, İstanbul, İzmir mahkemeleri yetkilidir. Görevli mahkeme ise Aile Mahkemeleri olacaktır. Dava basit yargılama usulüne göre görülür. Adli tatilde de görülebilir. Yabancı mahkeme kararındaki karşı taraf bu davanın davalısıdır, dava hasımsız değildir.

Yabancı ülkede alınan boşanma kararının Türkiye’ de tanıma tenfizi için, Türkiye’de bulunan bir avukata vekâletname verilebilir. Bu durumda dava için Türkiye’ye gitmeye gerek kalmayacaktır. Tanıma davası için eski davalı eşin duruşmaya gelmesi şart değildir. Fakat Türk mahkemesinin çıkartacağı tebligatın eşe ulaşması gerekir. Davalı eşe tebligat ulaşmadan tanıma kararı verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalı adresinin doğru ve güncel olması çok önemlidir. Bu husus dava süresini de etkilemektedir. İki tarafın avukatı duruşmada hazır ise dava tek celsede gerçekleşebilmektedir. Davalı eş yurt dışında ise kendisine tebligatın yapılması gerekir. Bu tebligat davalının diline çevrilmiş dava dilekçesini içerir. Bulunulan ülkenin coğrafi konumuna göre 3-5 aylık sürelerde gerçekleşmektedir. Bu tebligat ulaştıktan sonra davalı itiraz etmezse Türk mahkemesi davanın kabulüne karar verip 1 ay içinde gerekçeli kararını yazacaktır. Gerekçeli karar davalının diline tercüme edilip yurt dışındaki davalı ikametgâhına tebliğ edilecektir. Demek ki davalının Türkiye’de bir avukata vekâlet vermemesi halinde 2 kez tebligat aşaması gerçekleştirilecek ve davanın neticelenme süresinde önemli bir artış yaşanacaktır.

Tanıma Tenfiz Dava Dilekçesi Nasıl Yazılır?

Tanıma tenfiz dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar yer almalıdır;

1-) Tanıma tenfiz talep eden kişinin adı soyadı, adresi, vekili varsa vekilin adı soyadı ve adresi

2-)Davalı tarafın adı soyadı ve adresi

3-) Tanıma tenfizi talep edilen mahkeme kararının hangi ülke mahkemesinden verilmiş olduğu, mahkeme adı, mahkeme kararının tarih numarası ve mahkeme kararı özeti

4-) Yabancı mahkemenin vermiş olduğu kararın yalnızca belirli bir bölümünün tanınıp tenfiz edilmesi isteniyorsa bu durumun açıkça belirlenmesi

5-) Davacının ve varsa vekilinin imzası

Bununla birlikte tanıma tenfiz davasında gerekli evrakların taşıdığı önem gereği tekrar belirtmekte fayda görüyoruz;

1-) Yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının aslı gerekir. Fotokopi kabul edilmemektedir. Islak imza veya mühürlü asıl belge aranır.

2-) Yabancı mahkemenin boşanma kararının kesinleşmiş olduğunu gösterir şerh veya belge alınmalıdır. Yurt dışında verilen boşanma kararına itiraz edilmişse de olay yargı yolundaysa karar kesinleşmediğinden tanıma mümkün değildir.

3-) Yabancı mahkemenin kararına LAHEY sözleşmesi gereğince ‘apostille’ tasdiki eklenmelidir. Apostil Lahey Konvansiyonu’na göre bir ülkede düzenlenen resmi bir belgenin diğer bir ülkede ibraz edilebilmesine olanak sağlayan bir onaydır. Sözleşme taraftarı her ülke apostilin hangi makamlarca düzenleneceğini kendileri düzenler. Apostil, sözleşmeyi imzalayan bir ülkenin sınırları dâhilinde düzenlenen diğer bir taraf ülkenin sınırları içinde ibraz edilmesi gereken resmi belgelerin hangi yetkili makamdan verildiğini belirten ve o ülkenin yetkili makamlarınca yapılan bir onaydır.

4-) Yabancı mahkeme kararının yeminli tercüman tarafından Türkçe ’ye çevrilmesi gerekir. Yeminli tercümana çevirtilen kararın Türkçesi konsolosluk veya noterlikçe onaylatılmalıdır.

5-) Avukata vekâlet verilecekse konsolosluktan resimli boşanma vekâletnamesi verilmedir. Vekâletnamede yurt dışında verilen boşanma kararına ilişkin tanıma ve tenfiz ifadesi mutlaka yer almalıdır.

6-) Pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopisi bulunmalıdır.

Gerekli evrakların Türkiye’ye bizzat getirilmesi gerekmemektedir. Vekalet verilen avukata kargo firması ile gönderilebilir.

Tanıma Tenfiz Davası Ne Zaman Açılır?

Tenfiz davaları 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre kararın yabancı mahkemede kesinleştiği tarihte başlar. Tenfizine karar verilen yabancı ilamlar Türk mahkemelerinde verilen ilamlar gibi icra olur. Tenfiz istemine ilişkin verilen kararlar genel temyiz hükümlerine tabidir. Tenfiz kararı kesinleşmedikçe icra edilemez. Tenfiz davası açan kişiler devlete ödenmesi gereken, gerekli belgelerin hazırlanması yada çevirilerinin yapılması için ödenen tercüman ücretleri, tebligat masrafları vb. gibi ve vekil tayin edilmesi durumunda avukatlık ücretini ödeyeceklerdir.

Tanıma Tenfiz Davası Nerede Açılır?

Tanıma tenfiz davası ile ilgili önemli bir husus da davanın nerede açılacağıdır. Türk Hukukuna göre bir dava öncelikle davalının ikametgah mahkemesinde açılır. Ancak davalının Türkiye’de bir ikametgahı yoksa bu defa İstanbul, Ankara ve İzmir’de açılabilir. İşte bu husus gereğince tanıma tenfiz davası, davalının ikametgahı yoksa İstanbul, Ankara ve İzmir’de açılabilir.