İŞ KAZASINDA DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI


İŞ KAZASINDA DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
1 vote, 5.00 avg. rating (93% score)

İşveren işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlüdür. İşveren bu yükümlülüğüne aykırı davranır, işçi de bu nedenle iş kazası geçirip ölürse, işçinin desteğinden yoksun kalan kişiler destekten yoksun kalma tazminatı adı altında bir tazminat talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı esasında, işçinin maddi desteğinden yararlanan kişilerin, işçinin ölümüyle yoksun kaldıkları maddi zararların karşılanması yatmaktadır. Bu durumda işveren, ölen işçinin muhtemel yaşam süresinde çalışarak sağlayabileceği kazancından desteğinden yoksun kalanlara yaptığı yardımları engellemektedir.  Tazminat, destekten yoksun kalanlara peşin olarak ve toptan ödenir. Esasında ölüm durumunda SGK tarafından da zararın bir kısmını veya tamamı karşılanmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı ile SGK ile karşılanamayan zarar tazmin edilir. Yoksa aynı zarar için ikinci bir ödeme söz konusu değildir.

İşverenin kanundan ve sözleşmeden doğan koruma borcuna aykırılıktan dolayı işçinin ölmesi halinde meydana gelen zararlar sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. Esas olarak Borçlar Kanununda düzenlenen destekten yoksun kalma tazminatı ile ilişkin hükümler uygulanır. Ölenin destek verdiği kimseler yalnızca kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler değildir. Ölmeseydi ilerde de yardımda bulunma olasılığı bulunan kişiler, örneğin nişanlılar, evlilik dışı birlikte yaşanılan kimseler de bu tazminata hak kazanabilir. Bunun için söz konusu ilişkinin düzenli ve devamlı olarak ortak bir yaşam sürdürme ve destek olma kararlılığının bulunması gerekir. Bu husus Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da yer almaktadır. Yargıtay 21. HD. 20.03.2001 T., 2001/1005 E., 2001/2091 K numaralı ilamındaysa ortak yaşama son verilmesi ihtimalinin evliliğe göre düşük olması nedeniyle indirim yapılarak tazminata hükmedilmesi gereği ortaya konmuştur.

Destekten yoksun kalma tazminatı ile ilgili hak sahibi çocuksa, kendi olanaklarıyla geçimlerini sağlayıncaya kadar geçen sürede tazminata hak kazanır. Eğitimleri devam ediyorsa eğitim süresi esas alınır. Kız çocuklarının da kural olarak evleninceye kadar bakım ihtiyaçları devam ettiği kabul edilir.  Destekten yoksun kalan ana babaysa aksi anlaşılmadıkça ölünceye kadar bakım ihtiyacı nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Ölen işçinin destekte bulunduğunun kabulü için yaşamında bu kişilere fiilen, düzenli olarak ve sürekli yardım etmesi, ölmeseydi de yardıma devam edeceğinin az çok anlaşılması gerekir. Dolayısıyla işçinin bir bakım gücü olmalı ve desteklenen de bakım ihtiyacı içinde bulunmalıdır.  Destekten yoksun kalan işçinin ölümünden sonra bir nedenle ölümden önceki yaşam standardını sağlayabiliyorsa destekten yoksun kalma tazminatından söz edilmez.

Zarar ve tazminat hesaplanırken, ölenin maddi gücü ve imkânları, destekten yoksun kalana sağladığı ve sağlamasının olası olduğu yardımlar, bakım ihtiyacının devam edeceği muhtemel süre ve ölümden sonra desteklenen kişinin maddi durumundaki değişimler dikkate alınmaktadır. Zarar süresi kural olarak işçinin ölüm tarihinde başlar.  Destekleme fiilinin son bulacağı tarihse bakım gücünün kaybedildiği veya bakım ihtiyacının ortadan kalktığı tarihlerden önce gelenidir. Tazminat hesaplanırken ölen işçinin bakiye ömrü, iş göremezlik ve kusur oranı, sağ kalan eşin evlenme olasılığı, SSK tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi veriler de göz önünde tutulur. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken sadece sigortalının 60 yaşının sonuna kadar olan aktif kazancı değil, yaşlılık aylığı alacağı pasif dönemde gözetilir.  Desteklenen kimselerin sayısı, yaş ve cinsiyeti, yaşam seviyesi ve aralarındaki yakınlık gibi hususlara da itibar edilmektedir.

Destekten yoksun kalan kişiye göre zarar süresi değişiklik gösterir. Çoğunlukla kabul edilen görüşe göre erkek çocuklarda 18, kızlarda 22 yaş, sağ kalan eş ölen işçiden büyükse kendi bakiye ömrü süresince, küçük ise ölen işçinin bakiye ömrü süresince, ana baba ise kendi bakiye ömrü süresince destekten yararlanacakları varsayılır.

Maddi zarar hesaplanırken iki döneme ayrılır. Birinci dönem bilinen dönem zararıdır ve işçinin ölümünden ölüm tarihine kadar olan zarardır. İkincisi ise bilinmeyen dönemdir ve hüküm tarihinden itibaren işçinin ve hak sahiplerinin zarar görmeye devam edecekleri muhtemel tarihe kadar olan zarardır. Bilinmeyen dönem zararı işçinin bakiye ömür süresine göre hesaplanabileceği gibi desteğin devam edebileceği muhtemel süreye göre de hesaplanabilir.

Tazminat alacaklısının zenginleşmesinin de önlenmesi gerekir. Çünkü amaç işçi ölmeseydi oluşacak maddi durumun korunmasıdır. Dolayısıyla desteklenen ölen işçinin mirasçısıysa da ölümden sonra miras geliri elde etmişse veya sağ kalan eşin evlenme şansı ve özel sigortadan elde edilen gelirler zarardan düşülerek tazminat belirlenir.

Destekten yoksun kalan, iddiasının haklılığı konusunda inandırıcı deliller getirir ve ekonomik durumu da el verirse, hâkim istem üzerine işverenin zarar görene geçici ödemede bulunmasına karar verebilir. Davalının yaptığı kısmi ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir. Tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri yasal faiziyle birlikte geri vermesine karar verir. Destekten yoksun kalma tazminatında zamanaşımı destekten yoksun kalanın işçinin öldüğünü öğrendiği tarihte başlamaktadır. Zaman aşımı süresi genel hükümlere tabidir. Yani iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde 10 yıldır. İş kazası nedeniyle açılacak dava iş mahkemelerinde görülür. 5521 Sayılı Kanun’’un 5.maddesinde “İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir.’ Hükmü yer almaktadır. Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. HMK’nın 16.maddesinin, 5521 Sayılı Kanun’’un 5.maddesi ile tanınan seçimlik yetki kuralının yanında (ilaveten) uygulanması gerektiği Yargıtay 21.HD. E.2014/11828 K.2014/17436 T.15.09.2014 Numaralı hükmünde belirtilerek yetki konusu açıklığa kavuşturulmuştur.

Av. Halil İbrahim Çelik & Av. Merve Nur Arabacı

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


+ altı = 10