Etiket arşivi: boşanma avukatı istanbul

Boşanma Avukatı, Boşanma Davası Avukatı,Boşanma Davasına Bakan Avukatlar, Boşanma Avukatı İstanbul, Boşanma Avukatları, Avukat Arıyorum, Anlaşmalı,Çekişmeli

Boşanma Avukatı

Evlilik birliği her zaman istenildiği gibi gitmeyebilir, bunun bir sonucu olarak eşler arasındaki anlaşmazlıklar kimi zaman boşanmayı getiren olayların yaşanmasına ve neticede evliliğin boşanma ile sonuçlanmasına sebep olabilmektedir. Özellikle son yıllarda ülkemizde boşanma oranlarında yoğun bir artış gerçekleşmektedir.  Boşanma süreci taraflar açısından oldukça yıpratıcı olmakla birlikte boşanmanın hukuki neticeleri taraflar açısından özellikle maddi ve manevi anlamda sorun teşkil edebilmektedir. Boşanma ile ilgili olarak merak edilen hususlar, davanın boşanma avukatı ile yürütülmesinin ne gibi avantajlar sağlayacağı, boşanma davası için uzman bir boşanma avukatı ile süreci yürütmenin zorunlu olup olmadığı, boşanma avukatı tutmanın boşanmanın sonuçlarında ne gibi etkiler yaratacağı gibi sorulardır. Bu yazımızda boşanma sürecinde avukatın gerekliliği üzerinde duracağız.

 

Boşanma Avukatı Tutmak Zorunlu Mudur?

Avukatlık mesleğinde, doktorlarda ya da öğretmenlerde olduğu gibi branşlaşma bulunmaz. Yani bu anlamda boşanma avukatı demek yanlış bir tabirdir. Fakat avukatlıkta ağırlıklı olarak boşanma davalarını iş yükü olarak benimsemiş, boşanma davalarına bakan ve boşanma davalarında tecrübeli avukatlar genellikle boşanma avukatı olarak adlandırılırlar.

Boşanma davasında avukat tutmak diğer tüm davalarda olduğu gibi zorunlu değildir. Bireylerin herhangi bir dava için avukat tutma zorunlulukları bulunmaz. Lakin hukuki süreçler oldukça karmaşıktır ve bu süreçlerin doğru yürütülmemesi gerek maddi gerekse de manevi açıdan hak kaybı yaşanmasına neden olur.  Boşanma davalarında da eşler yalnızca birlikte yaşamalarını ayırmazlar aynı zamanda ortak kurulan hayata dair sahip olunan değerlerin de ayrışması söz konusu olacaktır. Bu noktada taraflar varsa çocukların velayeti, evlilikte edinilen malların paylaşımı, nafaka ve tazminat gibi maddi durumların belirlenmesi gibi hususlarda sıklıkla hak kaybı yaşayabilmektedirler. Boşanmanın maddi ve manevi sonuçları düşünüldüğünde ise, her ne kadar avukat tutmak zorunlu olmasa bile yaşanacak kayıpların önüne geçilmesi bu sürecin boşanma avukatları ile yürütülmesi ile mümkün olabilmektedir.

Boşanmalarda açılacak davanın nasıl yürütüleceği, boşanmanın maddi ve manevi neticelerini değiştirmektedir. Bu noktada eşlerin hangisinin daha fazla kusura sahip olduğunun belirlenmesi, kusur oranlarının ne olacağı velayet, nafaka ve tazminat açısından belirleyici olacaktır. O yüzden hukuki anlamda bilgi ve tecrübeye sahip boşanma avukatı size bu süreçte mutlak avantaj sağlayacaktır.

 

Deneyimli ve Tecrübeli Boşanma Avukatı

Boşanma avukatı denilince boşanma davalarına sıklıkla bakan ve boşanma süreci konusunda deneyimli ve tecrübeli avukat akla gelir.  Boşanma oldukça karmaşık bir süreçtir, bu süreç içerisinde boşanma dilekçesi hazırlanması, boşanma nedeninin ortaya konulması, cevap dilekçeleri, öne sürülen boşanma sebebinin ispatı,  velayet tazminat ya da nafaka gibi taleplerin belirtilmesi, karşı tarafın kusurunun çıkarılması gibi hukuki anlamda davanın seyrini süresini ve sonucunu direk olarak etkileyecek hamlelerin doğru bir şekilde yürütülmesi gerekir. Öyle ki boşanma süreci yıllarca sürebileceğinden dolayı bu noktada deneyimli ve tecrübeli boşanma avukatları ile davanın yürütülmesi hem sürenin daha kısa olmasına hem de boşanma sonrası yaşanması muhtemel hak kayıplarının önüne geçilmesine olanak sağlayacaktır.

 

Boşanma Avukatı İstanbul

İstanbul’da ikamet eden ve boşanma sürecinin bu şehirde yürütüleceği durumlarda bu ilde ikamet eden bir boşanma avukatları ile davanın yürütülmesi sürece daha fazla hakim olmanız açısından önemlidir. Boşanma avukatı İstanbul içerisinde açılacak davalarda, hukuki sürecin hızlı ve kusursuz bir şekilde sonuçlandırılması adına mutlak fayda sağlayacak unsurların başında gelecektir.

 

Boşanma Avukatı Arıyorum Ne Yapmalıyım?

Boşanmanın uzman bir avukat ile yürütülmek istenmesi durumunda avukat arayan bireyler, boşanma avukatı ararken üzerinde durmaları gereken en önemli husus, tutulacak avukatın boşanma süreçlerinde ne kadar tecrübe sahibi olduğu olmalıdır. Bu noktada boşanma davalarında deneyimli bir avukat ile açılacak davalar süreç içerisinde karşılaşılması muhtemel zorlukların kolaylıkla aşılmasını sağlayabilecektir.

Anlaşmalı Boşanma Avukatı

Anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli olarak açılacak davalardan süreç olarak farklıdır. Anlaşmalı boşanma denildiğinde insanlar boşanmanın daha kolay olduğunu düşünebilirler. Bu bir nebze de olsa doğrudur fakat boşanmanın hukuki sonuçları düşünüldüğünde çekişmeli boşanma davaları ile arasında bir fark bulunmaz. Her iki boşanma yönteminde de taraflar, çocuğun velayeti, mal paylaşımı, tazminat ve nafaka gibi önemli hususları sonuca bağlamaktadırlar. O yüzden anlaşmalı boşanma davaları sonucunda da hak kaybı yaşanmaması adına uzman bir anlaşmalı boşanma avukatı tarafından destek alınması önerilir.

 

Çekişmeli Boşanma Avukatı

Çekişmeli boşanmalarda her iki taraf da haklılığını ortaya koyarak boşanmayı getiren olaylar bağlamında karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlamak durumundadırlar. Öyle ki boşanmada kusur, alınacak tazminat miktarı, nafaka bağlanıp bağlanmaması gibi durumları direk olarak belirleyen etmenlerdendir. O yüzden çekişmeli boşanma davalarında mutlak suretle bir avukat tarafından mahkemede temsil edilmek size hak kaybı yaşanmaması adına avantaj sağlayacaktır.

Boşanma Nedenleri ve Boşanma Sebepleri

BOŞANMA DAVASI SEBEPLERİ VE BOŞANMA NEDENLERİ

Boşanma, eşlerin birtakım sebeplerden ötürü ortak hayatı bir arada sürdürememeleri ve bunun sonucunda hukukî zeminde evliliğin sona erdirilmesidir. Türk Medeni Kanunu(TMK) 161-166. maddeler boşanma nedenleri olarak mevzuatta düzenlenmiştir ve boşanacak çiftler de hâlihazırda düzenlenmiş olan boşanma nedenlerinden en az birine dayanarak boşanma talebinde bulunabileceklerdir.  Bu yazıda genel ve özel boşanma nedenleri ile ilgili ağır hukukî bir dille bilgi vermekten ziyade Yargıtay kararları ve Türk Medeni Kanunu ışığında gerçek hayatta karşılaşılan en ilginç ve bir o kadar da trajikomik boşanma nedenleri hakkında bilgi vermek istiyoruz;

Boşanma Nedenleri ve Haklı Boşanma Sebepleri Nelerdir?

1- Tükürmek

Gerçek hayatta bir kişinin bir başkasına tükürmesi aşağılayıcı, rencide edici, hakaretamiz bir fiildir. Bu fiil, evlilik birliği içerisinde eşlerden birine yöneltilmesi durumunda da hakaret niteliğini sürdürmeye devam edecek, evlilik içerisindeki sevgi ve saygı ortamını ağır derecede zedeleyecektir. Bu fiilin sadece eşe yöneltilmesi bir kenara, eşin ailesinden herhangi bir kişiye yöneltilmesi de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olacaktır. Tükürmenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

2-Eş Hakkında Dedikodu Çıkarmak

Eşlerden biri hakkında asılsız ve mesnetsizce onun itibarını zedelemek, arkadaş çevresi ile ailesine karşı küçük düşürmek kaydıyla öne sürülen iddialar evlilik birliğini ve eşler arasındaki güven ilişkisini büyük oranda zedelemektedir. Nihayetinde evlilik karşılıklı bir güven ilişkisi çerçevesinde sadakat ve bağlılıkla yürütülmesi gereken bir süreçtir. Eş hakkında dedikodu çıkarmak bir boşanma nedenleri olarak telakki edilebildiği gibi kişilik haklarına yönelik bir saldırıda bulunulduğu da aşikârdır. Eş hakkında dedikodu çıkarmanın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

3- Eşin Fiziksel Görünümü İle Alay Etmek ve Onu Beğenmediğini Söylemek

Evlilik kurumunun ruhuna aykırı bir başka durum ise fiziksel görünüşle alay etmektir. Eşler birbirlerine evlilik bağı ile bağlanmış ve evlenme ile birlikte artık birer ‘hayat arkadaşı’ olmuşlardır. Eşin fiziksel görünümü ile alay etmek, onu beğenmediğini her fırsatta dile getirmek hem rencide edici hem de ikili ilişkileri zedeleyecek nitelikte bir davranıştır. İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. Eşler, bu süreçte mutlaka hayatın binbir türlü zorluklarına göğüs germek durumunda kalmış olabilirler, fiziksel olarak yıpranabilirler. Bu durumun evliliği sonlandıracak kadar büyük boyutlara taşınmasından ziyade; eşler arasında anlayışla çözülebileceği, tıbbî yöntemlerle yahut bir psikolojik danışman vasıtasıyla da sona erdirilebileceği kanaatindeyim. Eşi beğenmediğini söylemenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

4- Çocuğun Kendisinden Olmadığına Dair Suçlamalar ve İftiralar

Eşi töhmet ve zan altında bırakan bu suçlamalarla ne yazık ki sıklıkla karşılaşabilmekteyiz. Bu tür iddialar evlilik birliğinin temelini oluşturan güven ve sadakat bağını ağır derecede zedelemektedir. Çocuğun kendisine benzemediği ve dolayısıyla çocuğun bir başkasından olduğu iddialarını her fırsatta gerek eşine gerek eşin çevresine karşı dile getirmek, eşi aşağılayıp küçük düşürmek onarılması güç zararların doğmasına sebep olabilmektedir. Nihayetinde yeni doğum yapmış bir anne, eşinin kendisine destek olması gerekirken bu tür iddiaları öne sürmesi sonucunda büyük psikolojik travmalara maruz kalabilir.  Eğer ki eşin bu tür ithamlarında haklı bir dayanağı var ise çocuk ile anne babadan alınan kan örneklerinin karşılaştırılması (DNA testi) ile gerçek sonuca ulaşılabilir. Çocuğun kendisinden olmadığı yönünde iftira atmanın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

5- Cinsel Problemler

Eşlerin aile konutu adı verilen ortak yaşam alanında hayatlarını sadakat ve bağlılıkla idame etmeleri evlilik birliğinin temel gereklerindendir. Gerek kadınlarda gerekse erkeklerde cinsel rahatsızlıklarla, problemlerle karşılaşılabilir. Cinsel rahatsızlıklar nihayetinde birer sağlık problemidir. Evlilikte toplumsal yaşamda sıklıkla dile getirilen ‘hastalıkta ve sağlıkta, bir ömür aynı yastığa baş koymak’ anlayışı cinsel hastalıklar meydana geldiğinde de korunmalıdır. Ancak cinsel hayat evlilik birliğinin doğasında mevcuttur. Biraz daha tıbbî terimlerle açıklamak gerekirse erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda ise vajinismus şeklinde tabir edilen cinsel problemler nedeniyle cinsel hayat sekteye uğrayabilir hatta tedavisi mümkün değil ise son bulabilir. Yargıtay’ın da bu doğrultuda verdiği kararlarda eşler arasında cinsel hayatın idame ettirilememesi halinin resmî bir sağlık raporuna binaen boşanma nedenleri olarak teşekkül ettiğini açıkça görmekteyiz. Eşlerden birinin cinsel problemlerinin olmasının boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

6- Cinsel Şiddet

Cinsel ilişkiye iştirak eden eşlerden herhangi birinin buna rıza göstermemesi ve özgür iradenin cebir, şiddet, zorlama ile devre dışı bırakılması halinde cinsel ilişkiye girmek cinsel şiddeti ifade etmektedir. Bu durum, Türk Ceza Kanununda da kişilerin cinsel dokunulmazlıklarının ihlaline yönelik bir eylem olduğu kabul edilmiş ve suç olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin diğerine cinsel şiddet uygulamasının boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

7- Evin Geçimine Katkıda Bulunmamak

Eski Türk Kanunu Medenîsi aile reisinin baba olduğunu ve evin geçiminden bizzat sorumlu olduğunu öngörmekteydi. Ancak 2001 yılında revize edilen Medeni Kanuna göre bu yükümlülük sadece erkeğe tanınmamış, eşitlikçi bir yaklaşımla hem kadın hem erkeğe yüklenmiştir. Ailenin temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla bir eşin çalışması ve kazancı yeterli seviyede değilse ve diğer eş bu duruma ilişkin hiçbir çaba gösterip eşine destek olmanın aksine davranışlarda bulunmakta ise bu bir boşanma nedenleri olarak sayılabilir. Nitekim evlilik birliğinin idame ettirilebilmesi için müşterek ve zaruri ihtiyaçların giderilmesi ön şarttır. Eşlerden birinin evin geçimine katkıda bulunmamasının boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

8- Eve Uğramamak, Eşi Sürekli Yalnız Bırakmak

Evlilik birliğinin sürekliliğini sağlayan ortak yaşam alanı aile konutudur. Eşlerin geçerli bir nedeni olmaksızın günlerce eve uğramaması, eşini arayıp sormaması ve deyim yerindeyse onu yalnız bırakıp kendisi hakkında hiçbir haber vermemesi evlilik içerisindeki güven ilişkisini zedelemektedir. Bu durumun iyi niyet ve dürüstlük kuralı çerçevesinde yorumlanmasında fayda görmekteyiz zira eş işi gereği şehir dışına çıkmak ve birkaç gün aile konutundan uzak kalmak zorunda olabilir. Dürüstlük kuralı gereği bu durum eşe bildirilmeli ve aradaki güven ilişkisinin zedelenmesine fırsat verilmemelidir. Eşi sürekli yalnız bırakmanın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

9- Eski Sevgilisini Unutamadığını Dile Getirmek

Evlilikten önce yaşananların bir kenara bırakılması ve şeffaflık içerisinde eşlerin evlenmeden önceki yaşantılarına dair bilgilerin paylaşılması eşler arasındaki güven ve bağlığı artıracağından şüphe yoktur. Zira bu bilgilerin paylaşılmaması halinde eşlerin aklında sürekli bir soru işareti kalabilmekte ve bu durum sadakatsizlik esasındaparanoyaklık derecesine kadar ulaşabilmektedir. Eşlerin evlendikten sonra birbirlerine eski sevgililerinden sürekli olarak bahsetmeleri, onu unutamadığını ve onu hala sevdiğine yönelik söylemleri evlilik birliğini temelden sarsan ifadelerdir. Eşlerden birinin eski sevgilisini unutmadığı dile getirmesinin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

10- İletişim Araçları İle Güven Sarsıcı, Şüphe Uyandırıcı Davranışlar Sergilemek

 Sürekli açıklamadığı bir kişiyle mesajlaşmak, mailleşmek hatta gizli konuşmalar yapmak haklı olarak diğer eşin, kendisi hakkında birtakım şüpheler beslemesine neden olmaktadır. Bu gibi kuşku uyandırıcı davranışlar eşler arasındaki karşılıklı güven ilişkisini zedeler, nihayetinde evlilik birliğinin sarsılması işten bile değildir.

11- Aşırı Alkol Kullanımı, Uyuşturucu ve Sağlık Sorunları Yaratacak Düzeyde Sigara İçmek

Alkol kullanmak bir özgürlük olduğu kadar bu özgürlüğün sınırlanması gereken noktalar da bulunmaktadır. Özellikle aşırı alkol tüketimine binaen aile içi şiddet maalesef sıklıkla karşılaşılan ve onarılması güç yaralara neden olabilen durumlardandır. Bu özgürlük sadece kullanmakla sınırlı kalmalı aile içerisine herhangi bir huzursuzluk yaratacak şekilde sirayet etmemelidir. Aşırı sigara tüketimi de bu yönde diğer eşin -varsa çocukların- sağlığını ve yaşamını tehlikeye atacak boyutlara gelmiş ancak eş hiçbir önlem almamakta ise (örneğin astım ve KOAH hastaları) boşanma nedeni olarak ileri sürülebilir. Eşlerden birinin aşırı alkol yahut uyuşturucu kullanmasının boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

12- Aile Sırlarını İfşa Etmek

Evlilik iyi günde kötü günde karşılıklı anlayış ve güven içerisinde sürdürülmesi gereken bir ortak yaşam birlikteliğidir. Eşler hayat arkadaşlarına duydukları güven neticesinde bazı sırlarını açıklamış olabilirler, bu çok normal bir durumdur zira eşlerin söz konusu paylaşılan sırları saklama yükümlülüğünün bulunduğunu ahlaken ve etik olarak söylemek mümkündür. Bu sırların üçüncü kişilere birebir veya iletişim araçları vasıtasıyla ifşa edilmesi ahlaken yanlış olacak ve eşler arasındaki güven ilişkisini zedeleyecektir. Aile sırlarını ifşa etmenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

13-  Beden Temizliğine Özen Göstermemek

Eşlerin yaşamlarını müşterek bir biçimde ve müşterek olan aile konutunda idame etmelerinden ötürü kişisel bakımlarına özen gösterme yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu da her ne kadar ahlakî ve şahsî bir mesele de olsa somut örnekleri bulunmaktadır. Eşlerin bu durumu birbirlerine açıklayamamaları ise bir süre sonra aradaki iletişim bağını zedeleyebilmekte ve tartışmalarla hatta boşanmayla neticelenen sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Beden temizliğine özen göstermemenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

14- Eşin Ailesi İle İlgili Problemler

Türk toplum yapısı gereği büyüklere saygı esastır. Eşler birbirlerinin ailelerini sevmek zorunda değillerse bile etik olarak saygı göstermeleri gerekmektedir. Ancak ne yazık ki gazete haberlerinde sıklıkla karşılaştığımız eşlerin birbirlerinin ailelerine karşı uyguladıkları şiddet vakaları gün geçtikçe artış göstermektedir. Bu nedenle karşılıklı anlayış ve suhulet çerçevesinde ortak hayat idame ettirilmelidir. Aksine eşin ailesine karşı hakaretlerde bulunmak, fiili saldırılarda bulunmak, tehdit etmek, eşini ailesiyle görüştürmemek evlilik birliğini zedeler nitelikteki durumlardır ve birer boşanma nedeni teşkil etmektedir. Eşin ailesini tehdit veya darp etmenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

15- Aşırı Kıskançlık

Eşlerin birbirlerine anormal derecelerde kıskançlık göstermeleri aile içerisinde baskıcı ve katı bir rejimin hakim olduğu anlamına gelir ki bundan her iki eş de zararlı çıkabilir. Bu nedenle aşırı kıskançlık zaafına son verilmeli, eşler birbirlerine karşı ölçülü bir sahiplenme duygusu beslemelidir. Daha ileri derecelerinde kıskançlık kavgalara ve ikili ilişkilerde güvensizliğe yol açtığı takdirde bir boşanma nedeni olarak kabul edilebilir. Aşırı kıskançlığın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

16- İntihara Teşebbüs Etmek

Eşlerden birinin herhangi bir sebeple intihara teşebbüs etmesi halinde evlilik birliği ve birlikte yaşama iradesi doğal olarak sarsılacaktır. Evliliğin normal sona erme şekli eşlerden birinin ölümüdür. Ancak intihara teşebbüsün manası şudur ki eş artık hayatını idame ettirmek istememektedir. Bu durum eşlerin psikolojik açıdan sıkıntılar çektiklerine dair bir karine oluşturmaktadır nitekim diğer eş artık sürekli bu korkuyla yaşayacak ve deyim yerindeyse intihara teşebbüs eden eşine katlanmak zorunda kalacaktır. Bu nedenle her iki eşin de psikolojik açıdan sıkıntılar yaşaması ile bu evliliğin sağlıklı bir biçimde devam ettirilemeyeceği düşünüldüğünde bu durum da boşanma nedenleri arasında sayılabilecektir. İntihara teşebbüs etmenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

17- Müşterek Çocuklarla İlgilenmemek

Evliliğin en tatlı meyveleri olan çocuklar eşlerin bu dünyaya bırakacakları müşterek canlı bir mirastır. Çocuklar doğumundan itibaren belli yaşlara gelene kadar ailesinin bakım ve korumasına muhtaçtır. Hem evlilik birliğini yürütmek, hem aileye gelir sağlamak için çalışmak hem de çocukların bakım ve gelişimi ile ilgilenmek her ne kadar meşakkatli de olsa bu ailelerin birincil vazifesidir. Herhangi geçerli bir neden olmaksızın eşlerden birinin müşterek çocuklarına ilgi, şefkat ve sevgi göstermemesi halinde hem çocukların gelişimi bu durumdan olumsuz etkilenecek hem de diğer eş bu yükün altından kalkmakta zorluk çekecektir. Eşlerin bu ortak yükümlülüklerini ifa etmekten kaçınmaları birer boşanma nedenleri arasında gösterilmektedir. Müşterek çocuklarla ilgilenmemenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

18- Eşini Kendi Ailesiyle Birlikte Oturmaya Zorlamak

Aile konutu TMK tarafından yasal zeminde ele alınmış olup evlilik birliğinin devam ettiği sürece ve eşlerden birinin vefatı üzerine sağ kalan eşe belli şartlar altında özgülenebilen konuttur. Aile konutu üzerinde tapu kütüğüne şerh konulması ile birlikte eşlerin müşterek rızaları bulunmaksızın bu konut üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Eşlerden birini kendi ailesi ile birlikte yaşamaya zorlamak ise kanun koyucunun eşlerin ve evlilik birliğinin korunması amacıyla oluşturduğu bu düzenlemelerden mahrum kalmasına neden olmaktadır. Nihayetinde eşlerin kendilerine yönelik özel yaşam alanlarının olması gerekliliği muhakkaktır. Bu konuda rızası bulunmayan eşi, kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlamak ise boşanma nedenleri arasında gösterilmektedir. Eşini kendi aile ile birlikte oturmaya zorlamanın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

19- Gittiği Yeri İzah Edememek

Eşlerin birbirlerine karşı şeffaflık içerisinde evlilik birliğini yürütmesi gerektiğini belirtmiştik. Ancak bu durum sürekli bir ‘hesap sorma’ eylemine dönüşmemelidir. Eşlerin de nihayetinde evlenmeden önce kişisel bir çevresi de bulunmaktadır. Bu kişilerle orantılı ölçüde vakit geçirmesi de hoş karşılanmalıdır. Eşlerin birbirlerine olan güven duygusunu diri tutmaları gerekmektedir zira eş herhangi bir kuşku içerisinde ise ve eşinin gittiği yeri veya konuştuğu kişileri izah edememesi halinde ortada güven ilişkisinin zedeleneceği aşikârdır. Gittiği yahut kaldığı yeri izah edememenin boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

20- Düğün Takılarını veya Birtakım Değerli Ev Eşyalarını Çalmak

Eşlerin evlendikten sonraki kazançları yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine göre ortak bir nitelik taşımaktadır. Kazançların ortak olmasına karşın eşlerden birinin ortak veya eşine ait olan ziynet eşyalarını çalması, saklaması ve bunu eşinden habersiz yapması durumu bir nevi aile içi hırsızlık fiilidir. Bu durum aile içerisindeki müşterek yaşama iradesine bir darbedir ve eşler arasındaki güven ilişkisini zedelemektedir. Bu nedenden dolayı ortak yaşama ait müşterek malların çalınması bir boşanma nedenleri arasında gösterilmektedir. Düğün takılarını yahut değerli ev eşyalarını çalmanın boşanma nedenleri arasında sayılması Yargıtay tarafından da kabul edilmektedir.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Hüseyin Alper ÇABUK

İddet Müddeti - Av. Halil İbrahim Çelik

İDDET MÜDDETİ VE KALDIRILMASI DAVASI

İddet müddeti evli bir kadının boşandıktan sonra yeniden evlenemeyeceği süredir. Bu süre 300 gün olarak belirlenmiştir. 300 günlük süre mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade eder. Bu süreye bekleme süresi de denmektedir. Süre doğurmakla sona erer. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbirleriyle evlenmek istemeleri hallerindeyse mahkeme bu süreyi kaldırır. Çünkü İddet müddetinin amacı nesebin karışmasının önlenmesidir. Süreyi kaldıran bu durumlarda nesebin karışma ihtimali bulunmamaktadır. Boşandıktan sonra 300 gün içinde meydana gelen çocuğun babası eski kocadır. Bu kural babalık karinesidir. Bu karinenin uygulanmasının önüne geçilmesi için iddet müddeti kaldırılmaya yönelik dava açılmalıdır. Dava aile mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin kanun gereği aile mahkemesinde açılacaktır. Hasımsız olarak açılır. İddet müddeti yalnızca kadınlar içindir. Boşanan bir erkek 300 günlük evlenme yasağı bulunmadan 300 gün içinde evlenebilecektir. Boşanma kararı kesinleştikten sonraki 300 gün içinde kadın hamile olmadığı ispatlayan doktor raporu ile evlendirme memuruna başvursa bile mahkeme kararı aranmaktadır. Kadının iddet müddeti içinde evlenebilmesinin tek şartı mahkeme yoluyla bu sürenin kaldırılmış olmasıdır. Her durumda boşanmadan sonra iddet müddeti kaldırma davası açılmalıdır. Eğer iddet müddeti mahkeme kararı ile bozulmazsa bu sürede doğan çocuk babalık davası açmak durumunda kalacaktır. iddet müddeti kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararı verildiği gibi yürürlüğe girer. Mahkeme hastanelerden gelen hamile olunmadığına ilişkin rapora göre karar verir. Evlenmekten yasaklanan eşlerin (MK. 142)  tekrar evlenmek istemeleri halinde hâkim, evlenmekten yasaklama süresini kısaltabilir.

Hükmün lafzı açıkça iddet müddeti sona ermesine kadar kadın için evlenme engeli oluşturduğunu beyan etmekte ise de söz konusu iddet müddeti uygulamasının amacı nesep karışıklığının önlenmesidir. Ancak iddet müddeti içinde koca dışında başka bir erkekten hamile kalan kadın, iki tarafında evlenmeyi istemesine rağmen iddet müddeti engeline takılmaktadır. İddet müddeti kaldırılması ancak hamile değildir raporuna göre verilmektedir. Hamile olan eşin ise iddet müddeti bitene kadar beklemesinden başka çare bulunmamaktadır. Bu durumda ise babalık karinesi geçerli olmakta ve iddet müddetinde doğan çocuk eski kocanın çocuğu sayılmaktadır. Biyolojik babanın çocukla soybağının kurulması içinse eski kocanın çocuğu soy bağından ret etmesi gerekmektedir. Daha sonrasında biyolojik baba çocuğu tanıma veya babalık davası ile bağ kurabilecektir. Bu durum kadın eş ve tüm taraflar için sıkıntılar yaratmaktadır. Hükmün amacı nesebin karışmaması ise, iddet müddeti içinde başka bir erkekten hamile kalıp bu erkekle evlenecek kadının önüne iddet müddeti engelinin konulması kanaatimce hükmün ruhunun yorumuna aykırıdır. Zira bu durumda biyolojik baba ile nüfustaki baba aynı kişi olacak, nesebin karışması ihtimali kalmayacaktır.

İlgili Yargıtay kararları;

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 1980 / 1907 Karar: 1980 / 2122 Karar Tarihi: 10.03.1980; Boşanan kadın, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gün geçmedikçe, yeniden evlenemez. Ancak bu arada doğurduğu veya tabip raporu ile gebe olmadığı gerçekleştiği takdirde <İddet müddeti> sona erer (MK.95). Boşanan eşlerin tekrar evlenmek istemeleri halinde ise hâkim, süreyi kısaltabilir. Evlenmekten yasaklanan kadının iddet müddeti, az önce belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde bile, kısaltılamaz ve başkası ile evlenemez. Evlenmekten yasaklanan eşlerin (MK. 142). Tekrar evlenmek istemeleri halinde hâkim, evlenmekten yasaklama süresini kısaltabilir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2004 / 14384 Karar: 2004 / 14229 Karar Tarihi: 30.11.2004;Davacının Hakan, Ozan ve Okan isimli çocukların doğumunu ve kendisinden olmadığını öğrendiği tarih 25.5.2003 tarihidir. Bunun aksini gösterir bir kanıtta getirilmemiştir. Çocuklar boşanma hükmünün kesinleşmesinden ve anne tarafından babanın haberi olmadan İddet müddeti geçtikten sonra 23.10.2001 tarihinde tescil ettirildiği anlaşılmaktadır. Babanın daha önce doğumlardan bilgi sahibi olduğu da kanıtlanmamıştır. Türk Medeni Kanununun 289/son maddesi gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Koşulları oluştuğundan taraf delillerinin toplanıp sonucu uyarınca karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Boşanmada mal paylaşımı

MAL REJİMLERİ ve Boşanmada Mal Paylaşımı

Mal rejimleri evliliğin sona ermesinin en önemli ayrıntılarından biridir. Evlilik sadece manevi bağları, aile duygularını değil ekonomik açıdan da kadın ve erkeğin aynı ortak payda da hareket etmeleri anlamına gelmektedir. İşte kadın ve erkeğin aynı ekonomik ortaklıktan hareket eden bu eylemleri evliliğin sona ermesi ile eşler arasında belirli şartlar dahilinde boşanmada mal paylaşımı yapılması anlamına gelmektedir. Bu paylaşılmanın şartları ve ayrıntıları da mal rejimleri ile belirlenmektedir.

Boşanmada Mal Paylaşımı

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre eşler arasında uygulanma ihtimali olan 4 ayrı mal rejiminden bahsedilmektedir. Bu mal rejimleri; edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ortaklığı, mal ayrılığı ve paylaşmalı mal ayrılığıdır. Eşler evlendikleri dönemde bu mal rejimlerinden birini seçmeye kanunen zorunlu tutulmuşlardır. Bu mal rejimleri arasında yasal olarak kabul edilmiş olan ise edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Eşler yukarıda belirttiğimiz mal rejimlerinden birini seçebilecekleri gibi mal rejimi sözleşmesi de yapabilirler. Mal rejimleri ile alakalı konu hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce Boşanmada Mal Paylaşımı yapılırken göz önünde bulundurulacak olan mal rejimi sözleşmesinden bahsetmek istiyoruz.

A-    MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ

Çiftlerin evlenmeden önce yahut sonra imzalayarak istedikleri mal rejimini seçtikleri yazılı sözleşmeye mal rejimi sözleşmesi adı verilmiştir. Eşler bu sözleşme ile kanunun belirlediği şartlar dahilinde istedikleri mal rejimi sözleşmesini seçebilir, kaldırabilir yahut değiştirebilirler. Sözleşme evlenme ehliyetine sahip olan ve ayırt etme gücüne sahip eşler arasında yapılır. Eşlerden bir küçük yahut kanun tarafından kısıtlı ise yasal temsilcisinin izni ve onayı ile mal rejimleri sözleşmesini imzalayabilir.

Mal rejimi sözleşmesini yazılı ve noter onaylı yahut noter tarafından düzenleme şeklinde yapabilirler. Burada mal rejimi sözleşmesini taraflar kendi aralarında belirlerler ise evlenme akdi sırasında bildirmek zorundadırlar. Aksi halde yasal mal rejimini seçtikleri kabul edilir.

Noter tarafından düzenleme ile noter onayı arasında ki farktan da bahsetmekte fayda var. Noter tarafından düzenlenen mal rejimi sözleşmesinde sözleşmenin tamamı bizzat noter tarafından düzenlemektedir. Taraflar sözlü olarak notere taleplerini iletirler ve noter tarafından yazıya dökülür. Daha sonra bu beyan taraflarca imzalanır. Noter onaylı sözleşmede ise taraflar mal rejimleri sözleşmelerini bizzat hazırlarlar ve imzaladıktan sonra imzalarını notere onaylatırlar. Geçerlilik açısından bu 3 düzenleme şeklinin de birbirinden herhangi bir farkı bulunmamaktadır.

Mal rejimleri hakkında ilk olarak eski medeni kanun döneminde yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimini inceleyeceğiz.

Mal Rejimleri

1-      MAL AYRILIĞI REJİMİ

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 2002 yılında yürürlüğe girmiştir.2002 yılından önce yürürlükte olan kanun döneminde eşler arasında ki yasal mal rejimi mal ayrılığın rejimidir. Bu rejim 2002 yılından önce evlenmiş bütün çiftlerin 2002 yılına kadar edindikleri bütün malların paylaşımı için işte bu mal rejimi uygulanır. 2002 yılından sonra edinilenlerde ise eğer seçilen spesifik bir mal rejimi yok ise edinilmiş mallara katılım rejiminin uygulanacağı yasa tarafından hükme bağlanmıştır.

Mal ayrılığı rejimini kanun özünde kadının mallarını koruyacağı bir rejim olarak düşünmüş ve bu minvalde kabul etmiştir. Bu rejim gereğince kadının ve erkeğin evlenmeden sonra edindikleri bütün malvarlıkları bizzat kendilerine aittirler. Eşlerin birbirlerinden olan malvarlıklarından bir hak iddia edebilmeleri için katkıda bulunduklarını ispat etmeleri gerekmektedir. İspat etmeleri halinde katkı payı alacağı ortaya çıkar ve katkıda bulundukları rakam doğrultusunda birbirlerinden hak iddia edebilirler.

Eşler mal rejimleri içerisinde yer alan mal ayrılığı rejimi ile kendi mal varlıklarını yönetme ve tasarrufta bulunma haklarına sahiptirler. Her eş kendi malının mülkiyetini korur. Hatta kanun gereğince kadın yahut erkek isterse mal varlıklarının yönetimini eşlerine bırakabilirler. Eğer yönetim eşlerden birine bırakılmış ise onun yaptığı tasarrufların hesabını soramayacağı kanun tarafından kabul edilmiştir.

Mal rejimi sözleşmesi sona erdiği anda tarafların birbirlerinden talep edecekleri tek husus katkı payı alacağıdır. Normal şartlarda kanun tarafından hükme bağlanmamış olan katkı payı alacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından ortaya konmuştur. Katkı payı alacağı ile eşlerden biri diğer eşe ait bir malvarlığı değerinin ediniminde katkısı olduğu ispatlar ise katkı payı oranında bu malvarlığından hak iddia edebilme hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın ortaya konması için eşin maddi kazanç elde ettiğini ispatlaması zorunlu tutulmuştur. Örnek vermek gerekirse ev hanımlığı yapan bir kadının bu emeği mal varlığının kazanılmasına katkı olarak kabul edilmemiştir. Katkı ancak somut maddi olgular ile ispatlanabilmektedir. Aksi durumda eşlerin birbirlerinin mallarından hak iddia etmeleri mümkün değildir.

2-      PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI

Boşanmada mal paylaşımı ile ilgili olarak burada inceleyeceğimiz ikinci mal varlığı paylaşmalı mal ayrılığıdır. Paylaşmalı mal ayrılığı bizim hukuk sistemimize özgür bir mal rejimidir. Paylaşmalı mal ayrılığında da yine mal ayrılığından olduğu gibi eşlerden her biri kendine ait mal varlığı değeri üzerinde yönetim ve tasarruf hakkına sahiptir. Ancak eşlerin malvarlığı değerlerinden bir kısmının hangisine ait olduğu tam olarak tespit edilemiyorsa bu değer her ikisini paylı mülkiyetinde kabul edilir. Ayrıca bir mal varlığı değerinin kendisine ait olduğunu iddia eden eş bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Bu mal rejiminde her eş tasfiye sonunda diğer eşte bulunan mal varlığını değerini geri isteyebilir. Boşanmada mal paylaşımı yapılırken ayrıca eşlerin paylı mülkiyetinde olan bir malvarlığı değerinin kullanılmasında üstün yararı olduğunu iddia eden eş bu üstün yararı ispat ederse karşı tarafa payı oranında bir ödeme yaparak değeri kendi mülkiyetine geçirebilir. Örnek vermek gerekirse eşlerin paylı mülkiyetlerinde bir ev olduğunu kabul edelim. Kadın bu evin kendisine bırakılmasında üstün yararı olduğunu ispat edebilirse erkeğin payını ödeyerek boşanmada mal paylaşım hususunda evi alma hakkına sahiptir.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin mal ayrılığı rejiminden en büyük farkı aile özgülenen mallar kavramı gibi bir kavrama sahip olmasıdır. Evlilik birliğinin kurulmasından itibaren eşlerden biri veya her ikisi tarafından ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olarak edindikleri yahut ailenin ekonomik geleceğini garanti almaya yönelik yatırımlar aileye özgü mal kavramı tanımına girer ve boşanma halinde eşler işte bu aileye özgür malları aralarında eşit olarak paylaşırlar. Görüleceği üzere burada spesifik bir tanımlamadan bahsedilmiştir. Aileye özgülenen mal varlığının her somut olaya göre farklı bir yorumu bulunmaktadır. Örneğin kimi aileler için bir araç ailenin ortak mal varlığı değer iken kimi aileler için her eşin kendisine ait bir aracı bulunmaktadır. İşte bu malvarlığı değeri boşanma sonunda eşler arasında eşit olarak paylaştırılır.

Bu mal rejiminde de eşlerden birinin diğerinin elde ettiğini bir mal varlığı değerine yaptığı katkıyı isteme hakkı bulunmaktadır.

Eşlerden birinin kötüniyetli hareket ederek sırf diğer eşin mal varlığı değerini azaltmak için aileye özgü malları elden çıkarma gibi bir yol izlerse mahkeme hakkaniyet ölçüsünde bu eşin diğerine tazminat ödemesine karar verebilir. Bu hususu da örneklendirirsek aileye özgü bir araba olduğunu kabul edelim ve boşanma arifesinde erkeğin bu arabayı satarak parasını kullandığını varsayalım. Her ne kadar artık ortada aileye özgülenen bir mal varlığı değerinden bahsedilmese de kötü niyetli bir davranış olmasından dolayı hakim erkeğin kadına bir tazminat ödemesine karar verebilir.

3-      MAL ORTAKLIĞI

Mal ortaklığı rejiminde eşlerin malvarlıkları ortaklık malları ve kişisel malları olarak ikiye ayrılır. Ortaklık malları ailenin ortak malvarlığı değerlerini kişisel mallar ise eşlerden birinin kullanımına özgülenen mal varlığı değeri olarak tanımlanır.

Kanun ayrıca mal ortaklığını kendi içerisinde 3 ayırmıştır. Bu ayrım genel mal ortaklığı, edinilmiş mallarda ortaklık ve diğer mal ortaklığıdır. Genel mal ortaklığında eşler kişisel mal dışında kalan diğer bütün mallarda ortaktırlar. Edinilmiş mal ortaklığı ise eşlerin sadece edindikleri mallarda ortak olduklarını belirtmektedir. Diğer mal ortaklığı ise bu saydığımız iki ortaklık dışında spesifik bir ortaklık kurulması halinde uygulanmaktadır.

a-      Kişisel Mallar

Kişisel mallar kanun gereğince 3 farklı şekilde belirlenebilir. Öncelikle eşler kendi aralarında yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile kişisel malları belirleyebilirler. Bunun dışında 3. Kişilerin karşılıksız kazandırmaları ile kanun tarafından belirtilen mal varlığı değerleri de kişisel mallar arasında sayılmıştır. 3. Kişilerin karşılıksız kazandırmaları arasında miras hakkı gösterilebilir. Eşlerin mirastan gelen edimleri kişisel mal varlığı değerleri arasındadır.

b-     Ortaklık Malları

Ortaklık mallarını belirtirken genel mal ortaklığının tanımını belirtmek istiyoruz. Zira en önemli uygulama genel mal ortaklığında ortaya çıkmaktadır. Eşlerin yukarıda belirttiğimiz kişisel malları dışında kalan diğer bütün mal varlığı değerleri ortaklık malları kapsamına girmektedir.

4-      EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

4721 Sayılı Medeni Kanun’un yasal mal rejimi olarak kabul ettiği rejim türü edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu mal rejimi Kanunun 218 ve devamı maddelerinde hükme bağlanmıştır.

Eşler evlendikleri anda herhangi bir malvarlığı rejimini seçmemiş oldukları takdirde otomatik olarak edinilmiş mallara katılma rejimini tabii olurlar. Bu hüküm 2002 yılından sonra evlenen bütün çiftler için bu şekilde uygulanmaktadır. 2002 yılından önce evlenen çiftlerde ise 2002 yılına kadar edindikleri mallarda mal ayrılığı rejimi 2002 yılından sonra edindikleri mallarda ise eğer seçtikleri bir mal rejimi yok ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Görüleceği üzere mal rejimleri arasında günümüz itibariyle en çok uygulama alanı bulan rejim edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eşin mal varlığı kişisel malları ile edinilmiş mallarından oluşur. Boşanmada Mal Paylaşımı paılırken bu paylaşımın nasıl yapılacağında önce kişisel mal ve edinilmiş mal kavramlarını tanımlamakta fayda görüyoruz.

1-      Edinilmiş Mallar

Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek el ettiği mal varlığı değerine edilmiş mal adı verilmektedir.  Edinilmiş malları evlilik birliği içerisinde eşler ortak malları olarak adlandırılabilir. Hangi malların edinilmiş mal olarak sayılacağı da açıkça belirtilmiştir. Buna göre;

  • Eşlerin çalışmasının karşılığı olan edimler edinilmiş mallardandır. Burada eşlerin standart olarak aldıkları maaşları, kazançları, primleri örnek gösterilebilir. Yani eşlerin bedensel ya da fikri emeğine dayalı olarak kazandıkları para edinilmiş mal kapsamına girmektedir.
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemelerde edinilmiş mallar kapsamındadır. Örnek olarak eşlerin yaşlılık, hastalık, sakatlık vb sebepler ile sosyal güvenlik kuruluşlarından aldıkları ödemeler edinilmiş mallar kapsamındadır.
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlarda edinilmiş mallar kapsamındadır. Eşlerden birinin geçirdiği iş yahut trafik kazası nedeniyle karşı taraftan alacağı tazminatlarda edinilmiş mal kapsamındadır.
  • Kişisel malların gelirleri de edinilmiş malların kapsamına alınmıştır. Kişisel malları aşağıda açıklayacağım için çok içeriğe girmeden bir örnek vermek istiyorum. Eşlerden birine kalan miras kişisel mal değerindedir. Bu mirasın bir ev olduğunu kabul edelim. İşte bu evden gelen kira geliri edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir.
  • Boşanmada mal paylaşımı ile ilgili olarak edinilmiş malların yerine geçen değerler de edinilmiş mal olarak kabul edilmiştir. Örneğin eşlerin edinilmiş mal olarak sahip oldukları bir araç olduğunu kabul edelim. Bu aracın satılması ile ortaya çıkan para bedeli eşlerin edinilmiş malı olarak kabul edilir.

2-      Kişisel Mallar

Her eşin edinilmiş malları kapsamına girmeyen mal varlığı değerleri kişisel malları olarak adlandırılır ve Boşanmada Mal Paylaşımı hususunda kişisel mallar paylaşıma dahil edilmez. Kişisel malların neler olduğu yine kanun kapsamında sayılmıştır.

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına giren eşyalar kişisel mallardandır. Eşlerin giysileri, spor malzemeleri, kişisel takıları kişisel mallar kapsamındadır. Ancak burada belirttiğimiz spor malzemeleri her iki eş tarafından da ortak kullanılabilecek malzemelerden ise bu halde kişisel mal sayılamaz. Bunlar dışında eşin cep telefonu, sigarası vb. ürünler de kişisel mal kapsamında girmektedir.
  • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan veya sonradan miras yahut karşılıksız kazandırma yoluyla elde edilen mal varlığı değerleri de kişisel mal kapsamına girmektedir. Burada görüleceği üzere kanun 3 ana başlık sıralamıştır. Bunlar rejim başlangıcında eşlerden birine ait olan, miras yoluyla kalan ve karşılıksız kazandırma ile elde edilen. Bu 3 ana başlıktan ilki rejim başlangıcında eşlerden birine ait olan mallardır. Yani evlenmeden önce eşlerden birine ait olan malvarlığı değer kişisel mal kapsamına girmektedir. Ayrıca eşe kalan miras payları da kişisel mal kapsamındadır. Bunun dışında bağışlama yolu ile eşe gelen karşılıksız kazandırmalar da kişisel mal kapsamında girmektedir ve boşanmada mal paylaşımı yapılırken kişisel mal olarak kabul edilmektedir.
  • Manevi tazminat alacakları da yasa gereği kişisel mal kapsamında sayılmıştır. Örnek vermek gerekirse eşlerden biri kendisine hakaret edildiği gerekçesi ile 3. Şahsa dava açar ve dava neticesinde bir manevi tazminat kazanırsa bu kazandırma kişisel mal kapsamına girmektedir.
  • Boşanmada mal paylaşımı yapılırken kişisel mallar yerine geçen değerler de kişisel mal kapsamına girmektedir.

BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI Nasıl Yapılır?

Bu mal rejimleri ilgili tasfiye hakkında sonraki yazılarda ayrıntılı bilgiler vereceğim. Ancak genel bir bilgilendirme yapmak gerekirse edinilmiş mallar üzerinde eşler tamamen eşit şekilde pay sahibidirler. Yapılacak tasfiyede eşlerin bu boşanmada mal paylaşımı edimlerinde kanunda yazılı haller dışında eşit hak sahibi olduklarını belirtebilirim. Kişisel mallar ise eşlerden her birinin kendi mülkiyeti dahilindedir. Ancak eşlerden biri diğer eşe ait kişisel malın ediniminde yahut onarımında katkı sağlamış ise bu katkısını payı oranında isteyebilir. Örnek vermek gerekirse eşlerden birinin evlilikten hemen önce kredi çekerek bir ev aldığını kabul edelim. Evlilikten önce alındığı için normal şartlarda bu ev alan eşin kişisel malı kapsamına girmektedir. Ancak bahse konu ev için çekilen kredi evlilik içerisinde devam ettiği ve eşlerin maaşları da edinilmiş mal olarak sayıldığı için evlilik süreci içerisinde yapılan kredi ödemelerini her iki eşin ortak yaptığı ve ödenen bedel ölçüsünde evin edinilmiş mal kapsamında satılabileceğini söyleyebilirim.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Türk Medeni Kanunu’nda boşanmaya gerekçe olabilecek birden fazla neden sayılmıştır. Bu nedenler; zina, hayata kast, akıl hastalığı, pek kötü ve onur kırıcı davranış ve aile birliğinin temelinden sarsılması olarak sayılabilir. Kanun ayrıca bu saydığımız nedenleri de 2 üst başlığa ayırmıştır. Bu başlıklar genel boşanma sebebi ile özel boşanma sebepleridir. Genel boşanma sebebi aile birliğinin temelinden sarsılması iken diğer boşanma sebepleri özel boşanma sebepleri olarak gösterilmiştir. Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma nedir?

Genel boşanma nedeni olan aile birliğinin temelinden sarsılması hususu halk arasında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma olarak bilinmektedir. Şiddetli geçimsiz nedeniyle boşanma içerisinde onlarca farklı sebep taşımaktadır. Örneğin eşler arasında sürekli şiddetli çatışmaların yaşanması ve fikir ayrılıkları bu gerekçe içerisinde gösterilebilir. Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma sebebinin diğer nedenlerden farkı daha soyut kalmasıdır. Örneğin terk nedeniyle boşanmada eşin ev terketmesi, zina nedeniyle boşanma da eşlerden birinin duygusal yada cinsel olarak 3. kişiye yakınlaşması gerekmektedir. Ancak şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma sebebinde bu tür somut ispatlara lüzum bulunmamaktadır.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma için eşlerin aile hayatının artık çekilmez hale gelmesi gerekmektedir. Eşler yaşadıkları fikir ayrılıklarının ortak hayatının kurulmasını engellediği hususunu mahkeme nezdinde ispatlamak zorundadırlar. Bu ispat farklı delillerle mümkündür. Örneğin tanık dinleterek ortak hayatın artık çekilmez hale geldiği hakim huzurunda ispatlanabilir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası eşlerin son 6 ay birlikte yaşadıkları yerde bulunan aile mahkemesinde açılır. Eğer eşlerin son 6 ay birlikte yaşadıkları yerde aile mahkemesi bulunmuyor ise bu defa orada bulunan asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatı ile bu davayı yürütebilir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davasında kusursuz yada daha az kusurlu taraf eşinden maddi – manevi tazminat talebinde bulunabilir yahut nafaka talep edebilir. Hakim bu tazminat ve nafaka hususunu belirlerken eşlerin kusur durumun ve ekonomik standartlarını gözönünde bulunduracaktır. Bu kıstaslar doğrultusunda talep halinde hakim nafaka yahut tazminata hükmedebilir. Burada altını çizeceğimiz nokta; hakimin talep olmadan nafaka yahut tazminat kararı verememesidir. Ancak talep halinde bu konularda karar verilebilir. Ancak mevzubahis çocuğa ödenecek nafaka ise kamu yararı söz konusu olduğu için hakim talep olmadan da çocuk için nafaka kararı verebilir. Hukuken hak kaybına uğramamak adına boşanma avukatı vasıtasıyla dava sürecinizi takip edebilir yahut  kısmen hukuki destek alabilirsiniz.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma ile İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!