Etiket arşivi: boşanma avukatı

Boşanma Davalarında bakan avukatlar, boşanma avukatı olarak tabir edilse de boşanma avukatı şeklinde avukatlar branşlaşmamaktadır. Burada boşanma avukatı olarak kendisini ifade eden avukatlar, ağırlıklı olarak iş yükü boşanma ve aile hukuku olan boşanma davalarında deneyimli avukatlardır.

Boşanma avukatı

Boşanma davalarında avukat tutulması eşlerin, velayet, mal paylaşımı nafaka ya da tazminat gibi hukuki sonuçlarda haklarının korunmasına olanak sağlamaktadır. Boşanma avukatları tarafından sürecin yürütülmesi zorunlu olmasa da boşanmanın hukuki sonuçları düşünüldüğünde hak kaybı yaşanmaması için boşanma avukatları tarafından destek alınması önerilir.

Boşanma Davasına Bakan Avukatlar

boşanma davalarına bakan avukatlar, deneyimleri sayesinde bu dava sürecinde karşılaşılacak zorlukların önüne geçebilmekle birlikte boşanma davası içerisinde atılacak adımların hukuki anlamda doğru olmasını sağlayacaktır.

Boşanma Avukatları iletişim Bilgisi

Boşanma davası avukatı Halil İbrahim Çelik tarafından hukuki destek almak için  bize “iletişim” sayfasından ulaşarak boşanma süreci hakkında hukuki bilgi edinebilirsiniz.

Boşanma Davası Avukatı Arama

Boşanma davası avukatı arayan kişiler bu ihtiyaçlarını internet üzerinden bulundukları lokasyon ile arayarak davalarını deneyimli boşanma avukatları ile yürütme imkanı bulabilirler. Boşanma davası avukatı ararken, avukatın boşanma davalarında deneyimli olması kadar, boşanmada müvekkilinin taleplerini doğru anlayabilen ve bu taleplerin ne kadar karşılanabilir olduğunu müvekkili ile doğru paylaşabilen bir avukatla davanın yürütülmesi de önem arz eder.

Anlaşmalı Boşanma - Av. Halil İbrahim Çelik

ANLAŞMALI BOŞANMA

Aile bir toplumun en küçük yapı taşıdır. Sağlıklı bir toplum huzurlu bir aile ortamıyla kurulur. Ailenin kurulması ise evlilikle mümkündür. Evlilik ise iki kişinin aile kurmak üzere belirli şartlarda bir araya gelmesidir. Ailenin Türk toplumundaki sosyolojik öneminin farkında olan kanun koyucu, evlenmenin şartlarını titizlikle hazırlamış ve taraflara evlilik birliğinde sorumluluklar ve ödevler yüklemiştir. Ancak zaman zaman eşler kanundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı davranmakta ve aile birliğini temelinden sarsmaktadır. Temelinden sarsılan aile birliğinin ise yasal olarak sona ermesine boşanma denir. Boşanma çekişmeli olup duruşmalarla nispeten daha uzun sürelerle görülebileceği gibi tarafların anlaşması ile de gerçekleşebilir. Ancak anlaşmalı boşanma bir takım şartlara bağlanmıştır. Şöyle ki;

ANLAŞMALI BOŞANMA ŞARTLARI

1) Anlaşmalı boşanma davasının gerçekleşebilmesi için öncelikle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması gerekmektedir. Yargıtay HGK E:1992/2-199 K:1992/311 ve 6.5.1992 tarihli kararında ‘evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı’ olgusunun kanıtlanamamasını da anlaşmalı boşanma isteğinin reddinde gerekçe olarak göstermiştir.

2) Anlaşmalı boşanma için tarafların evlilikleri en az 1 yıl devam etmiş olmalıdır. 1 yıllık süre dolmadıysa anlaşmalı boşanma gerçekleşmez ancak dava reddedilmemektedir. Hâkim tarafların iddia ve savunmalarıyla boşanma sebeplerinin varlığını inceleyip, sebebin varlığı halinde ona dayanarak karar verir. 1 yıllık açısından bu sürenin birlikte geçirilmesi veya ayrı geçirilmesi hatta tarafların aynı evde hiç bulunmamaları fark yaratmayacaktır.

3) Anlaşmalı boşanma için tarafların evlilik birliğini sona erdirmek üzere her konuda anlaşmış olması gerekir. Yargıtay 2. HD E: 2012/25321 K: 2013/10648 ve 15.04.2013 tarihli kararında taraflardan birinin uzlaşma olmadığını beyan etmesi üzerine davanın çekişmeli hale geldiğini belirtmiştir.

4) Taraflar duruşma günü mahkemede hazır bulunmaları anlaşmalı boşanma davasının en önemli şartlarındandır. Hâkim tarafları bizzat dinler ve iradelerinin hiçbir etki altında kalmadığına kanaat getirir. Yargıtay 2. Hukuk dairesi E:2012/23500 K:2012/27564 ve 19.11.2012 tarihli kararında davalının davacı tarafından tehdit ve baskı altında olması nedeniyle serbest iradesiyle anlaşma yapmış olmadığından anlaşmalı boşanma talebini kabul etmemiştir. Ayrıca 2.HD E:1989/10658 K:1190/2000 ve 19.02.1990 tarihli kararında tarafların mahkemede hazır bulunmadıkları ve kendilerini vekille temsil ettirdikleri dolayısıyla anlaşmalı boşanma isteğinin tarafların serbest iradelerinin eseri olduğundan söz etmenin mümkün olmadığına karar vermiştir. Önceden anlaşmalı boşanma protokolünü imzalayan taraf hâkim önünde boşanmak istemediğini beyan ederse anlaşmalı boşanma gerçekleşmeyecektir.

5) Hâkimin taraflarda anlaşılan hususları uygun bulması şarttır. Çocuk(lar)ınve tarafların menfaatleri gerekiyorsa gerekli değişiklikleri yapabilir. Yargıtay 2. HD E:1995/1064 K:1995/11879 ve0 9.11. 1995 tarihli kararında anlaşmalı boşanma taraflar arasındaki tüm uyuşmazlıkları halledecek nitelikte olmasını ve hükmü buna göre kurulmasını açıkça belirtmiştir. Taraflar hâkimin uygun bulduğu değişiklikleri kabul etmezse dava çekişmeli boşanma olarak devam eder.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Anlaşmalı boşanma davasında delil göstermeye gerek yoktur. Hâkim süreleri ve boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumunu inceleyecektir. Boşanmanın şartlarının gerçekleştiğine kanaat getirirse boşanma gerçekleşir. Boşanmanın ne kadar süreceği anlaşmanın içeriğine ve mahkemenin iş yüküne göre değişir. Genellikle bir – iki duruşma sonunda karar verilmektedir.  Anlaşmalı boşanma dilekçesi Aile Mahkemesine verilmelidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yargı çevrelerinde ise genel görevli Asliye Hukuk Mahkemelerinde dava açılmalıdır. Kesin yetki hali söz konusu olmadığından her yerde açılabilir. Boşanma kararı kesinleşince karar mahkemenin bulunduğu yer nüfus müdürlüğüne gönderilir ve tarafların nüfus kütüğüne işlenir. Bu işlemden sonra taraflar nüfus müdürlüklerinden güncel nüfus cüzdanlarını alabilir.

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ 

1) Anlaşmalı boşanma isteyen tarafların hazırlayacakları protokolde isim, TC kimlik numarası gibi kimlik bilgilerinin açıkça bulunması gerekir. 1 yıllık şartın sağlandığının hesaplanması açısından evlilik tarihleri de protokolde yer almalıdır. Anlaşmalı boşanma iradesi açıkça ortaya konmalıdır. Taraflar bu protokolü üzerinde münazara ederek birlikte oluşturabilecekleri gibi taraflardan birinin açtığı boşanma davasını diğer tarafın kabulü ve anlaşmalı boşanma saikiyla hareket etmesiyle de mümkündür. Her halde tarafların anlaşmalı boşanma konusunda mutabık kaldıkları aksi anlaşılamaz şekilde belirtilmelidir.

2) Tarafların bu evlilikten müşterek çocukları varsa bu çocukların doğum tarihi ve ismi belirtilerek protokole yazılması gerekir. Zira ele alınan en önemli konulardan biri çocukların velayetidir. Müşterek çocuğun velayetinin kimde kalacağı açıkça düzenlenmelidir. Yargıtay 2. HD E:2014/13795 K:2014/24743 ve 4.12.2014 tarihli kararında mahkemece, sosyal hizmet uzmanı tarafından hazırlanan raporda çocuğun yaşı itibarıyla anneye verilmesi yönündeki görüşü tarafların kabul ettiği gerekçesiyle velayet anneye verilmişse de duruşma tutanağında davacı ve davalının velayeti istediği dolayısıyla bir anlaşmanın olmadığı görülmüştür. Bu durumda velayet konusunda tarafların delilleri toplanıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

3) Müşterek çocuğun velayeti kendisinde olmayan tarafın çocukla ne zaman, nerede, nasıl görüşeceği açıkça belirlenmelidir. Hafta sonları, dini bayramlar, milli bayramlar, yılbaşı, kış sömestr tatili, yaz tatilleri veya taraflarca belirlenen diğer zamanlarda hangi saatler arasında ve nerede görüşmenin yapılacağı açıkça belirtilmelidir. Bu belirlemede çocuğun üstün yararı gözetilecektir. Çocuğun eğitimini aksatmayan, kendi hayatını ikiye bölmesine gerek bırakmayan ve psikolojisini olumsuz etkilemeyecek zaman dilimleri belirlenmelidir. Yargıtay 2HD E:2013/21567 K: 2014/3915 ve 26.2.2014 tarihli kararında tarafların çocuğun velayetinin anneye verilmesini kabul etmelerine rağmen küçükle baba arasında düzenleme yapmayıp konuyu hâkimin takdirine bırakmaları bozma kararına neden olmuştur. Hâkimin bu hususta taraflardan kabul ettikleri bir düzenleme istemesi, kabul edilen düzenlemeyi uygun bulması veya gerekli gördüğü değişikliklerin taraflarca kabulü halinde buna uygun kişisel ilişki düzenlemesine gitmesin gerekir. Hâkim kişisel ilişkiye dair düzenleme konusunda taraflardan beyan almaksızın hüküm kuramaz.

4) Çocuğun velayeti kendisinde olmayan tarafın iştirak nafakası ödeyip ödemeyeceği, ödeyecekse ne kadar miktar ödeyeceği, gelir düzeyi ve çocuğun ihtiyaçları gözetilip belirtilmelidir. Bu nafakaya artış miktarı eklenebilir. Örneğin ‘Ödenecek iştirak nafakası bedeli her yılın 1 Ocak tarihinde geçen yılın TÜFE oranında arttırılacaktır.’  Ödeme şekli de belirlenmelidir. Bankada açılacak hesaba yatırılması veya farklı ödeme şekilleri tarafların iradesine göre gündeme gelebilir. İştirak nafakasında gelecekte meydana gelebilecek durumlar ve çocuğun menfaatleri göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuğun özel sağlık poliçeleri, eğitim masrafları, tekstil giderleri gibi ihtiyaçları bu nafakanın belirlenmesinde rol oynar.  Taraflar anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka talep etmemelerine rağmen velayeti kendisine verilen taraf iştirak nafakası talep edebilmelidir. Davacının anlaşmalı boşanmada çocuk için iştirak nafakası istememesi çocuğun hakkı olan eğitim ve öğretimi sağlayacak yardımın istenmesine engel değildir. ( Gerekçe: Y 2.HD E:1998/10493 K:1998/10861 ve 14.10.1998 tarihli kararı)

5) Protokolde tarafların birbirinden yoksulluk nafakası talep edip etmediği, ettiyse bu nafakanın miktarı belirtilmelidir. Ödeme şekli ve artış oranları da yer almalıdır. Tarafların maddi durumlarının değişmesi ve hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim istem üzerine nafaka miktarını yenden belirler. Anlaşmalı boşanma protokolünde belirtilen artış oranı böyle hakkaniyetin gerektirdiği şekilde durumun değişmesi söz konusu olmadan ihlal edilemez, farklı oran kabul edilemez. (Gerekçe: Y2HD E:2014/12403 K:2014/19006 ve 1.10.2014 tarihli karar) Ayrıca protokolde yoksulluk nafakasından feragat eden taraf sonradan nafakayı talep edemez. (Y3HD E:2015/1220 K:2015/3087 ve 26.2.2015 tarihli karar)

6) Tarafların maddi-manevi tazminat talepleri açıkça düzenlenmelidir. Böyle bir talepte bulunmayacaklarsa, maddi manevi tazminat taleplerinin bulunmadığı belirtilir. Talep varsa, miktar ve ödeme şekli de belirtilecektir. Tazminat hakkı saklı tutularak anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Çünkü tazminatın saklı tutulması bu konuda ihtilafın olduğu, çözümünün ileriye bırakıldığını gösterir. Anlaşmalı boşanma davasında boşanmanın mali sonuçlarıyla ilgili olarak taraf anlaşması dışında mahkemenin herhangi bir takdir hakkı yoktur. Bu konuya ait anlaşma mahkemece uygun bulunmuyorsa hâkim taraflardan gerekli gördüğü değişiklikleri yapmalarını ister ve onların kabulüyle boşanmaya karar verebilir. Mahkeme kendisini taraf yerine koyarak kendi takdirine göre maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedemez. (Gerekçe: Y 2.HD E:1991/10499 K:1991/14491 ve 21.11.1991 tarihli kararı)

7) Taraflar anlaşmalı boşanma protokolü yaparken aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan mallar bakımından anlaşabilirler. Doktrindeki baskın görüş gereği mal rejimiyle ilgili davalar boşanmanın eki niteliğinde değil, onlardan bağımsızdır. Dolayısıyla protokolde bu husus hakkında anlaşma olmaması anlaşmalı boşanmaya etki etmez. Bununla birlikte tarafların anlaşmalı boşanma protokolü yaparken aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan mallar bakımından anlaşmalarına engel bir hüküm bulunmamaktadır. Örneğin ev eşyalarından, beyaz eşyalardan, taşınır-taşınmaz mallardan bir isteğim yoktur şeklinde ifadelerle protokol yapabilirler. Katkı, katılma ve değer artış payı istediklerine ilişkin ifadenin protokolde mutlaka bulunması gerekir. Taraflar protokolde birbirinden mal talebinde bulunmayacağı hususunu belirleseler de ‘mal’ teriminin tüm taşınır ve taşınmazları kapsadığını kabul etmek mal rejimi davalarının ruhuna aykırıdır. Ayrıca bu husus mal talebinden feragat anlamına gelmemektedir. ( Gerekçe: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E:2013/9389 K: 2014/4769 ve 20.3.2014 tarihli kararı) Tarafların protokolde belirttikleri hususlarda tam bir anlaşmaya varmaları gerekir. Paylaşılacak mal gayrimenkulse tapu bilgileri, otomobil ise araç ruhsatı sunulmalı, menkul mallarınsa nasıl paylaşılacağı açıkça belirtilmelidir.

8) Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ödenip ödenmeyeceği de protokolde belirtilmelidir. Vekâlet ücreti dava vekil aracılığıyla yürütülüyorsa talep edilebilir.

9) Boşanma kararı verilmesi halinde, her iki tarafın veya vekilleri mahkemeye temyizden vazgeçtiklerine dair dilekçe vererek, boşanma kararını kesinleştirebileceklerdir.

10) Yapılan protokolde belirtilen taleplerden başka tarafların birbirinden başka bir talebinin olmadığı açıkça belirtilmelidir. Protokolün madde sayısı, tarihi de belirtilip taraflarca imzalanmalıdır.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma Avukatı, Boşanma Davası Avukatı,Boşanma Davasına Bakan Avukatlar, Boşanma Avukatı İstanbul, Boşanma Avukatları, Avukat Arıyorum, Anlaşmalı,Çekişmeli

Boşanma Avukatı

Evlilik birliği her zaman istenildiği gibi gitmeyebilir, bunun bir sonucu olarak eşler arasındaki anlaşmazlıklar kimi zaman boşanmayı getiren olayların yaşanmasına ve neticede evliliğin boşanma ile sonuçlanmasına sebep olabilmektedir. Özellikle son yıllarda ülkemizde boşanma oranlarında yoğun bir artış gerçekleşmektedir.  Boşanma süreci taraflar açısından oldukça yıpratıcı olmakla birlikte boşanmanın hukuki neticeleri taraflar açısından özellikle maddi ve manevi anlamda sorun teşkil edebilmektedir. Boşanma ile ilgili olarak merak edilen hususlar, davanın boşanma avukatı ile yürütülmesinin ne gibi avantajlar sağlayacağı, boşanma davası için uzman bir boşanma avukatı ile süreci yürütmenin zorunlu olup olmadığı, boşanma avukatı tutmanın boşanmanın sonuçlarında ne gibi etkiler yaratacağı gibi sorulardır. Bu yazımızda boşanma sürecinde avukatın gerekliliği üzerinde duracağız.

 

Boşanma Avukatı Tutmak Zorunlu Mudur?

Avukatlık mesleğinde, doktorlarda ya da öğretmenlerde olduğu gibi branşlaşma bulunmaz. Yani bu anlamda boşanma avukatı demek yanlış bir tabirdir. Fakat avukatlıkta ağırlıklı olarak boşanma davalarını iş yükü olarak benimsemiş, boşanma davalarına bakan ve boşanma davalarında tecrübeli avukatlar genellikle boşanma avukatı olarak adlandırılırlar.

Boşanma davasında avukat tutmak diğer tüm davalarda olduğu gibi zorunlu değildir. Bireylerin herhangi bir dava için avukat tutma zorunlulukları bulunmaz. Lakin hukuki süreçler oldukça karmaşıktır ve bu süreçlerin doğru yürütülmemesi gerek maddi gerekse de manevi açıdan hak kaybı yaşanmasına neden olur.  Boşanma davalarında da eşler yalnızca birlikte yaşamalarını ayırmazlar aynı zamanda ortak kurulan hayata dair sahip olunan değerlerin de ayrışması söz konusu olacaktır. Bu noktada taraflar varsa çocukların velayeti, evlilikte edinilen malların paylaşımı, nafaka ve tazminat gibi maddi durumların belirlenmesi gibi hususlarda sıklıkla hak kaybı yaşayabilmektedirler. Boşanmanın maddi ve manevi sonuçları düşünüldüğünde ise, her ne kadar avukat tutmak zorunlu olmasa bile yaşanacak kayıpların önüne geçilmesi bu sürecin boşanma avukatları ile yürütülmesi ile mümkün olabilmektedir.

Boşanmalarda açılacak davanın nasıl yürütüleceği, boşanmanın maddi ve manevi neticelerini değiştirmektedir. Bu noktada eşlerin hangisinin daha fazla kusura sahip olduğunun belirlenmesi, kusur oranlarının ne olacağı velayet, nafaka ve tazminat açısından belirleyici olacaktır. O yüzden hukuki anlamda bilgi ve tecrübeye sahip boşanma avukatı size bu süreçte mutlak avantaj sağlayacaktır.

 

Deneyimli ve Tecrübeli Boşanma Avukatı

Boşanma avukatı denilince boşanma davalarına sıklıkla bakan ve boşanma süreci konusunda deneyimli ve tecrübeli avukat akla gelir.  Boşanma oldukça karmaşık bir süreçtir, bu süreç içerisinde boşanma dilekçesi hazırlanması, boşanma nedeninin ortaya konulması, cevap dilekçeleri, öne sürülen boşanma sebebinin ispatı,  velayet tazminat ya da nafaka gibi taleplerin belirtilmesi, karşı tarafın kusurunun çıkarılması gibi hukuki anlamda davanın seyrini süresini ve sonucunu direk olarak etkileyecek hamlelerin doğru bir şekilde yürütülmesi gerekir. Öyle ki boşanma süreci yıllarca sürebileceğinden dolayı bu noktada deneyimli ve tecrübeli boşanma avukatları ile davanın yürütülmesi hem sürenin daha kısa olmasına hem de boşanma sonrası yaşanması muhtemel hak kayıplarının önüne geçilmesine olanak sağlayacaktır.

 

Boşanma Avukatı İstanbul

İstanbul’da ikamet eden ve boşanma sürecinin bu şehirde yürütüleceği durumlarda bu ilde ikamet eden bir boşanma avukatları ile davanın yürütülmesi sürece daha fazla hakim olmanız açısından önemlidir. Boşanma avukatı İstanbul içerisinde açılacak davalarda, hukuki sürecin hızlı ve kusursuz bir şekilde sonuçlandırılması adına mutlak fayda sağlayacak unsurların başında gelecektir.

 

Boşanma Avukatı Arıyorum Ne Yapmalıyım?

Boşanmanın uzman bir avukat ile yürütülmek istenmesi durumunda avukat arayan bireyler, boşanma avukatı ararken üzerinde durmaları gereken en önemli husus, tutulacak avukatın boşanma süreçlerinde ne kadar tecrübe sahibi olduğu olmalıdır. Bu noktada boşanma davalarında deneyimli bir avukat ile açılacak davalar süreç içerisinde karşılaşılması muhtemel zorlukların kolaylıkla aşılmasını sağlayabilecektir.

Anlaşmalı Boşanma Avukatı

Anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli olarak açılacak davalardan süreç olarak farklıdır. Anlaşmalı boşanma denildiğinde insanlar boşanmanın daha kolay olduğunu düşünebilirler. Bu bir nebze de olsa doğrudur fakat boşanmanın hukuki sonuçları düşünüldüğünde çekişmeli boşanma davaları ile arasında bir fark bulunmaz. Her iki boşanma yönteminde de taraflar, çocuğun velayeti, mal paylaşımı, tazminat ve nafaka gibi önemli hususları sonuca bağlamaktadırlar. O yüzden anlaşmalı boşanma davaları sonucunda da hak kaybı yaşanmaması adına uzman bir anlaşmalı boşanma avukatı tarafından destek alınması önerilir.

 

Çekişmeli Boşanma Avukatı

Çekişmeli boşanmalarda her iki taraf da haklılığını ortaya koyarak boşanmayı getiren olaylar bağlamında karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlamak durumundadırlar. Öyle ki boşanmada kusur, alınacak tazminat miktarı, nafaka bağlanıp bağlanmaması gibi durumları direk olarak belirleyen etmenlerdendir. O yüzden çekişmeli boşanma davalarında mutlak suretle bir avukat tarafından mahkemede temsil edilmek size hak kaybı yaşanmaması adına avantaj sağlayacaktır.

Boşanma Davası Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ NASIL HAZIRLANIR?

Her dava dilekçesinde bulunması gereken ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda belirtilen unsurlar mutlaka bir boşanma davası dilekçesi içerisinde de bulunmalıdır. Öncelikle bir dava dilekçesinde olması gereken zorunlu unsurları belirtelim. Buradan boşanma davası dilekçesi ile ilgili gerekli bilgileri paylaşacağız.

Dava dilekçesinin üst başlığında görevli ve yetkili mahkemenin adı yazmalıdır. Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Eğer çiftlerin ikamet ettikleri ilçede aile mahkemesi bulunmuyor ise dava asliye hukuk mahkemesinde açılır. Asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatı ile davayı yürütür. Davanın açılacağı yer mahkemesi eşlerden birinin ikametgahının bulunduğu yer yahut son 6 ayda birlikte yaşadıkları yer mahkemesidir. Boşanma dava dilekçesi hazırlanırken davanın henüz hangi numaralı mahkemede görüleceği belli olmadığından “NÖBETÇİ” ibaresi eklenmelidir

Davacı (varsa kanuni temsilcisinin ve varsa vekilinin) ve davalının ad, soyad, adresleri yer almalıdır. Davacı kimlik numarasını da dilekçeye yazmalıdır.

Dava konusu, dava konusu vakıaların sıra numarası ile açık özetleri, vakıaların hangi delillerle ispatlanacağı, hukuki sebep, açık talep sonucu dava dilekçesine yazıldıktan sonra tüm sayfayı kapsayacak şekilde en altta davacı ve varsa vekilinin imzası yer almalıdır.

Boşanma davası dilekçesi içerisinde yer alması gereken zorunlu unsurların daha net anlaşılması için bunu bir örnekle gösterelim:

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

“……..AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE
…………….

DAVACI :
VEKİLİ :

DAVALI :

DAVA KONUSU :

AÇIKLAMALAR :

——————————-

HUKUKİ NEDENLER : TMK, HMK ve ilgili mevzuat hükümleri.

DELİLLER :

TALEP SONUCU:

Davacı Vekili
Av………………………..”

BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR

Boşanma davası dilekçesi içerisindeki hususlar boşanma davasının süresini ve sonucunu etkiler. Bu yüzden gerek davanın kabul edilmesi gerek davacının hak ve menfaatlerinin en iyi şekilde korunması için boşanma davası dilekçesi içeriğinin mutlaka hukuki anlamda kusursuz ve eksiksiz olması gerekir.

Boşanma davası dilekçesi hazırlarken bu belge içerisinde bireyler, evlilik içerisindeki boşanmayı getiren davranışların neler olduğu, boşanma sonrası varsa çocuğun velayeti, nafaka, tazminat ve ihtiyati tedbir talepleri gibi hususları açıkça belirtmelidirler. Bu sayede hak kayıplarının yaşanması önlenebilir.

Boşanma davası dilekçesi, boşanmanın hangi gerekçe ile olduğu ve dayandığı temele göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle boşanma davası dilekçesi içeriğine çekişmeli yahut anlaşmalı olduğu bilgisi, sebepler açık bir şekilde yazılmalıdır.

Boşanmayı gerektiren vakıa ve olguların ispatı davacıdadır. Boşanma nedenini doğru bir şekilde seçtikten sonra bu boşanma sebebinin oluşması için gereken şartları ispatlamaya yarayan delilleri dava dilekçesinde mutlaka göstermelidir. Nüfus kayıtları, tanıklar, uzman kişiler araştırma ve raporları, bilirkişi incelemesi gibi dayanağı olan delilleri belirtmekle birlikte devamında “her türlü delil” şeklinde yazarak daha sonradan çıkabilecek olası deliller için de açık kapı bırakmalıdır.

AVUKATSIZ BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Boşanma davasının kabul edilmesinde en büyük etken dava dilekçesindeki açıklamalar kısmıdır. Bu yüzden vakıaların açık özetleri hakimde boşanmanın gerekliliğine, evlilik birliğinin devamında eşler ve çocuklar yönünden korunmaya değer bir yarar kalmadığına yönelik kanaat oluşturacak şekilde verilmelidir. Bunu yaparken de açıklamalar gereksiz ayrıntılarla uzatılmamalıdır.

Şimdi açılacak boşanma davasının türü ve sebebine göre önemli birkaç nokta üzerinde duralım:

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Eğer taraflar birlikte boşanma kararı aldılar ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde anlaştılar ise anlaşmalı boşanma yoluna giderek davayı en kısa sürede sonlandırabilirler. Anlaşmalı boşanma şartlarını yerine getiren taraflar boşanma davası dilekçesi içeriğinde boşanmanın tüm mali ve hukuki sonuçları üzerinde uzlaştıklarını belirtmelidirler. Ayrıca hazırlanmış bir boşanma protokolü varsa bu protokole atıfta bulunarak davanın daha hızlı sonuçlanmasının sağlayabilirler.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Açılacak bir çekişmeli boşanma davasında boşanma dilekçesinin önemi çok daha büyüktür. Bu yüzden boşanma sebebi ve bu sebebi meydana getiren vakıa ve olgular, bu vakıaların ispata yarayan deliller kusursuz bir şekilde dilekçede belirtilmelidir.

Çekişmeli boşanma davasında davacı taraf kanunda öngörülen özellikle özel boşanma sebeplerinden birine dayanıyorsa bu sebeplerin şartlarının oluştuğuna yönelik açıklamalarda bulunmalıdır. Örnekle açıklamak gerekirse; terk nedeniyle açılan bir boşanma davasında gerekli prosedürleri yerine getiren  davacı, davalının evlilik yükümlülüklerini yerine getirmediğin, ortak konuta dönmemesi için haklı bir sebebi olmadığına dilekçede yer vermelidir. Bir başka örnek olarak zina sebebiyle boşanma davası açan davacı zina olayının ispatına yönelik kuvvetli deliller sunmalıdır.

Kanundaki özel boşanma sebeplerinden biri oluşmamış ise davacı boşanmayı getiren olayları belirtmeli ve bu olayların evlilik birliğini çekilmez hale getirdiğine vurgu yapmalıdır.

Çekişmeli boşanma davasında tarafların uyuşamadıkları noktalar mutlaka vardır. Bu yüzden boşanmanın sonuçlarını oluşturan nafaka, tazminat, velayet, mal rejimi gibi hususlar da belirtilmelidir.

Boşanma sebepleri ve boşanma davası nedenleri hakkında ayrıntılı bilgiler için yazımızı okuyabilirsiniz.

Av. Halil İbrahim ÇELİK & Kevser KAZAK

Boşanmada Mal Paylaşımı

BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI

Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşler birbirinin malları üzerinde yetki sahibi olurlar. Bu yetkiler ve eşlerin mallarına ilişkin borçlardan sorumluluğu mal rejimi kavramı ile düzenlenmektedir. Eşlerin evlilikten önce veya sonra sahip oldukları malların evlilik sona ererken nasıl tasfiye edileceği, diğer bir değişle boşanmada mal paylaşımı yine bu kavramla ilgilidir. Medeni Kanunu’na göre eşler arasında uygulanması düzenlenen 4 çeşit mal rejimi vardır ve boşanmada mal paylaşımı bu mal rejimlerinin getirdiği şartlar dahilinde yapılır. Eşler bunlardan birini seçmek yerine şartlarını sağlamak suretiyle mal paylaşımı sözleşmesi imzalayabilirler. Mal paylaşımı sözleşmesi yapılmamış ve kanunda belirtilen diğer mal rejimlerinden biri seçilmemişse geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanmada mal paylaşımı, eşler tarafından seçilen mal rejiminin esaslarına göre yapılmaktadır. 2002 yılından sonra yapılan evliliklerde eşlerin herhangi bir mal rejimini seçmemiş olması durumunda yasal mal rejimleri edinilmiş mallara katılma rejimi olduğundan boşanmada mal paylaşımı da edinilmiş mallara katılma rejimi şartlarına göre yapılır.

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ

Ayırt etme gücüne sahip ve evlenme ehliyeti bulunan eşler aralarında yapacakları sözleşmeyle istedikleri boşanmada mal paylaşımı türünü seçebilir, kaldırabilir, değiştirebilir.  Küçük veya kısıtlı eş ise yasal temsilcisinin onayı ile boşanmada mal paylaşımı sözleşmesini imzalayabilir. Mal paylaşımı sözleşmesi tarafların yazılı olarak yaptıkları akdi imzalayıp noterin onaylaması veya akdin doğrudan noterce düzenlenip tarafların imzalaması ile yapılır. İki şekilde hazırlanması bakımından geçerlilik farkı bulunamamaktadır ve imza geçerlilik şartıdır. Eşler mal rejimini evlilikten önce belirledilerse evlenme sırasında yazılı olarak bildirirler, aksi halde kural olan edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiş olur. Evlenmeden sonra da eşler noterde düzenleme veya onaylama yoluyla aralarındaki mal rejimlerini değiştirebilir yada mevcut sözleşmelerinde değişiklik yapabilir. Mal paylaşımı rejimleri evlilik tarihinde başlar, sonradan değişiklik halinde değişikliğin yapıldığı tarihten sonra sonuç doğurur. Eşler arasında mal rejimi akdi yapılmadıysa kural edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasıdır.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

Yasal mal rejimi türü olup farklı bir mal rejimi seçilmediğinde uygulanacak kural mal rejimidir. 2002 yılından önce evlenen çiftlerde 2002 yılına kadar edindikleri mallarda mal ayrılığı rejimi, 2002 yılından sonra edindikleri mallarda ise seçtikleri bir mal rejimi yoksa edinilmiş mallara katılma rejimi boşanmada mal paylaşımı yapılırken uygulanır. Eşler mal paylaşımı sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini seçebilir, seçtikleri mal rejiminde sınırlı da olsa değişiklik yapabilir, artık değere katılma payını değiştirebilir. Bu rejim evlenme tarihi ile başlar. Yapacakları sözleşmesel değişiklik halindeyse sözleşme tarihinden başlayacaktır. Edinilmiş mal rejimine göre, eşlerin kişisel ve edinilmiş mallar olmak üzere iki çeşit malvarlığı vardır. Evlilik birliği sona erdiğinde edinilmiş mallar eşler arasında paylaştırılırken kişisel mallar eşin kendisinde kalır. Karine olarak bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Edinilmiş mal; her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Rejim sona erdiğinde eşe katılma alacağı doğar. Bu alacak hakkı ayın olarak istenemez. Bu kuralın istisnaları ise belirli şartlarla ev eşyası ve aile konutudur. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olup evlilik içinde edilmeyen mallar kişisel mallardır. Hangi malların edinilmiş mal sayılacağı kanunda sayılmıştır;

1-) Eşlerin çalışmasının karşılığı olan edimler; bedel karşılığı yapılan mesleki faaliyetleri sonucu elde edilen mal varlığıdır.  Emek verilmeden kazanılan edimler örneğin bağış, miras edimleri, edinilmiş mal değildir. Eşlerin aylık maaşları çalışma karşılığı olan edimlere örnektir.

2-) Sosyal Güvenlik, Sosyal Yardım ve Sandık Ödemeleri; BAĞ-KUR, emekli sandığı, SSK gibi kurumların veya personele yardım amacıyla kurulan yardımlaşma sandıklarına yapılan ödemeler edinilmiş maldır. Edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde alınan emekli ikramiyesi buna örnektir.

3-) Çalışma Gücünün Kaybı Nedeniyle Ödenen Tazminatlar;Yaşanan iş, trafik kazaları ve geniş anlamda haksız fiiller sonucu çalışma gücünün kaybı meydana geldiğinde alınacak tazminat edinilmiş mallar kapsamındadır.

4-) Kişisel Malların Gelirleri;Eşlerden birinin kişisel malı niteliğindeki hayvandan elde edilen süt, yavru, deri gibi edinimler, kişisel mal olan taşınmazdan elde edilen gelir buna örnektir. Eşler, mal rejimi sözleşmesi ile kişisel malların gelirlerini ve çalışmasının karşılığı olan edimlerin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını kararlaştırabilir.

5-) Edinilmiş Malların Yerine Geçen Değerler; Edinilmiş mal satılıp elde edilen gelir, bu gelirle alınan başka bir mal buna örnektir.

Eşlerin edilmiş mal kapsamı dışındaki malları ise kişisel mal olarak adlandırılır. Kanunda kişisel mallar örneklenmiştir. Buna göre;

1-) Eşlerden Yalnız Birinin Kişisel Kullanımına Yarayan Eşya; Kıyafetler, kişisel bakım ürünleri, eşlerden yalnız birinin kullandığı mallar buna örnektir. Ortak kullanımdaki eşyalar kişisel mal sayılmaz. Mesleğin icrasında kullanılan araçlarda kişisel kullanıma tahsis edilmiş eşya kapsamında değildir.

2-) Mal Rejiminin Başlangıcında Bir Eşe Ait Olan Mal; Evlenmeden önce tarafların getirdiği çeyiz, sahip oldukları mallar buna örnektir. Mal rejimi kurulmadan eşin bu mallara sahip olması gerekir.

3-) Miras Yoluyla Edinilen Mal; Bir eşe miras yoluyla intikal eden malvarlığı değeri kişisel maldır.

4-) Karşılıksız Kazanma Yoluyla Elde Edilen Mal; Bağışlama, şans oyunları, yardım, kumar kazancı örnektir.

5-)Manevi Tazminat Alacakları;Manevi zararın doğduğu ilişki fark etmez. Ölüm, yaralama, kişilik haklarına saldırı gibi nedenlerle doğan manevi tazminat alacağı kişisel maldır.

6-) Kişisel Malların Yerine Geçen Değerler; Kişisel malın satılması, yerine başka alınan mal, elde edilen para yine kişisel mal olacaktır. Burada alınan yeni malın bedeli kişisel maldan karşılanmış olmalıdır. Yarısı edinilmiş maldan karşılanıyorsa edinilmiş mal olarak kabul edilecektir.

7-) Sosyal Güvenlik, Sosyal Yardım ve Sandık Ödemelerinden kalan yaşam süresini karşılayacak değer de doktrindeki baskın görüşe göre kişisel mal olarak kabul edilir.

Eşler mal paylaşımı sözleşmesi, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan veya kişisel mallarının gelirlerinin kişisel mal sayılacağı kabul edilebilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş edinilmiş mallar üzerinde yararlanma,yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Kural olarak diğer eşin rızasına ihtiyaç yoktur. Ancak eşlerden hangisine ait olduğu belirlenemeyen malların paylı mülkiyet halinde olduğu kabul edilir. Aksine anlaşma olmadıkça, paylı mülkiyetteki mal üzerinde tek başlarına tasarrufta bulunamazlar. Tasfiye halinde paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri üstün yararı olduğunu ispat edip diğerinin payını ödeyerek o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerden her biri, kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı bütün malvarlığı ile sorumludur. Dolayısıyla eşin borçlusu edinilmiş malvarlığına da haciz koydurabilir.

Bir eşin bütün malları aksi ispat edilene kadar edinilmiş maldır. Malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat ile yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mal eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır.

Edinilmiş mallara katılma sözleşmesi;

-Evlilik boşanma yoluyla sona erdiyse, boşanma davasının açıldığı gün,

-Eşlerden birinin ölümüyle sona erdiyse, eşin ölüm tarihi,

-Evlilik iptal nedeniyle sona erdiyse iptal davasının açıldığı gün,

-Hâkim kararıyla rejim mal ayrılığına dönüştüyse, davanın açıldığı tarih

-Eşler başka bir mal rejimini kabul edeceklerse, mal rejimi sözleşmesi yapıldığı tarihte sona erer.

Mal rejiminin sona ermesi tasfiye aşamasını beraberinde getirir. Eşler birbirlerindeki kişisel mallarını mal rejiminin tasfiyesi sırasında isteyebilir. Yargıtay’a göre çeyiz ve ziynet eşyaları tasfiye beklenmeden de istenebilir. Bunlar elden çıktıysa bedelleri de istenebilir. Düğünde kadına takılan ziynet eşyası kadının kocaya takılansa kocanın kişisel malıdır. Eşlerin paylı mülkiyete konu malı varsa, tasfiyede, eşlerden biri üstün yararını ispat edip diğerinin payının karşılığını ödemek suretiyle malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Eşlerden biri diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunduysa tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Alacak malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır. Değer kaybı söz konusu ise başlangıçtaki değeri esas alınır. Bu mal tasfiyeden önce elden çıktıysa hakkaniyete uygun bir bedel belirlenir. Malın iyileştirilmesi kişisel veya edinilmiş paya olabilir. Katkı mutlaka parasal bir değer olmalıdır. Yargıtay 2. HD 8774-9394 ilamı ve 4.6.2007 tarihli kararında belirttiği üzere ev hanımının salt ev işlerini yapması katkı olarak kabul edilemez. Eşlerin ikisi de çalışıyor veya ikisinin de gelirleri varsa bir eşin diğerinin edimlerine katkısı olduğu kabul edilir.

Her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Talebi katılma alacağı davası ile olur. Katılma alacağının temliki de mümkündür. Eşler arasında sözleş mesel ilişki varsa katılma alacağı zaman aşımı 10 yıl, sözleşme yoksa ve mal rejimi boşanma veya iptalle sona eriyorsa kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıldır.

ARTIK DEĞER NASIL HESAPLANIR

Artık değer aktiflerden pasiflerin çıkartılması ile elde edilen değerdir. Kanunda artık değer; eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlarda dâhil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Aktifler hesaplanırken şu değerler hesaba katılır;

–          Mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olan malların tasfiye anındaki değerleri

–          TMK29 uyarınca eklenecek değerler (elden çıkarma tarihindeki değeri)

–          Edinilmiş mallardan kişisel mallara giden değerler (TMK 230)

Pasiflerin hesaplanmasında ise aşağıdaki değerler göz önünde bulundurulur;

–          Edinilmiş malın borçları

–          Varsa ve istenmişse diğer eşe ödenecek değer artış payı(TMK 227)

–          Kişisel mallardan edinilmiş mala giden karşılıklar (denkleştirme)

ARTIK DEĞER = AKTİF – PASİF   

Alacak varsa takas edilir. Artık değerin yarısı talep edilir. Bu yarısına katılma alacağı denir. Her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkim katılma alacağının azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Aldatılan Eş 3. Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi-Av.H.Çelik

ALDATILAN EŞ 3. KİŞİYE TAZMİNAT DAVASI AÇABİLİR Mİ?

Bir toplumun en küçük yapıtaşı ailedir. Gelişmiş bir toplum sağlıklı aile yapısından geçer. Türk toplumu gerek örf ve adetleri gerekse kanuni düzenlemeleriyle aileye büyük önem atfetmektedir. Bu nedenle kanun koyucu evlilik hükümlerini büyük titizlik ile hazırlamış, evlilik birliğinde eşlere bir takım yükümlülükler yüklemiştir. Bu yükümlülüklerden biride sadakat yükümüdür. Sadakat yükümüne aykırılıklar boşanma nedeni oluşturmaktadır.

Zina;  kusura dayanan, mutlak ve özel boşanma sebebidir. Mutlak olduğundan bu sebebin ayrıca evlilik birliğini temelden sarsması aranmayacaktır. Evlilik birliğinin devamında karşı cinsten biri ile isteyerek cinsel münasebette bulunulması zina olarak tanımlanacaktır. Bu tanıma göre zinadan söz edebilmek için evlilik birliği bulunmalı. Evlilikten önceki veya sonraki ilişkiler zina kapsamında değildir. Ayrılık, boşanma davalarının açıldığı sırada ya da gaiplik kararının kesinleşmemesi durumunda eşlerin sadakat yükümü devam ettiğinden kişilerin fiilleri zina oluştur.  Bu ilişkinin tek bir kez olması fiilin niteliğini etkilemeyecektir. Zina edenin kusurlu olması gerekir. Zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı eşin zinasının diğer eş tarafından öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina fiilinden itibaren 5 yıl geçmesiyle ve eşin affedilmesiyle düşer. Bu affın mutlaka eşin serbest iradesinin ürünü olması gerekir. Af somut olaya göre araştırılmalıdır. Zina için mutlaka cinsel birlikteliğin gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Ancak duygusal yakınlık kurulması suretiyle aldatma durumunda da evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilir. Zina TCK da suç olmaktan çıkartılmıştır. Ancak bir eylemin ceza kanununa göre suç olarak düzenlenmemesi borçlar hukukuna göre ahlaka ya da hukuka aykırı kabul edilmesine engel değildir. Eşler evlilik birliğini kurarak birbirlerine ve kurdukları aile birliğine karşı sadakat borcu altına girmektedir. Mevcut evliliğe rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girilmesi sadakat borcunun ihlali suretiyle diğer eşe karşı haksız fiil teşkil etmektedir. Bununla birlikte evli olduğu bilenen bir kişi ile buna rağmen bilerek istenen ilişki kurulması durumunda o kişinin eşine karşı gerçekleştirilen bir haksız fiil söz konusudur. Aldatan eşin eyleminde aldattığı kadın ile birlikte bu haksız fiilden müteselsil ve birlikte kusuru bulunmaktadır.

Buna göre aldatılan eş, diğer eşin birlikte olduğu üçüncü kişiden manevi tazminatı haksız fiil hükümlerine göre isteyecektir. Haksız fiil Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür ifadesin yer verilmiştir. Bu tanımdan hareketle haksız fiilin 4 unsuru bulunur;

1-)Hukuka aykırı fiil bulunmalıdır. Somut konuda aldatan eş ile birlikte olduğu iddia edilen üçüncü kişi arasında bir ilişki olmalıdır. Bu ilişki evlilik birliğinde korunması gereken sadakat yükümünün ihlali görünümündedir. Eş ile üçüncü kişi arasındaki bağ diğer aldatılan eş için kişilik haklarını ihlal edecek türden duygusal veya fiziksel bir bağdır.

2-) Üçüncü kişinin karşısındaki kişinin evli olduğunu bilmesi ve bilerek isteyerek ilişki kurması gerekme, yani üçüncü kişinin kusurlu olması aranmaktadır. Bu bilme serbest iradenin ürünü olmalıdır. Karşı taraf tarafından aldatma, hataya düşürme veya korkutma gibi iradeyi sakatlayıcı nedenlerin bulunmaması gerekir. Aldatılan eş açtığı davada öncelikle bu hususu ispatlanmalıdır.

3-) Bilerek isteyerek evli bir kimseyle ilişkiye giren bireyin fiili ile diğer eşin kişilik haklarının ihlali arasında uygun illiyet bağı bulunduğu açıktır.

4-) Aldatılan eş, söz konusu aldatma fiili nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğramış olmalı yani bir zarar doğmalıdır.

Zarar gören yani kişilik hakkı ihlal edilen aldatılan eş uğradığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Hâkim kusurun ağırlığı, tarafların sosyo ekonomik durumları, olayların olağan akışı ve hakkaniyete göre bir tazminat belirler. Bu tazminat manevi tazminattır. Hâkim bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir. Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Dolayısıyla aldatma eyleminin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl içinde manevi tazminat talebinde bulunulmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/4-129 Esas, 2010/173 Karar ve 24.3.2010 tarihli kararında davacı kadın, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde eşi ile gönül ilişkisine girdiğini bu eylemin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek manevi tazminat talep etmiştir. Kararda şu ifadelere yer verilmiştir; ‘Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayrı resmi ilişkiye girmek ve ondan çocuk sahibi olmak suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir.’  Yargıtay evli kimsenin evlilik dışı birlikteliğin diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunu vurgulamış, bu eyleme katılan üçüncü kişinin eyleminin de aldatan eşin eyleminden ayrı düşünülemeyeceğini karara bağlamıştır. Dolayısıyla evlilik dışı birlikteliğe bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zararlardan sorumludur. Somut olayda aldatılan eş kadın olmasına rağmen kadın erkek ayırt etmeden aldatılan erkeklerde manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2012 / 1646 Karar: 2013 / 916 Karar Tarihi: 24.01.2013’de verdiği bir kararında; Mahkemece, davacının davaya konu ettiği olay sebebiyle kendi eşi aleyhine manevi tazminat davası açmadığı, evlilik birliğinin devam ettiği, dolayısıyla kendi eşinin eylemini hoşgörüyle karşılayan ve kendi eşini affeden davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini öne sürerek davalıdan manevi tazminat talep etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir., Davacının eşi ile davalı arasındaki gayri meşru ilişkiyi öğrendikten sonra, bu ilişkiyi maddi menfaatleri için teşvik ettiği ve göz yumduğu iddiasıyla davalının eşi olan ve müdür yardımcısı olarak görev yapan diğer davalı hakkında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve bimer’e müracaat ederek şikayetlerde bulunduğu, ayrıca davacının bir süre psikiyatrik tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, aldatılan eş durumunda olan ve çeşitli resmi mercilere davaya konu olayla ilgili müracaatlarda bulunan davacının kendi eşi aleyhine boşanma davası açmamış olması hakkın kötüye kullanılması olarak düşünülemez. Yine davacının kendi eşi aleyhine manevi tazminat davası açmamış olması müteselsil sorumluluk esaslarına göre davalıya yönelik talep hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez. Şu halde, davacının kişilik haklarına yönelik saldırı sebebiyle uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, istemin tümden reddi doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekir.

Bununla birlikte Yargıtay 4. Hukuk dairesi 2015 tarihli verdiği kararında aldatılan eş tarafından 3. kişiye manevi tazminat açılmasının yolunu kapatmıştır. Kararın gerekçesi şu şekildedir; Davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Türk Medeni Kanunu’nda yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Davalı zararın meydana gelmesinde asli olarak sorumlu tutulamaz. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Bu nedenlerle, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez.”

 Av. Halil İbrahim ÇELİK & Merve ARABACI

Evden Uzaklaştırma Tedbiri ve Koruma Kararı - Av. H. İ. Çelik

EVDEN UZAKLAŞTIRMA TEDBİRİ VE KORUMA KARARI

Türk toplumunda aile kabul edilen kutsal değerlerin başında gelmektedir. Gelenek görenek, örf adet kuralları ve kanuni düzenlemelerle aile içi ilişkiler düzenlenmeye çalışılmıştır. Anayasamızda da aile, toplumun temeli olarak nitelendirilmektedir. Toplum kurallarının öğretildiği ilk yer ailedir. Düzenli ve sağlıklı toplumlar huzurlu ve düzgün bir aile ortamının kurulmasıyla oluşur. Kanunlarda ailenin önemi nedeniyle, evlilik birliği içerisinde eşlere bir takım yükümlülükler yüklemiştir. Ancak ne yazık ki farklı toplum ve kültürlerdeki birçok kişi aile içinde şiddete maruz kalmaktadır. Şiddet en başta bir insan hakları ihlalidir. Aile içi şiddete koca, kadın eş veya çocuklar maruz kalabilmektedir. Bu durum sakatlıklara, kadınların çalışma gücünden yoksun kalmasına kadar birçok ağır neticeye neden olmaktadır. Aile içi şiddet toplumun temeli kabul edilen aile birliğini temelden sarsmakta, bu ortamda yetişen bireylerin topluma faydalı ve sağlıklı bireyler olmalarının önüne geçmektedir. Şiddet insan onuruna yapılan bir saldırıdır ve bir halk sağlığı problemidir. Günümüzde özellikle kadınların maruz kaldığı şiddet eylemlerinin giderek artması nedeniyle şiddeti önlemeye yönelik bir takım somut adımlar atılmıştır. Aile içi şiddet uygulayan kişilere verilecek ceza arttırılmış, toplumsal duyarlılık çalışmaları yapılmış, bu çerçevede 8 Mart 2012 tarihinde Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra pratikte koruma kararı veya uzaklaştırma tedbiri olarak adlandırdığımız ve şiddet uygulayan kimsenin kadından uzaklaştırılmasını sağlayan kararlar yürürlüğe konulmuştur.

KORUMA KARARI NASIL ALINIR

Aile içi şiddet aile konutunda yaşayan bireyler arasında meydana gelmektedir. Kocanın karısına, çocuklarına ya da aynı evde yaşayan akrabalara, aynı evde yaşayan akrabaların evdeki yaşayan diğer kişilere veya evli olunmasına rağmen ayrı evlerde yaşansa da bir eşin diğerine yönelik tehdit baskı ve kontrol içeren, fiziksel, cinsel, ekonomik veya psikolojik zarar doğuran ve acı duyulmasına sebebiyet veren her türkü davranış aile içi şiddettir.  Şiddet bedensel zarar verici, tokat atmak, hırpalamak, boğazını sıkmak, işkence yapmak gibi fiziksel olarak gerçekleşebileceği gibi bağırmak, küfretmek, hakaret etmek veya ailesiyle görüştürmemek gibi psikolojik olarak da gerçekleşebilir. Tecavüz, enseste ya da fuhuşa zorlamak gibi cinsel şiddet ya da çalışmaya izin vermemek, paranın elinde alınması gibi ekonomik şiddet de söz konusu olabilir. Şiddete uğrayan aile bireyi veya şiddeti gören, tanık olan diğer kişiler şikâyet ve ihbar başvurusunda bulunarak koruma kararı alabilir. Bu başvuru polis merkezine, jandarma karakoluna, cumhuriyet savcılığına veya aile mahkemesi hâkimliğine yapılabilir. Bulunulan yerde aile mahkemesi yoksa dilekçenin sulh hukuk mahkemesine verilmesi gerekir. Şiddet uygulayan eşten alınan başka bir nafaka yoksa eşin evden uzaklaştırıldığı süre boyunca kendisinin ve çocukların geçimini sağlayacak bir nafaka talep edilebilir. Bu talep uzaklaştırmak için verilen dilekçede yer almalıdır. Ayrıca şiddet uygulayan eşin gelir durumunu gösterir belgelerinde dilekçeye eklenmesi gerekir.

4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda aile içi şiddete maruz kalan aile bireylerinin özellikle kadınların ve çocukların korunması amacıyla şiddet uygulayan aile bireyi hakkında alınabilecek tedbirler yer almaktadır. Koruma kararı kapsamında alınacak tedbirlerin uygulanma süresi en fazla 6 aydır. Koruma kararı talebi bu süre sona erdikten sonra şiddet eylemlerin yeniden başlamasıyla yeniden istenebilir. Koruma kararı tedbirlerinden en önemlisi 6 aya kadar verilen evden uzaklaştırma kararıdır. Ayrıca ortak ev dışında başka bir yerde kalınıyorsa bu eve ve iş yerinize şiddet uygulayan kişinin uzaklaştırılması talep edilebilir. Bu koruma kararı tedbirinin verilmesi şiddet uygulayan bireyin uzaklaştırıldığı konutun elektrik, su, doğalgaz gibi giderlerini karşılamasını engellemez. Kişi uzaklaştırma sonucunda bu giderlerini karşılamıyorsa hâkime müracaat edilebilir. Mahkeme bu tedbire hükmedilmesine dosya üzerinden yapacağı evrak incelemesi ile karar verir.

KORUMA KARARI NEDENİYLE HAPİS CEZASI

Evden uzaklaştırma ve verilen koruma kararı hususuna uyulup uyulmadığı kolluk kuvvetleri denetleyecektir. Polis ya da jandarma uzaklaştırılan evi haftada bir kez ziyaret eder, komşuların bilgisine başvurur, mağdurun yakınları ile görüşür, muhtardan bilgi alır ve evin çevresinde araştırmalar yapar. Ancak ülkemizde koruma kararı hususunun uygulanması hiçe sayılmaktadır. Polisler hakkında koruma kararı verilen kadını neredeyse hiçbir zaman ziyaret etmemektedir. Şiddet uygulayan kişi bu tedbir kararına uymaz, konuta girmeye çalışırsa derhal polise, jandarmaya veya cumhuriyet savcılığına bildirilmelidir. Bu durumda cumhuriyet savcılığı kamu davası açar ve şiddet uygulayıp koruma tedbiri kararına uymayan eşe üç aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ayrıca aile içi şiddet TCK’ya göre suçtur. Koruma kararı talebinden başka şiddet uygulayan kişiden TCK hükümlerine göre şikâyetçi olunabilir.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Evlilikte Butlan ve Evliliğin İptali Davaları - Av. H. İbrahim Çelik

EVLİLİKTE BUTLAN VE EVLİLİĞİN İPTALİ DAVALARI

Evlilik, boşanma ile sona erebileceği gibi eğer ki Türk Medeni Kanununda(TMK) düzenlenen sebeplerin varlığı halinde iptal edilebilmektedir. Bu iki hukukî terim arasındaki ayrıma değinmek gerekirse; boşanma, taraflar arasında kurucu unsurları tamamen oluşmuş ve hüküm doğurmaya haiz bir evliliğin taraflar arasında anlaşmalı veya çekişmeli olarak sona erdirilmesi işlemidir. Evliliğin butlanı ise öncelikle evliliğin kurucu unsurlarının baştan beri yok olması yahut sonradan evliliğin birtakım sebeplerden dolayı geçersiz hale gelmesidir.

Evlilikte Mutlak Butlan

TMK 145. maddede sınırlı sayıda(numerus clausus) mutlak butlan sebepleri düzenlenmiştir. Bunun manası şudur ki, kanunun lafzı dışında yer alan herhangi bir sebep mutlak butlan sebebi teşkil etmeyecektir. Mutlak butlan sebeplerinden en az birine haiz olan evliliğin en başından beri batıl olduğunu ve mutlak butlan davasının sonuçlanması ile birlikte evliliğin başından beri hükümsüz mahiyete bürüneceğini söyleyebiliriz. Kanun lafzına göre mutlak butlan sebepleri;

-Eşlerden birinin evlenme sırasında halihazırda evli bulunması,

Evlilik sona erdirilmeksizin yeni evliliğin gerçekleştirilmemesi gerekmektedir. Ancak bu konuda görevli kişilerin kusuru yahut ihmalleri neticesinde halihazırda evli durumda olan bir şahsın ikinci kez evlenmesi mutlak butlan sebebidir. Bu durumda ikinci evlilikte gayet hüsnüniyetle evlilik kurumuna katılan diğer eşin hangi durumlarda mağduriyet yaşayıp yaşamayacağı da doktrin ve Yargıtay kararlarınca irdelenmiştir. Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemeyecek, diğer eşin iyi niyeti korunacaktır. Ayrıca eşin bir önceki evliliği bilmemesi, normal şartlar altında bilecek durumda olamaması durumlarında da eşin iyi niyeti korunacaktır. Bu iki koşulun varlığı halinde ikinci evliliğin geçerli olacağı Yargıtay kararlarınca kabul edilmektedir.

-Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun bulunması ve eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,

Ayırt etme gücünden -temyiz kudreti- geçici yoksunluk hali bu kapsama dahil edilmeyecektir. Akıl hastalığı veya herhangi bir biyolojik rahatsızlıktan dolayı ayırt etme gücünden sürekli bir yoksunluk içerisinde bulunan şahsın hukukî bağlamda evlilik birliği kurması mümkün değildir.

-Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması,

TMK 129. madde bu hususta ayrıntılı bir düzenleme öngörmektedir. Hükme göre, Üstsoy ile altsoy arasında,kardeşler arasında, amca-dayı-hala ve teyze ile yeğenleri arasında, evlilik birliği kurulması yasaklanmıştır.

Bununla birlikte kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında da evlilik birliği kurulması kanun koyucu tarafından yasaklanmıştır.

Mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptalinin hem bireylerin hukuka aykırı fiillerini engellemek hem de kamu düzenini tesis etmek saikine hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Bu nedenden dolayı mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptal edilmesi davası hem Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen açılabildiği gibi hem de mutlak butlanla sakat nitelikteki evlilikle alakalı durumda bulunan herkes tarafından açılabilir.

Evlilikte Nispi Butlan

Nispi butlanla sakat olan evlilikler ise mutlak butlan sakatlığı kadar kamu düzenini sarsıcı nitelikte değildir. Bu nedenle dava açma hakkı sadece eşlere tanınmıştır. TMK 148 ile 151. maddeler arasında nispi butlan sebepleri sınırlı sayıda düzenlenmiştir.

-Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk

Evlilik akdinin gerçekleştiği esnada uyuşturucu maddelerin etkisinde olmak, sarhoşluk, hipnoz olmak ve sair geçici nitelikteki temyiz kudreti yoksunluğuna maruz kalan bireyler, nispi butlan sebeplerini dayanarak göstererek evliliğin iptali talebinde bulunabilirler. Bu hususta ayırt etme kabiliyetinin geçici veya süreklilik arz etmesine göre evliliğin iptalinde mutlak butlan ya da nispi butlan sebepleri dayanak gösterilebilir.

-Yanılma(Hata)

Kanun koyucu bu konuda da yoruma mahal vermeyecek tarzda iki durumdan açıkça söz etmiştir.  Kişi, evlenmeyi hiç istemediği ve bunu hiç düşünmediği kişiyle yanılarak evlenmeye razı olmuşsa(bu durumun mahkeme huzurunda ispatı da güç olacaktır) iptal talebinde bulunabilir. İkinci husus ise, eşinde bulunmasını istediği kendisi için önem arz eden bir niteliğin yanılma sonucu eşinde bulunmaması durumu; onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede etkiliyor ise eşin evliliğin iptali talebinde bulunabilmesi hususudur. Bu durumların sağlanması halinde yanılan eş evliliğin iptali talebini ileri sürebilecektir.

-Aldatma(Hile)

Eşinin namus ve şerefi hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafındanaldatılarak evlenmeye razı olan–aldatılan- taraf evliliğin iptalini talep edebilecektir. Salt evlilik akdinin gerçekleştirilmesi amacıyla uydurulan yalanlardan dolayı aldatılan kişi mağdur konumundadır. Hatta bu nedenle duygusal ve psikolojik yönden yıkıma uğramışsa eğer aldatan tarafa yönelik manevi tazminat talebinde bulunabilir. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse, yine sırf evlilik akdinin gerçekleşmesi amacıyla bu durum eşin bilgisine sunulmamış ise aldatılan eş evliliğin iptal edilmesini talep edebilir.

-Korkutma

Evlilik akdini gerçekleştirmesi için kendisine, ailesine, yakınlarının sağlığı veya onurlarına yönelik ağır bir tehdit ile korkutularak evlenmeye razı edilen eş evliliğin iptali talebinde bulunabilir.Korkutma ve tehdit unsurlarının ortadan kalkmasından itibaren altı ay ve her halde evliliğin üzerinden beş yıllık hak düşürücü sürenin işlemesi halinde evliliğin iptali talep edilemeyecektir.Bu hak düşürücü süre sadece nispi butlanla sakat olan evlilikler için geçerlidir. Mutlak butlana yönelik herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmediğinden her zaman evliliğin iptali ileri sürülebilir.

Nihayetinde batıl bir evlilik ancak hâkim kararıyla sona erebilir. Mutlak butlan hâlinde dahi evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurma kabiliyetine haizdir. Nitekim butlanla sakatlanmış bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Kanun koyucu özüne uygun olarak her zaman iyi niyetin varlığına önem göstermiş, iyi niyetinden dolayı mağduriyet yaşayan şahısların mağduriyetlerini gidermeye yönelik düzenlemeler yapmıştır. Yukarıda bahsedildiği üzere iyi niyetle evlenen ve evlenirken butlan sebeplerini öngöremeyen, öngörmesi beklenmeyen hallerden dolayı iyi niyetli eşin evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durum TMK tarafından koruma altına alınmıştır.

Evlenmenin butlanı hususunda TMK, boşanmaya ilişkin hükümlerin esas alınacağını belirtmiştir. Bu yüzden evlenmenin butlanı davasında, yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemeleridir.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Alper ÇABUK

Boşanmada Düğün Takıları Nasıl Paylaştırılır - Av. H. İ. Çelik

BOŞANMADA DÜĞÜN TAKILARI NASIL PAYLAŞTIRILIR

Boşanmada düğün takıları son dönemde oldukça çok tartışılan ve merak edilen bir konudur. Evlilik bir kadınla erkeğin aile oluşturmak maksadıyla Medeni Kanunda öngörülen şartlarla hayatlarını birleştikleri kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu şartlardan bir tanesi ise şekil şartı olan evliliğin merasime tabi olmasıdır. Buna göre birbiriyle evlenecek kadın ve erkek, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar. Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevli memur, köylerde muhtardır. Kişiler vekil aracılığıyla evlenemez, yalnızca özel vekâletname ile başvuru işlemlerinin yapılması sağlanabilir. Erkek ve kadın nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki evliliği sona ermişse buna ilişkin belgeyi küçük veya kısıtlı ise ayrıca yasal temsilcisinin imzalı onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memuruna sunmak zorundadır.  Evlendirme memuru, başvuru belgelerinde eksiklik ve engel yoksa çiftlere merasimin yapılacağı gün ve saati bildirir. Evlenme töreni evlendirme memurunun ve mümeyyiz iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Kural olarak evlendirme dairesinde gerçekleştirilen tören tarafların talebi üzerine memurun onaylayacağı yerde de yapılabilir. Evlendirme memuru taraflara birbirleriyle evlenmek isteyip istemediğini sorar. Taraflar olumlu cevap verdiklerindeyse evlilik sözleşmesi kurulmuş olur. Olumlu yanıtlardan sonra memurun ayrıca çiftleri karı koca ilan etmesi evliliğin kurucu unsuru değildir.

Türk toplumunda gelenek görenekleri ışığında evlenme merasimine ayrı bir önem atfedilmiştir. Kural olarak evlendirme dairesinde gerçekleştirilen bu merasim genellikle tarafların seçecekleri yerlerde şölen şeklinde gerçekleşmektedir. Bu şölenin olmazsa olmaz unsuru olarak takı merasimi karşımıza çıkar. Davetliler sıraya girerek gelin ve damada düğün takısı adı altında hediyelerini sunmaktadır. Çeşitli yörelerde sıraya girmeden gelin ve damadın davetlilerin masasına giderek kabul ettikleri şekilde gerçekleşebildiği gibi henüz düğünün girişinde bir kesede toplanması şeklinde de olabilmektedir. Taraflar için evliliğin ilk zamanlarında ciddi bir gelir sağlayan bu takılar boşanma esnasında ihtilaflara neden olmaktadır. Boşanmada düğün takıları ne şekilde paylaştırılır ve kimde kalır sorusu çekişmeli olan konulardan biridir.

Düğünde altın olarak ziynet eşyası getirilmesi birçok yörede gelenekselleşmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E:2010/4414 K:2010/10604 ve 11.10.2010 tarihli kararında, evlenme sırasında kadına takılan ziynet eşyalarını bağış olarak kabul etmiş ve kadına ait olduğunu belirtmiştir. Boşanma sırasında kadının bunları geri verme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu ziynet eşyalarını erkek tarafının kadına takmış olması bu sonucu değiştirmez. Erkek tarafının taktığı takılar da bağış niteliğindedir. Erkeğe takılacak takılarınsa kimde kalacağı merasimin yapıldığı yerin örf ve âdetine göre belirlenir. Bazı yörelerde erkeğe takılan erkeğe kadına takılan kadına kalmaktaysa da bazı yörelerde erkeğe takılan ziynet eşyaları da kadında kalmaktadır. Düğünde takılan takıların niteliğine göre de bir paylaşım yapılabilmektedir. Bazı yöreler altınların yada paraların kalacağı kişileri ayrı ayrı belirlemiş durumdadır. Eğer birden fazla yerde düğün yapılmışsa, örneğin kadın ve erkeğin başka şehirlerde yaşamaları dolayısıyla iki ayrı takı merasimi yapıldıysa, takılanların kimde kalacağı her bir düğünün yapıldığı yerdeki örf âdete bakılarak kararlaştırılır.

Ziynet eşyalarının rahat taşınabilmesi ve saklanabilmesi sebebiyle kadında kalacağı kabul edilmiş ve eşyaları erkeğin kadından aldığının ispatı kadına yükletilmiştir. Düğünde takılan takıların evlilik sırasında koca tarafından harcanması durumunda, damadın karşılığını kadına ödemesi gerekmektedir. Ancak erkek taraf takıları aile birliği için harcadığını kanıtlayabilirse ziynet eşyalarının bedelini kadına ödeme yükümünden kurtulur. Aile birliği harcamaları çocuk masrafları, balayı harcamaları gibi giderlerdir. Erkek taraf harcamalarının aile birliği için olduğuna inandırıcı deliller getirirse, bu sefer erkek tarafın kişisel ihtiyaçları için bu harcamaları yaptığını ispat kadın tarafına düşer. Çünkü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf iddiasını ispatla mükelleftir.

Boşanmada düğün takıları kadına ait olduğunu belirtmiştik. Ancak bu düğün takılarının erkek tarafından alındığının ispatını kadın yapmalıdır. Zira düğün takılarının kadın kaldığı bir nevi karine olarak kabul edilmiştir.

Düğün merasimi sırasında hangi takının kime takıldığının ispatında alınan video kayıtları ve çekilen fotoğraflar etkili ispat araçlarıdır. Bununla birlikte tanık beyanları da takıların kime bağışlandığını ispatta kullanılabilecek delillerdir.

Boşanmada Düğün Takıları Hakkında Yargıtay Kararları;

– Boşanmada düğün takıları kadına aittir. Boşanma halinde geri verme yükümlülüğü yoktur. Mahkemenin davayı kabul gerekçesi olaya ve içtihatlara uygun değildir. Şu durumda, eşyaların geri alınması için bir neden olmadığına göre davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.  (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2002/10498K. 2003/770T. 27.1.2003)

– Medeni Kanunun 1. maddesi gereği Hâkim Kanunda hüküm bulunmayan hallerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Taraflar zilyetlik karinesinin aksini her türlü delil ile ispatlayabileceklerine göre, burada örf ve âdetin tespiti önem taşımaktadır. Tarafların oturdukları bölgede, düğünde kim tarafından hediye edilmiş olursa olsun, takılan ziynet eşyasının geline ait olduğunu kabule elverişli istisnasız herkes tarafından uyulan, istikrar kazanmış örf ve adet varsa, kadını hukuki hamil kabul etmek gerekir. Bu yön gözetilmeden örf ve adet araştırılmadan, eksik tahkikatla düğün sırasında kocanın üzerine takılan eşyanın kocaya ait kabulü ile kadından istirdada karar verilmesi doğru değildir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 1995/10121K. 1995/11061T. 26.10.1995)

– Dosyadaki kanıtlara ve taraf tanıklarının beyanlarına göre, davacının evlendiği tarihte davacıya düğün hediyesi olarak takılan para ve bir miktar küçük altının, evlilik sırasında davalı tarafından bozdurulup gereksinimlerine harcandığı anlaşılmaktadır. Boşanmada düğün takıları kadın ait olduğundan davalı tarafından harcanan bu takıların kadına verilmesi gerekmektedir.

– Davacıya düğünde takılan altın ile para bağış niteliğindedir ve davacının mülkiyetine geçmiştir. Medeni Kanun hükümlerine göre evin ihtiyacını karşılamak kocanın yükümlülüğü altındadır. Bunun içindir ki davalının altınları ailenin gereksinmeleri için harcanmış olması, bunları aynen veya bedelini ödeme yükümlüğünden kurtarmaz. Boşanmada düğün takıları kadına ait olduğundan davalı tarafından harcanmış para ve altın miktarı, dosyadaki tanık beyanları ve diğer deliller doğrultusunda belirlenerek davacıya verilmesi gerekirken istemin bu bölümünün tümden reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. (T.C. Yargıtay 4.Hukuk DairesiE:2004/6794K:2005/157T:24.01.2005)

Boşanma Davası ve Velayet - Av. Halil İbrahim Çellik

BOŞANMA DAVASI VE VELAYET

Boşanan çiftler açısından en çekişmeli konularda biri varsa çocuğun velayetinin kimde kalacağıdır. Çocuk için velayet doğum ve 18 yaş arasındaki dönemde önemlidir. Çocuk bu süreçte çeşitli gelişim evrelerinden geçmektedir. Gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayıp topluma ideal bir birey olarak katılabilmesi ideal bir aile birliğinde yetişmiş olmasına bağlıdır. Ancak eşler çeşitli nedenlerle boşanmakta, boşanmanın sarsıcı etkileri en çok çocuklar üzerinde meydana gelmektedir. Bu etkiler her evrede farklı boyutta ve şekillerde görülebilir. İçe kapanma, karakter bozuklukları, ortada kalmışlık, güven problemleri, boşanma öncesi gergin ortamın getirdiği stres çocuklar üzerinde ciddi sinirsel ve ruhsal bozukluklara neden olabilmektedir.  Boşanmanın en az hasarla atlatılmasını sağlayan etkenlerden biri boşanmadan sonra çocuğun velayet sorunun dostane bir şekilde çözülmesidir. Velayet ana yada babanın çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ile menfaat, hak ve yükümlülüklerini kapsar. Ana baba evli olduğunda velayet birlikte kullanılır. Boşanma halinde ise velayet hâkimce çocuğun bırakıldığı tarafa aittir. Velayetin çocuğun bakımını üstlendirmesi gereği çocuğun bırakıldığı tarafa verilmesi hayatın olağan akışına uygundur. Velayet kendisine bırakılmayan tarafsa çocuktan tamamen uzaklaştırılmaz. Bu tarafın çocukla iletişim kurma hakkı saklı kalır. Boşanma anlaşmalı olsa da hâkim velayet konusunu ayrıca inceleyip hükme bağlar. Hâkim çocuğun yüksek yararını gözetir. Anlaşmalı boşanmada velayet konusundaki hüküm çocuğun menfaatine değilse hâkim farklı yönde karar verebilir. Genellikle velayet konusu taraflar arasında ihtilafa neden olmaktadır. Bu ihtilaflı süreç de çocuğun boşanmaya uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Taraflar velayeti alabilmek için çocuğun yararını gözetmeden hareket edebilmektedir. Ancak çocuk sonradan şartlar sağlandığında velayetin değiştirilmesini dava edebilecektir.

Velayetin verilmesinde çocuğun yüksek yararı göz önünde bulundurulur. Salt maddi durumu iyi olana, kız çocuğun anneye, erkek çocuğun babaya, çocuğunun söz hakkı olmayacağı gibi ifadeler gerçekten uzaktır. Yüksek yararın belirlenmesi konusunda taraflar mahkeme uzman görüşü sunabileceği gibi mahkeme de kendi bünyesindeki uzmanlardan görüş alabilir. Psikiyatrist pedagog adli tıp uzmanları gibi farklı uzmanlardan görüş alınması gerebilir. Uzmanlar da bazı kıstaslara göre değerlendirmeleri yapar. Buna göre;

BOŞANMA DAVALARINDA VELAYET NASIL BELİRLENİR?

1) Çocuğun yaşı; 0 3 yaş arası yaş grubu anne bakımına muhtaçtır. Anne şefkati, anne sütü, anne ilgisi nedeniyle bu çocukların velayeti ancak biyolojik açıdan velayetlerinin annede bırakılmasının sakıncalı olduğu durumlarda babaya verilir. Annenin bulaşıcı ve iyileşmesi mümkün olmayan bir hasta olması velayetin anneye verilmesine biyolojik bir engeldir. İlerleyen yaşlarda ise çocuğun anneye bağlılığı azalmaktadır. Velayetin verilmesinde çocuğun yaşı erken dönemde olduğu kadar ağır basmamakta, diğer unsurlarla birlikte ele alınmaktadır.

2) Tarafların çocuğun bakımı için gerekli özelliklere sahip olup olmadığı; tarafların çocuğun bakımını üstlenebilecek kapasitede olmalarını ifade eder. Alkol bağımlılığı, kronik hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar çocuk üzerinde olumsuz etki yaratıyorsa velayetin belirlenmesinde önem taşır. Bununla birlikte tarafların yaşları, meslekleri, sosyal ekonomik çevreleri de göz önünde bulundurulur. Adli geçmişleri, sabıka kayıtları, velayet konusundaki istekleri ve çocuğa yapabilecekleri maddi katkılar da göz önünde bulundurulur.

3) Tarafların çocuğa yönelik geçmişteki davranışları; çocuğun sağlıklı bir birey olarak yaşamına devam edebilmesi velayetin kendisi için en uygun ebeveynde kalmasına bağlıdır. Çünkü velayetinin olduğu ebeveynin yanında yaşamını sürdürecektir. Velayet önceden şiddet gördüğü, istismar edildiği,  ilgisizlik gördüğü yahut terk edildiği tarafa verilirse çocuk için psikolojik ve sosyal açıdan problemler doğacaktır.

4) Çocuğun alıştığı ortamın değişmesi; çocuk boşanmanın etkilerini psikolojik olarak taşır. Buna ek olarak birden sosyal çevrenin değişmesi, arkadaşlarından koparılması, oyun alanının farklılaşması, okul değişikleri, yeni düzen çocuğun alışma sürecini daha da zorlaştıracaktır. Çocuğun hayatının düzenli ve istikrarlı sürmesi zihinsel ve psikolojik gelişiminde çok önemlidir. Ayrıca bulunduğu yerden ayrı bir düzene geçen çocuklarda uyku bozuklukları, konuşmama, içe kapanma, yemek yememe sürekli ağlama gibi sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

5) Kardeşler varsa ayrılmamaları ikisi adına da önemlidir. Bu iki kardeşin iletişiminin güçlü kalması, terk edilmişlik ya da unutulmuşluk hissinin ortaya çıkmaması ruh sağlıkları açısından olumlu katkılar sağlar. Boşanmayla ortadan kalkan aile birliği kardeşlerin ayrılmasıyla tamamen parçalanacaktır.

6) Çocukla tarafın ikili ilişkileri; çocuğun iletişiminin hangi tarafla güçlü olduğunun belirlenmesi de önemlidir. Çocuğun iletişimde bulunmadı ya da istemediği tarafta bırakılması çocuk açısından travma tik sonuçlar doğurabilecektir.

7) Çocuğun görüşü; Çocuğun yaşı uygunsa uzmanlar çocukla bizzat görüşebilir. Olaylara bakış açısını, psikolojik durumunu, ana babayla arasındaki ilişkisini, sosyal durumunu inceler. Çocuğun henüz kendini tam ifade edemiyor olması uzmanlara başvurulmasına engel değildir. Ancak bu durumda çocuğu anlayabilecek gerektiğinde oyun metotlarına başvurabilecek bir uzman olmalıdır. Kendini tam ifade eden çocukların özgür iradeleriyle mi korku tehdit hile altında mı açıklama yaptıklarının tespiti önem arz eder. Uzmanlar beden diline, konuşma tarzına, heyecanına, yalan söylediğine dair ipuçlarına dikkat etmelidir. Uzmanlar sadece çocuklarla değil ana baba dâhil somut olayla ilgili herkesle konuşabilir.

Etkenler bir bütün halinde incelenir. Bazen bir madde daha fazla öne çıksa da tüm unsurlar göz önünde bulundurulur.  Her ihtimalde yapılan inceleme sonunda çocuğun yüksek yararına göre karar verilecektir.

 Av. Halil İbrahim ÇELİK & Merve ARABACI