Etiket arşivi: boşanma avukatı

Boşanma Davalarında bakan avukatlar, boşanma avukatı olarak tabir edilse de boşanma avukatı şeklinde avukatlar branşlaşmamaktadır. Burada boşanma avukatı olarak kendisini ifade eden avukatlar, ağırlıklı olarak iş yükü boşanma ve aile hukuku olan boşanma davalarında deneyimli avukatlardır.

Boşanma avukatı

Boşanma davalarında avukat tutulması eşlerin, velayet, mal paylaşımı nafaka ya da tazminat gibi hukuki sonuçlarda haklarının korunmasına olanak sağlamaktadır. Boşanma avukatları tarafından sürecin yürütülmesi zorunlu olmasa da boşanmanın hukuki sonuçları düşünüldüğünde hak kaybı yaşanmaması için boşanma avukatları tarafından destek alınması önerilir.

Boşanma Davasına Bakan Avukatlar

boşanma davalarına bakan avukatlar, deneyimleri sayesinde bu dava sürecinde karşılaşılacak zorlukların önüne geçebilmekle birlikte boşanma davası içerisinde atılacak adımların hukuki anlamda doğru olmasını sağlayacaktır.

Boşanma Avukatları iletişim Bilgisi

Boşanma davası avukatı Halil İbrahim Çelik tarafından hukuki destek almak için  bize “iletişim” sayfasından ulaşarak boşanma süreci hakkında hukuki bilgi edinebilirsiniz.

Boşanma Davası Avukatı Arama

Boşanma davası avukatı arayan kişiler bu ihtiyaçlarını internet üzerinden bulundukları lokasyon ile arayarak davalarını deneyimli boşanma avukatları ile yürütme imkanı bulabilirler. Boşanma davası avukatı ararken, avukatın boşanma davalarında deneyimli olması kadar, boşanmada müvekkilinin taleplerini doğru anlayabilen ve bu taleplerin ne kadar karşılanabilir olduğunu müvekkili ile doğru paylaşabilen bir avukatla davanın yürütülmesi de önem arz eder.

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Nafaka, boşanma süreci sonunda mahkeme kararıyla hükmedilen ve tarafın hayat standardındaki düşüşün, yoksulluğa düşülecek olunmasının engellenmesi için eşe veya çocuğa ödenen parasal değerdir. Nafaka miktarı tarafların sosyo- ekonomik durumuna ve somut ihtiyaçlarına göre hâkim tarafından hakkaniyete uygun biçimde takdir edilecektir. Türk hukukunda nafaka miktarını hâkimin takdiri dışında miktar gibi başka bir nedenle sınırlandırılmamıştır. Boşanma davası ile kararlaştırılan nafaka miktarının enflasyon yada tarafların hayat standartlarının değişmesi nedeniyle yetersiz kalması gibi nedenlerle nafaka artırım davası açılabilmektedir. Dolayısıyla verilen nafaka kararları kesin hüküm değildir, şartların değişmesiyle nafaka artırım davası açılarak arttırılabilir ve ya azaltılabilir. Ülkemizdeki enflasyon oranlarındaki tutarsızlıklar nedeniyle bireylerin ekonomik gücünde ciddi değişiklikler meydana gelmekte, nafaka alacaklısı daha kötü durumda kalabilmektedir. Ayrıca çocuğun önemli masraf gerektiren ciddi bir hastalığa yakalanması veya eğitim giderlerinin yaşı büyüdükçe artması gibi nedenlerle nafaka artırım davası açılabilmektedir. Nafaka artırım davası açılabilmesi belirli bir süre şartına bağlanmamıştır. Hayat standartlarında düşüş meydana gelmesi halinde gerekçe gösterilerek her zaman açılabilir. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde artırılıp azaltılabilir. Yasada nafakanın yeniden belirlenebilmesi için kesin bir zaman diliminin geçmesi aranmamıştır. Ayrıca her davanın açıldığı günkü koşullarda değerlendirilmesi esastır. Hâkim hakkaniyet ve adalet duyguları ile hareket edecektir. Taraflar anlaşmalı boşanmış ve nafaka miktarı üzerinde anlaşmış olsalar da bu durum ileride nafaka miktarının arttırılmasının talep edilmesine engel değildir. Açılan nafaka artırım davası için taraflar nafaka artış oranını belirlenmesini talep ederek tekrar tekrar bu davayı açmak zaruretinden kurtulabilirler. Bu dava yetkili mahkeme nafaka alacaklısının oturduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Aile Mahkemesi olacaktır.

NAFAKA ARTIRIM DAVASI

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin verdiği emsal nitelikteki karara göre nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde yoksulluk nafakası TÜİK’in yayımladığı ÜFE oranında artırılmalıdır. Böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunacaktır.Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında “asgari ücret düzeyinde gelire sahip olunması” yoksulluğu ortadan kaldırıcı bir olgu olarak kabul edilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2005/3-169 K: 2005/235 ve 06.04.2005 tarihli kararında tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve özellikle küçüğün yaş, eğitim düzeyi ile davalının gelirindeki artışa göre hükmedilen ilk nafakadan iyileştirme yapılması gerektiğini uygun bulup, talep edilen miktarı hakkaniyete aykırı bulmuştur.

Yine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Davacı esin ekonomik durumunun davalı ( kocadan ) daha iyi olması davalı ( kocayı ) yeterli düzeyde tedbir nafakası verme yükümlülüğünden kurtarmaz. Ne var ki bu husus, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde dikkate alınmak zorundadır. Böylece “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir. Somut olayda her ne kadar davacı eşin çalıştığı, maaşının bulunduğu sabit ise de, önceki tedbir nafakası ile bu dava tarihi arasında yaklaşık yedi yıl gibi bir sürenin geçtiği, bu sürede doğal olarak ihtiyaçların arttığı, günün ekonomik koşullarında paranın alım gücünü nisbi de olsa yitirdiği buna karşın davalının gelirinde artış olduğu dikkate alındığında önceki nafakanın arttırılmaması “hakkaniyet” ilkesine uygun değildir, kararını vermiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E:2002/2498 K:2002/3671 ve 9.4.2002 tarihli kararında, mahkemece bir yıldan fazla bir zaman önce takdir edilen iştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarının artması, enflasyon nedeni ile paranın satın alma gücünün düşmesi, davalı babanın gelirinin önceki dava gününe göre artmış olması nedeniyle nafakanın artırılmasına karar verilmiştir.

Sığınma, sağlık, ulaşım, eğitim gibi zorunlu ve gerekli giderleri karşılayamayacak düzeyde olanların yoksul olduğu kabul edilir. Alacaklı tarafın yoksulluğunun kalkması halinde talep üzerine yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilebilir. Asgari ücret seviyesindeki gelire sahip olunması yoksulluk nafakası bağlanmasını engelleyen bir olgu olarak kabul edilm

Boşanma Davası Dilekçesi - Av. Halil İbrahim Çelik

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Kural olarak davalar uyuşmazlığın taraflarından birinin –davacının- mahkemeye sunacağı boşanma davası dilekçesi ile başlar. Dava, boşanma davası dilekçesi kaydedildiği tarihte açılmış sayılır. HUMK dönemindeyse harca tabi davalar harcın yatırıldığı tarihte açılmış sayılıyordu. Dava dilekçesi davalı sayısından bir fazla düzenlenir, deliller eklenip mahkemeye verilir. Dilekçelerden biri dosyaya diğerleri davalılara gönderilir. Davacı dava açarken mahkeme veznesine gider avansı ve yargılama harcını yatırmak zorundadır. Gider avansının miktarı her yıl Adalet Bakanlığı’nca çıkartılan gider avansı tarifesine göre ödenir. Avans tamamen yatırılmazsa mahkeme tamamlanması için davacıya 1 haftalık ek süre verir. 1 haftalık sürede gider avansı yatırılmadıysa davacı bu giderle yapılmasını istediği işlemin yapılmasından vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği işlerde, 1 haftalık sürede ödeme yapılmazsa, hâkim ileride ödenmek üzere, resen başvurulan deliller için gider avansının hazineden karşılanmasına karar verir. Davalı dava dilekçesine 15 gün içinde cevap verebilir. Bu sürede cevap dilekçesi verilmezse davalı davacının iddialarını inkâr etmiş sayılır.6100 sayılı HMK, 1086 sayılı HUMK’tan farklı olarak ‘dilekçeler teatisi’ aşamasını getirmiştir. Buna göre davacının cevap dilekçesine karşı cevaba cevap, davalının cevaba cevap dilekçesine karşı ikinci cevap dilekçesi hakkı vardır.

Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken öncelikle mahkemenin adı belirtilir. Boşanma davasında görevli Aile Mahkemesi’ne hitap edilecektir. Bir yerde aynı mahkemenin birden fazla dairesi varsa nöbetçi mahkemeye ithaf en yazılmalıdır. Dilekçede bulunması gereken diğer unsurlar;

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ NASIL HAZIRLANIR?

1) Tarafların ad ve soyadları; Boşanma davasında eşlerin ad ve soyadları yazılır. Dava açıldıktan sonra tarafta değişiklik HMK 124 tarafta iradi değişiklik hükümleri ile mümkündür. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Boşanma davasında boşanmak isteyen eşlerin ad soyadları dilekçede yer almalıdır.

2) Davacı ve davalının adresi bulunmalıdır.Davalının bilinen bir adresi yoksa ilanen tebligat yapılacaktır. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

3) Dava dilekçesi davacı ve varsa kanuni temsilcisi ya da vekili tarafından imzalanmalıdır.Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

4) Davacının TC kimlik numarası; davacı Türk vatandaşı ise kimlik numarasının bulunması gerekir.

5) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilin adı, soyadı, adresleri; Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Davalının vekili olsa bile dava dilekçesinde gösterilmeyecektir.

6) Davanın konusu; şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davası gibi konu belirtilmelidir.

7) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarasıyla açık özeti bulunmalıdır. Mahkeme davacının iddiasının göstermediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez. Yalnızca çelişkili gördüğü vakıalar için davacının açıklama yapmasını isteyebilir. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Boşanma davasında tarafların evlenme tarihiyle başlayıp davacının dayandığı vakıalar, davranış biçimleri, yükümlülüklerini yerine getirip getirmemesi, kişiliği gibi boşanma davasının temelini oluşturan temel olgulara değinilir.

8) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği de belirtilmelidir. Sonuçta davacı dayandığı vakıaları ispatla yükümlüdür. Delillerin dilekçede belirtilmesi somutlaştırma yükümüdür. Belirtilmeyen deliller sonradan iddia ve savunmaların değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalır.

9) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken dayanılan hukuki sebepler dilekçede bulunması gereken zorunlu unsurlardan değildir. Belirtilmediyse kesin süre verilmez. Hâkim hukuki sebepleri resen bulup uygulamalıdır. Kaldı ki hâkim davacın ileri sürdüğü hukuki sebeplerle bağlı değildir.

10) Açık bir şekilde talep sonucu belirtilmedir. Boşanma davası dilekçesi ile şahıs en başta boşanmak istediğini sonrasında ise nafakai tazminat ve mal paylaşımı gibi yan taleplerini sonuç kısmında belirtmelidir. Bu talep asıl talep ve faiz, icra tazminatı gibi yan talepleri de içerir. Davacı faiz istiyorsa bu isteğini ve faizin işlemeye başladığı tarihi ve faiz oranını belirtmelidir. Faiz talep edilmediyse mahkeme kendiliğinden faize hükmedemez. Faiz talep edilmiş ancak başlangıç tarihi belirlenmediyse davanın açıldığı tarihten itibaren kanuni faiz uygulanır. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

 Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma Davası Açılmadan Nafaka - Av. Halil İbrahim Çelik

BOŞANMA DAVASI AÇILMADAN NAFAKA TALEBİ

Türk toplumunun temeli ailedir. Medeni Kanun aile hükümleri evlilik birliğinin ayakta tutulması üzerinedir. Sağlıklı bir toplumun temel taşı olan huzurlu bir aile yaşamının devam edebilmesi için eşlere belirli yükümlülükler yüklenmiştir. Ev işlerinin yapılması gibi ‘emek’ kavramının ön plana çıktığı görevler ile ekonomik görevler eşdeğerdedir. Eşler evlilik birliğinin yükümlülüklerine ve giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte katılır. Ancak bu dengenin bozulduğu eşlerden birinin diğerine kıyasla hakkaniyetin kabul edemeyeceği ölçüde fazla sorumluluk altına girdiği hallerde, eşler aynı evde yaşıyor olsalar bile, hâkim sorumluluklarını yerine getirmeyen –örneğin maddi destek sağlamayan- eş hakkında boşanma davası açılmadan nafaka tedbiri alabilir. Nafaka hukuki anlamda mağdur olan eşin geçimini sağlamak amacıyla maddi yardım almasını zorunlu kılan hallerdir Görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taraflardan birinin ikametgâhı mahkemesidir.  Eşlerin yerleşim yeri birbirinden farklı ve her ikisi de tedbir alınması talebinde bulunduysa, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir. MK 195 uyarınca evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilir. Açıkça anlaşıldığı üzere bunun için resmi bir evliliğin olması gerekir. İmam nikâhı yahut evlilik dışı birlikte yaşama sözkonusu ise eşler bu hükümden yararlanıp tedbir nafakası talebinde bulunamayacaktır. Ancak bu kişiler kendileri lehine olmasa da müşterek çocukları adına belli başlıklar altında yardım talebinde bulunabileceklerdir. MK 196 uyarınca da eşlerden birinin istemi üzerine hâkim ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler. Eşin diğerinin yanında karşılıksız çalışması, çocuklara bakması katkı miktarının belirlenmesinde değerlendirilir. Bu katkılar geçmiş 1 yıl ve gelecek yıllar için istenebilir. Bu hükme dayanılarak görevlerini yerine getirmeyen eş için geçmişe dönük bir yıllık katkının da istenebilmesi önemlidir.

Boşanma davası açılmadan nafaka talep edilmesinin dışında boşanma davası açılmadan evlilik birliği devam ederken ‘birlikte yaşama’ ara verilmesi halinde de tedbir nafakasına hükmedilebilir. Ancak bu ayrı yaşama durumunun haklı bir sebebe dayanması gerekir. Örneğin ortak yaşam nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik hayatı, ailenin huzuru ciddi tehlikeye düştüyse, eş diğerine şiddet uyguluyor, aldatıyor, eve bakmıyor gibi, haklı sebebin olduğu kabul edilir. Bu hallerde boşanma davası açılmadan nafaka talebi mümkündür. Haklı sebebin ciddiliğinin tespitinde hakkaniyet ilkesi yol gösterici olmalıdır. (kocası tarafından evden kovulan kadının da haklı sebebi bulunmaktadır.) Eşin yanında reşit olmayan küçük çocuklar varsa onlar adına da nafaka istenmesi mümkündür. Yani boşnma davası açılmadan nafaka talebi sadece eş için değil müşterek çocuklar için de mümkündür. Eş ayrı yaşamada haklı olduğunu ispatlayamazsa hâkim nafaka talebini reddeder. Ancak ayrı yaşamada haksız olunması çocuğa verilecek nafakayı etkilemez. Çocuk erginse tedbir nafakası isteyemez. Eş evlilik birliğini devam ettirmek için aile konutuna usulüne uygun davet edilmiş ancak gelmemişse sonraki tarihler için tedbir nafakası isteyemeyecektir. Evlilik birliği devam ederken evlilik dışı ilişki kuran eş lehine de nafakaya hükmedilmez. Boşanma davası açılmadan nafaka kararına hükmedilebilmesi için evlilik birliğinin dağılmasında eşlerin kusuru aranmaz. Eşlerden birinin diğerine boşanma davası açılmadan nafaka ödeyebilmesi için nafaka ödeyecek durumda olması gerekir. Doğrudan gelirleri ve malvarlığı değerlerine bakılır, ekonomik gücü göz önünde bulundurulur. Bedelli askerlik yapacak kadar mali gücü yerinde olan biri nafaka vermekle yükümlüdür. Koca askerse mal ve geliri bulunmuyorsa askerlik süresince nafaka yükümü bulunmaz. Akıl hastası olup çalışmayan koca da yükümlü değildir. Nafaka miktarını hâkim tespit eder. Bu nafaka miktarı evlilik birliği devam ederken eşlerin birlikte sürdürdükleri hayata uygun bir yaşam sürmelerine yeterli olmasıdır. Eşlerin ihtiyacına bakılır. Bu aşamada cinsiyet önemli değildir. Hâkimce Türk lirası olarak hesaplanır. Ancak tarafları yabancı parada anlaşabilir. Kural olarak her ay başında peşin olarak ödenir. Dava tarihinden itibaren geçerli olur ve ayrı yaşamada haklılık devam ettiği sürece devam eder. Nafakaya dava tarihinden faiz yürütülemez. Nafaka davaları adli tatilde de görülür, süreler işlemeye devam eder. Nafakaya ilişkin kararı yükümlü eş yerine getirmezse onun aleyhine icra takibi başlatılıp maaş haczi istenebilir, maaşı yoksa malvarlığı, gayrimenkul kayıtları varsa 3. kişilerdeki alacakları üzerine gidilebilir. Bu nafakanın başlangıcı dava tarihidir. Sonradan hükmedildiğinde nafaka geriye yürür ve dava tarihinden itibaren icraya konu olur. Ayrıca nafaka borcunu yerine getirmeyen borçlu eş hakkında alacaklının şikâyeti üzerine 3 aylık tazyik hapsine karar verilebilir.

BOŞANMA DAVASI AÇILMADAN DİĞER EŞİN MALVARLIĞINA TEDBİR KONULABİLİR Mİ?

Evlilik birliği içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen eşe uygulanabilecek diğer yaptırım ‘kısıtlama’dır.  MK 406 da aileyi yoksulluğa düşürme tehlikesi olan kişinin kısıtlanması düzenlenmiştir. Buna göre savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı veya mal varlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır. Mahkeme böyle bir durumu sabit görürse kişiyi kısıtlar ve bir vasi atar. Vasi diğer eş yada farklı bir üçüncü kişi olabilir. Her somut olay bakımından dar değerlendirilmelidir. Kısıtlanan kişinin mutlaka para getiren olması gerekmez. Kocanın getirdiği parayı da sürekli alkole harcayan kadın eşin bu durumunun ispatlanmasıyla kadın eş de kısıtlanabilecektir.

Boşanma ve ayrılık davaları açıldığında da nafakaya hükmedilebilir. MK 169 uyarınca boşanma ve ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır. Hükme göre mutlaka eşlerin talebi gerekmeyecektir. Ancak taraflar diğer talepleriyle birlikte yahut ayrı bir dava olarak nafaka talebini ileri sürebilir.Hâkim kendiliğinden, davayı kimin açtığına bakmaksızın eş ve çocuklar için gerekli önlemleri alacaktır. Hâkim ergin olmayan çocukların kimin yanında olduğunu tespit edip dava tarihinden itibaren onlar adına da ayrı nafakaya hükmeder. Dava devamı sırasında eşlerden bir çocuk doğarsa ayrı bir davayla nafaka talep edilmelidir. Tedbir nafakası boşanma davası kesinleşinceye kadar devam eder. Kesinleşince tedbir nafakası şartları varsa yoksulluk nafakasına dönüşecektir. Çünkü boşanma davasında boşanmaya karar verildiyse bu kararın kesinleşmesiyle tedbir nafakası sona erer. Boşanmaya karar verilmediyse hâkimin takdir edeceği süreye kadar tedbir nafakası devam eder. Tedbir nafakasının uygulanması yargılamanın her aşamasında istenebilir. Boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde, talep eden kişinin yerleşim yerinde nafaka isteminde bulunulabilir.

Boşanma veya ayrılık davasının açılmasıyla eşlere ayrı yaşama hakkı doğar. Dolayısıyla hâkim artık ayrı yaşamanın haklılığını araştırmaz. Dava reddedilir veya ret kararı kesinleşirse nafaka sona erer. Ret kararına rağmen eş ayrı yaşıyor ve tedbir nafakası talep ediyorsa ayrı yaşamadaki haklılığını ispat etmelidir. Ret kararı karine olarak davacının kusurlu olduğunu ortaya koyar. Kusurlu eşinde diğer eşi birlikte yaşamaya davet etmesi gerekir. Etmiyorsa diğer eşin ayrı yaşamada haklı olduğu kabul edilir. Boşanma davası sürerken verilecek tedbir nafakasında kusurun önemi yoktur. Davalı eş kusurlu olsa da lehine nafaka kararı verilebilir. Nafaka isteyen eşin çalışarak diğer eşten fazla kazanması durumunda nafakaya hükmedilip hükmedilmeyeceği konusunda Yargıtay’ın kesin bir kararı bulunmamaktadır.

Dava görülmekteyken eşlerden biri nafaka istemekten feragat ederse o eş lehine feragat kararı verilemeyecektir.  Tedbir nafakası istemediğini açıkça beyan eden eş lehine de nafaka kararı verilemeyecektir.

Ayrıca Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da farklı tedbir nedenleri de düzenlenmiştir. Buna göre eşlerden birinin veya çocuklarının veya aynı çatı altında yaşadığı diğer aile bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık kararı verilen, yasal olarak ayrı yaşama hakkı bulunan, evli olsa da fiilen ayrı yaşayan aile bireylerden biri aile içi şiddete maruz kalıyorsa bir takım tedbirler alınır. Şiddete maruz kalan kişi kendisinin veya cumhuriyet başsavcılığının bildirmesi üzerine hâkim bu tedbirleri resen alır. Bu tedbirlerin süreleri 6 ayı geçmez. Buna göre eğer şiddet uygulayan eş veya diğer aile bireyi aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişiyse hâkim mağdurun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak tedbir nafakasına hükmedebilir. Ancak bunun için önceden TMK hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması gerekir. Nafaka talebinde bulunulmasının da bir etkisi olmayacaktır. Bu hükme göre verilen tedbir nafakası koruma süresi ile başlar ve sürenin sonunda sona erer.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma davası

BOŞANMA DAVASI SÜRECİ

Boşanma evliliği sona erdiren sebeplerden biridir. Kanunda öngörülen bir sebebe dayanarak eşlerden birinin veya her ikisinin açacağı dava ile evlilik birliğine hâkim kararıyla son verilmesi olarak tanımlanabilir. Türkiye’de 2016 yılında 130.913 boşanma davası gerçekleşmiştir. Bu boşanmaların %40 ı evliliğin ilk 5 yılı içerisinde gerçekleşmiştir. Kadının aktif çalışma hayatının içinde yer alıp maddi güce kavuşması ve teknolojik gelişmelerle, medeni kanunların kadınlara ev işi yapıp çocuk bakma görevi yüklemekten vazgeçmeleri ile bu oran gittikçe artan bir grafik çizmektedir. TİK’e göre en çok boşanmanın gerçekleştiği il Antalya iken en azı Hakkâri’dir. Doğudan batıya doğru gelince bu oranlar artmaktadır.

Boşanmada bir takım ilkeler benimsenmiştir. Kusur, temelden sarsılma, irade, elverişsizlik, eylemli ayrılma gibi. Bu ilkeler doğrultusunda;

Kimler Boşanma Davası Açabilir?

Dava açma hakkı kural olarak kusurlu olmayan eşe verilmiştir. Ancak kusurun ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturacaksa kusurlu eşin de dava açabileceği kabul edilmiştir. Ancak böyle bir kusur karinesinin bulunması her iki tarafında kusuru olmadan gerçekleştirilecek boşanmalarda tarafları birbirine kusur yüklemeye zorlar. Yinede TMK’da kusur ilkesine yer verilmiştir. Ayrıca maddi ve manevi tazminatların belirlenmesinde de kusur önemli bir etkendir. Eşlerin kusuru yoksa da evlilik birliği eşler için çekilmez hale geldiyse hakkaniyet gereği onlardan birlikte yaşamaları beklenemiyorsa evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilir. Burada yine de kusur aranması aile kavramının esas amacına ters düşecektir. Çünkü aile toplumun temeli ise, aile ortamının sağlıklı olması gerekiyorsa, temelden sarsılan bir aile ortamını kusur bulunmadığı için korumak kamu çıkarlarıyla bağdaşmayacaktır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması haysiyetsiz hayat sürme ve akıl hastalığı sebeplerinde de kabul edilmiştir. Sarsılma durumunun tespitinde hâkim geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Bu yetkiyi kullanırken her zaman dürüstlük kuralına uygun hareket etmekle yükümlüdür.Eşler kendi özgür iradeleri ile evlenir, kendi iradeleri ile boşanabilirler. İrade serbestisi TMK 166 da düzenlenen anlaşmalı boşanma halinin bir görüntüsüdür. Burada evliliğin temelden sarsıldığı karine olup eşlerin iradesi boşanma yönünde olduğundan boşanmaya karar verilecektir.

TMK’ da boşanma sebepleri özel ve genel sebepler olmak üzere 2 ye ayrılmaktadır. Doktrinse boşanmada nispi boşanma sebepleri ve mutlak boşanma sebepleri ayrımı yapmaktadır. Mutlak boşanma sebeplerinde kanundaki sebep ispat edildiğinde diğer eş için ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği araştırılmaz. Nispi boşanma sebeplerindeyse her durumda eş için ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği de araştırılmalıdır. Bu görüşe göre mutlak boşanma sebepleri; zina, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış, terk, eşlerin anlaşması ve eylemli ayrılıktır. Nispi boşanma sebepleri ise haysiyetsiz hayat sürme ve suç işleme, akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelden sarsılmasıdır. Bu ayrımı bir kenara bırakırsak özel ve genel boşanma sebeplerini taraflar birlikte ileri sürebilir. Bu durumda özel sebepler öncelik kazanır. Genel sebep evlilik birliğinin temelden sarsılmasıdır. Özel sebep sabit olmazsa genel sebebin varlığı araştırılacaktır. Özel sebepler;

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA

TMK 161 uyarınca zina;  kusura dayanan, mutlak ve özel boşanma sebebidir. Mutlak olduğundan bu sebebin ayrıca evlilik birliğini temelden sarsması aranmayacaktır. Evlilik birliğinin devamında karşı cinsten biri ile isteyerek cinsel münasebette bulunulması zina olarak tanımlanacaktır. Bu tanıma göre zinadan söz edebilmek için evlilik birliği bulunmalı. Evlilikten önceki veya sonraki ilişkiler zina kapsamında değildir. Ayrılık, boşanma davalarının açıldığı sırada ya da gaiplik kararının kesinleşmemesi durumunda eşlerin sadakat yükümü devam ettiğinden kişilerin fiilleri zina oluştur. Flört,  öpme, sarılma, mesajlaşma zina sayılmaz mutlaka cinsel ilişkinin gerçekleşmiş olması gerekir. Bu ilişkinin tek bir kez olması fiilin niteliğini etkilemeyecektir. Zina edenin kusurlu olması gerekir. Tecavüz gibi irade dışı durumlar zina sayılmayacaktır.  Davalı zina ettiğini kabul etmeden boşanma davasını kabul edebilir. Bu durumda ‘anlaşmalı boşanma’ hükümleri uygulanır. Ayrıca genel sebebe dayanıldıysa zina ispatlanamıyorsa evlilik birliğinin temelden sarsıldığı sebebine de dayanılabilir. Zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı eşin zinasının diğer eş tarafından öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina fiilinden itibaren 5 yıl geçmesiyle ve eşin affedilmesiyle düşer. Bu affın mutlaka eşin serbest iradesinin ürünü olması gerekir. Korkutma tehdit ya da hile ile açıklamamalıdır. Eşin davranışlarından af iradesinin açıkça ortaya koyulması gerekir. Af somut olaya göre araştırılmalıdır. Bazen aynı evi paylaşmaları affın gerçekleştiği anlamına gelmeyecektir. Yargıtay 2011 tarihli Konya’da gerçekleşen olayda bir kadının geceyi başka bir erkeğin evinde geçirmesini zina kabul etmiştir. Başka bir kararında bir erkeğin uzun süre eve alınmasını zina bakımından karine kabul etmiştir. İspat yükü davacıdadır. Zina TCK da suç olmaktan çıkartılmıştır.

HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VEYA ONUR KIRICI DAVRANIŞ NEDENİYLE BOŞANMA

TMK 162 uyarınca Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Mutlak olduğu için ispatı halinde kusur aranmaz. Hayata kast öldürme niyetinin belli edilmesi veya öldürme neticesine elverişli fiillerde bulunulmasıdır. Öldürme serbest hareketli bir suç olup ölüm neticesine yönelik her türlü hareket bu suçun fiil unsurunu gerçekleştirebilir. Neticenin gerçekleşmemesi teşebbüstür. Hükümde boşanma kararına bu nedenle hükmedilebilmesi için teşebbüs aşamasında kalacaktır. Kesici delici aletle, silahla, ilaçla,  taksirin varlığından bahsedilmemiş özel olarak kast aranmıştır.  Öldürmeye yönelik tehditler doktrindeki genel görüşe göre hayata kast olarak nitelendirilmez. Pek fena muamele eşin vücut bütünlüğüne yöneltilen saldırılardır. Bu eziyet, aç bırakma, hapsetmek, dövmek gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Onur kırıcı davranış ise eşe hakaret etmek veya küçük düşürmek amacıyla yapılan saldırılardır. Fiilin onur kırıcı olduğuna hâkim takdir eder. Madde de ciddi terimi yer aldığı için davranışların şaka, eleştiri boyutunda kalmaması gerekir. Yazıyla sözle yahut hareketle gerçekleşebilir. Yargıtay bir kararında boşanma davasının görülmesi sırasında kocasına ‘namussuz herif, alçak’ sözlerini ciddi onur kırıcı davranış olarak kabul etmiştir. Zina hükmündeki hak düşürücü süreler bu fıkrada da kabul edilmiştir.

SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME NEDENİYLE BOŞANMA

TMK 163 uyarınca küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme; nispi ve özel bir boşanma sebebidir. Nisbi olduğu için bu özel sebebin eş için evlilik birliğini çekilmez hale getirmesi gerekir. Burada önemli olan şeref namus kavramlarıyla bağdaşmayan fiillerin süreklilik taşıması gerekir. Bir kez yapılan davranış haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul edilemez. Genelev patronluğu yapmak, kumarbazlık, sürekli aldatma fiilleri bu kapsama girecektir. Davacı evlendiği kişinin haysiyetsiz yaşam tarzını bilerek evlendiyse sonradan bunu boşanma davasına konu yapması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebilecektir. Bu davalarda hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir her zaman açılabilir.

TERK NEDENİYLE BOŞANMA

TMK 164 uyarınca eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi mutlak ve özel bir boşanma sebebidir. Eşler ortak konutta oturup hiçbir iletişime geçmemiş olsalar bile terk ten bahsedilmez. Ortak konutu bırakmak özgür iradenin sonucu olmalı. Buna bağlı olarak ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk edilmiş sayılır.  Maddede özel saik aranmaktadır. Buna göre bu terkin evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla işlenmiş olması gerekir. Askerliğin ifası, memuriyet nedeniyle tayinler, ceza mahkûmiyeti, ayrılık kararıyla ayrı yaşamaları terk sayılmaz. Terk fiilinden sonraki 4. Ayda mahkemeler aracılığıyla terk eden eşe 2 ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği aksi halde sonuçların terk eden eşe tebliğ edilmelidir. 2 ay geçtikten sonrada boşanma davası açılmalıdır. Terkten sonraki 6 aylık sürenin kesintisiz olması şartı bulunur. Aile hükümlerinin amacı evlilik birliğinin devamlılığının sağlanması olduğundan ihtar aile birliğine verilen son şanstır. İhtar istemi dilekçeyle mahkemeye sunulur. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir

AKIL HASTALIĞI NEDENİYLE BOŞANMA

TMK 165 uyarınca eşlerden birisinin Akıl hastalığı; diğer eş için çekilmez hale gelir ve bu hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenirse bu hastalık özel ve nispi boşanma sebebi olacaktır. Bunun için akıl hastalığının boşanma davası açılırken bulunması gerekir. Akıl hastalığının ortaya çıkma zamanı konusunda doktrinde çeşitli görüşler bulunur. Evlilik birliği kuruldu sırada var olan akıl hastalığı mutlak butlan sebebidir. Ancak evlilik sona erene kadar mevcut bir evliliğin hükümlerini doğurur. Sağlıklı eş akıl hastası eşle evliliğini sürdürmekte serbesttir. Şizofreni, paranoya gibi ruh hastalıkları akıl hastalığına örnektir. Kanunda numerus clauses olarak sayılmamış ancak hastalığın çare bulunmaz nitelikte olması aranmıştır. Akıl hastalığının diğer eş bakımından ortak hayatı çekilmez hale getirmesi gerekir. Saldırgan davranışlar, ayırt etme gücünün gidip gelmesi, normal bir insandan beklenmeyecek davranışlar sergilemesi çekilmezlik şartını sağlayacaktır. Çekilmezliği davacı ispat eder. Dava hakkı yalnızca sağlıklı eşe tanınmıştır. Boşanma davası açmak için hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA

Boşanmanın genel sebepleri ise kanunda tek tek sayılmamıştır. Bu durumların önceden somut olarak belirlenmesi mümkün değildir. TMK 166 da nitelikleri ortaya konmuştur. Buna göre evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derece temelden sarsılması, eşlerin birlikte dava açması, evlilik birliğinin fiilen kurulamaması genel boşanma sebepleridir.

1) Evlilik birliğinin temelden sarsılması; eşler arasında şiddetli bir geçimsizliğin olması ve bu durumun ortak yaşamı çekilmez hale getirmesi gerekir. Ağız kokusu, rıza dışı cinsel ilişki, aile sırlarının açıklanması gibi nedenler evlilik birliğini temelden sarsabilecektir. Bu nedenlerin tespitinde eşlerin sosyo ekonomik ve kültürel durumları, eğitimleri, yaşı, yaşadıkları çevrenin özellikleri gibi değerler göz önüne alınır. Ancak boşanma nedeni somut vakıalar değil evlilik birliğinin temelden sarsılmasıdır. Durumun eşlerden biri ya da ikisi için çekilmez hale geldiğini hâkim takdir edecektir. Bunu yaparken çocukların menfaatini, davalının affettirme çabalarını, söz konusu olayın gerçekleşme tarihi ile davacının rıza gösterme eğilimlerini dikkate almalıdır. İki tarafın da kusursuzluğu yada eşit kusur boşanmada etkili değildir.

2) Eşlerin boşanma konusunda anlaşmaları; eşlerin iradeleri ön plana çıkmaktadır. TMK 166/3 uyarınca evlilik en az 1 yıl sürmüş, eşler birlikte başvurmuş veya bir eş diğerinin davasını kabul etmiş olması halinde hâkim tarafları bizzat dinler, iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirir ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulur. Bu durumda anlaşmalı boşanma mümkündür. Hâkim tarafların ve çocukların menfaatini göz önünde tutar ve gerekli gördüğü değişikleri yapabilir. Bu değişiklikleri taraflar da kabul ettiğinde boşanmaya hükmedilir. Bu halde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. Tarafların anlaşmasıyla gerçekleşen bu boşanma genel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Tarafların boşanma anlaşması yapmaları karine olarak evlilik birliğini temelden sarsar. Kusur araştırmasına gitmenin yararı olmayacaktır. Anlaşmalı boşanma talebi ret edilirse taraflar sonradan yeniden anlaşarak boşanma talebinde bulunabilir. Başka nedene de dayanabilir.

3) Ortak hayatın yeniden kurulamaması; TMK 166/4 uyarınca boşanma sebeplerinden herhangi birisine dayanılarak açılan bir boşanma davası ret edilir, bu karar kesinleştikten 3 yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamazsa eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilebilir. Bu 3 yıllık süre dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup yargılamanın her aşamasında taraflar tarafından ileri sürülebileceği gibi hâkim tarafından resen dikkate alınacaktır. Önceki davanın açılma sebebi ya da kimin açtığı önemli değildir. Kanundaki şartlar bulunuyorsa halim boşanmaya karar vermek zorundadır.

Belirtilen nedenlerle boşanma davası açmaya hakkı olan eş dilerse boşanma dilerse ayrılık isteyebilir. Boşanma evliliği sona erdirir, ayrılık ortak hayatı tatil eden yenilik doğurucu haktır. Bu hak mahkemeler aracılığıyla kullanılır. Boşanma davası bozucu yenilik doğurucu bir hak. İki karar için de boşanma nedenlerinin bulunması şartı aranmıştır. Ancak anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanma da karine evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması olduğundan ayrılık istenemez. Boşanma talep edilebilen bir davada hâkim hem boşanmaya hem ayrılığa karar verebilir. Dava yalnızca ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez. Kanunda ayrılık süresi 3 yıla kadar mümkündür. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle başlar. Sürenin uzunluğu hakkaniyete, sebebe göre belirlenir. Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer ve eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Boşanma ve ayrılık davasında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa 6 aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Aile mahkemesi görevlidir. Boşanma davası açma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı hak. Dolayısıyla davanın tarafları eşler. Eşin ölümüyle dava hakkı mirasçıya geçmez. Ancak TMK 181 uyarınca boşanan eşler birbirlerinin bu sıfatla yasal mirasçısı olamaz ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları aksi tasarruflardan anlaşılmadıkça yitirirler. Boşanma davası devam ederken ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması halinde de ilk fıkra uygulanır.

Boşanma davasında hâkim delilleri serbestçe takdir eder. Davanın dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış olarak saymaz. Burada kanuni değil vicdani delil sistemi getirilmiştir. Anlaşmalı boşanmada olayların ikrarı hâkimi bağlamaz. Hâkim ikrar edilen vakıayı araştırıp vicdanen kanaat getirmelidir. Boşanma davalarında yemin teklif edilemez. Taraflar isterse duruşmalar gizli yapılabilir.

Boşanma davasından eşlerin veya çocukların zarar görmemesi için geçici önlemleri hâkim resen alacaktır. Bu önlemler ihtiyati tedbir niteliğindedir. Kanunda tek tek neler olduğu sayılmamıştır. Ortak konutun tahsisi, bakım geçindirme yükümlülüğüne göre tedbir nafakası, çocukların bakımına katkı vs olabilir.

BOŞANMA DAVASININ SONUÇLARI

Boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik kesin olarak biter ve evlilik bağı kesilir. Dava sırasındaki ihtiyati tedbirler ortadan kalkar, evlilik birliğinden doğan haklar ve yükümlülükler son bulur. Evlenmeyle olan kayın hısımlığı boşanmadan sonra da devam eder ama yeni kayın hısımlığı oluşmaz. Boşanmayla eşler için bazı kişisel sonuçlar meydana gelmektedir. Bu kişisel sonuçlar;

1) Yeniden evlenme imkânının doğar. İstisnası kadınlarda 300 günlük evlenme yasağı süresi bulunur. Amaç soy bağının karışmasının engellenmesidir.

2) Kadın kocanın soyadını kaybeder, evlenmeden önceki soyadını alır.

3) Evlenmeyle kazanılan erginlik ve kayın hısımlığı korunur.

4) ‘Evli’ medeni hali değişir.

5) Evlenme ile kazanılan ‘vatandaşlık’ korunacaktır.

6) Boşanan eşler birbirinin yasal mirasçısı olamaz

7) Talebin ve gerekli şartların varlığı halinde tazminat ve yoksulluk nafakasına hükmedilir.

8) Eşlerin birbirinden alacakları konusunda evlilik birliği süresince zamanaşımı durmaktadır. Boşanma kararının kesinleşmesiyle bu süre kendiliğinden işlemeye devam eder.

9) Boşanan eşler aksi tasarruflardan anlaşılmadıkça ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları kaybederler.

10) Maddi tazminat gündeme gelebilir. Bunun için öncelikle davacının mevcut ya da beklenen bir menfaati zedelenmiş olmalıdır. Boşanma sebeplerinde karşı taraf kusurlu olmalıdır. Davacı boşanmada kusursuz yada daha az kusurlu olmalıdır. Boşanma ile boşanma arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Bu tazminatın belirlenmesinde hâkimin takdir yetkisi bulunur. Hâkim hakkaniyeti, tarafların kusurlarını, eğitim ve sosyo ekonomik kültürel durumlarını, tazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olup olmadığını değerlendirir. Amaç her zaman zararın giderilmesi olmalıdır. Hâkim talep edilen tazminatın fazlasına hükmedemezken daha azına hükmedebilir. Bu tazminat toptan ve ya irat biçiminde ödenebilir. Taraflarda ödeme şeklini kararlaştırabileceklerdir.

11) Boşanmada kişilerin kişilik hakları da zarar görebilir. Boşanma sebepleri kişileri acı ve ıstıraba sürükleyebilir. Manevi tazminata hükmedebilmek için öncelikle boşanma kararının kesinleşmesi gerekir. Manevi tazminat talep eden tarafın kişilik hakkı boşanma nedeniyle ihlal edilmiş olmalıdır. Davalı boşanmada kusurlu olmalıdır. Uğranılan manevi zararla boşanmaya neden olan tarafın kusurlu davranışı arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Manevi zarara uğrayan taraf manevi zararını karşı tarafla anlaşarak ya da dava yoluyla karşı taraftan talep ederek giderebilir. Manevi zarar yönünde bir talep yoksa hâkim resen karar veremez. Manevi tazminat kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu için yalnızca hak sahibi ileri sürebilir. Miktarın belirlenmesinde hâkime takdir yetkisi verilmiştir. Boşanma sebebinin meydana gelişi, kusur, tarafların yaşı sosyo eko durumları, çevreleri ve hakkaniyet tazminatın belirlenmesinde göz önünde bulundurulur.

12) Yoksulluk ve iştirak nafakalara da şartları bulunduğu ölçüde hükmedilebilecektir.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma Davası Sırasında Sadakat Yükümlülüğü-Av. H.İ. Çelik

BOŞANMA DAVASI SIRASINDA SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Sadakat yükümlülüğü evliliğin en önemli şartlarından biridir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi genel anlamda eşlerin hak ve yükümlülüklerini belirlemiştir. Bu hak ve yükümlülükler arasında en önemli husus eşlerin birbirlerine sadakat yükümlülüğü olarak kabul edilmiştir.

Sadakat yükümlülüğü eşlerin cinsel ve duygusal anlamda birbirlerine sadık olmaları ve ihanet etmemeleri anlamına gelmektedir. Son döneme kadar eşlerin sadakat yükümlülüğü sadece evlilik süresince değil boşanma davası açıldıktan sonra da devam etmekteydi. Yani eşler boşanma davası açtıktan sonra dahi birbirlerine sadık davranmak zorundaydılar. Hatta Yargıtay onlarca farklı kararında boşanma davası açıldıktan sonra sadakat yükümlülüğü nün ihlal edilmesini kusurun artışı gerekçesi saymaktaydı.

Belirttiğimiz bu yükümlülük Yargıtay’ın devrim sayılabilecek bir kararı ile ortadan kalkmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 30.04.2015 tarihinde 2014/26484 E., 2015/8884 K. sayılı kararı ile bu yükümlülüğün artık aranmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu kararda Yargıtay ilgili dairesi “Davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz.” hükmünü getirerek sadakat yükümlülüğüne bambaşka bir yorum getirmiştir. Kanaatimizce oldukça önemli bir karar olan bu hüküm ile artık eşler davadan sonra bu yükümlülüğe uymakla yükümlü tutulmayacaklardır. Bu kararın tam metnini aşağıda paylaşıyoruz.

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı tarafından, kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatlar yönünden; davalı-davacı tarafından ise davacı-davalının kabul edilen boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşüldü:

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ait temyiz itirazlarının incelenmesi artık mümkün bulunmamasına göre davalı-davacının tüm, davalı-davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Davacı-davalının açtığı boşanma davası tam kusurlu olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, davalı-davacının boşanma davası ise kabul edilmiştir. Hükmün davacı-davalı tarafından temyizi üzerine “davacı-karşı davalının birlik görevlerini yerine getirmemek, eşini tehdit etmek, sık sık evi terk ederek annesinin yanına gitmek, çocuklar hastalandığında ilgilenmemek şeklindeki kusurlarına karşılık; davalı-karşı davacının da eşine ve kayınvalidesine hakaret ettiği, eşini istemediğini, sevmediğini söylediği, evden kovduğu” anlaşılmak suretiyle, davacı-davalının da boşanma davasının kabulü gerekir gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş, tarafların Dairemizce belirlenen kusurları yanında davacı-davalının boşanma davası kesinleşmeden başka bir bayanla nişanlandığını ve böylelikle sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğundan davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilmiştir. Ne var ki her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararında esas alınamaz, ancak yeni bir davanın konusu olur. Türk Medeni Kanununun 185 inci madde hükmü boşanma davalarında bozma kararından sonra taraflara yeni delil sunma hakkı vermez. Davacı-davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında bozma ilamında belirlenen kusur durumlarına göre boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Hal böyle iken davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilip davalı-davacı yararına maddi ve manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden F.’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 123.60 TL temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran M.’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğu ile, karar verildi. 30.04.2015 “

Boşanmada mal paylaşımı

MAL REJİMLERİ ve Boşanmada Mal Paylaşımı

Mal rejimleri evliliğin sona ermesinin en önemli ayrıntılarından biridir. Evlilik sadece manevi bağları, aile duygularını değil ekonomik açıdan da kadın ve erkeğin aynı ortak payda da hareket etmeleri anlamına gelmektedir. İşte kadın ve erkeğin aynı ekonomik ortaklıktan hareket eden bu eylemleri evliliğin sona ermesi ile eşler arasında belirli şartlar dahilinde boşanmada mal paylaşımı yapılması anlamına gelmektedir. Bu paylaşılmanın şartları ve ayrıntıları da mal rejimleri ile belirlenmektedir.

Boşanmada Mal Paylaşımı

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre eşler arasında uygulanma ihtimali olan 4 ayrı mal rejiminden bahsedilmektedir. Bu mal rejimleri; edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ortaklığı, mal ayrılığı ve paylaşmalı mal ayrılığıdır. Eşler evlendikleri dönemde bu mal rejimlerinden birini seçmeye kanunen zorunlu tutulmuşlardır. Bu mal rejimleri arasında yasal olarak kabul edilmiş olan ise edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Eşler yukarıda belirttiğimiz mal rejimlerinden birini seçebilecekleri gibi mal rejimi sözleşmesi de yapabilirler. Mal rejimleri ile alakalı konu hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce Boşanmada Mal Paylaşımı yapılırken göz önünde bulundurulacak olan mal rejimi sözleşmesinden bahsetmek istiyoruz.

A-    MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ

Çiftlerin evlenmeden önce yahut sonra imzalayarak istedikleri mal rejimini seçtikleri yazılı sözleşmeye mal rejimi sözleşmesi adı verilmiştir. Eşler bu sözleşme ile kanunun belirlediği şartlar dahilinde istedikleri mal rejimi sözleşmesini seçebilir, kaldırabilir yahut değiştirebilirler. Sözleşme evlenme ehliyetine sahip olan ve ayırt etme gücüne sahip eşler arasında yapılır. Eşlerden bir küçük yahut kanun tarafından kısıtlı ise yasal temsilcisinin izni ve onayı ile mal rejimleri sözleşmesini imzalayabilir.

Mal rejimi sözleşmesini yazılı ve noter onaylı yahut noter tarafından düzenleme şeklinde yapabilirler. Burada mal rejimi sözleşmesini taraflar kendi aralarında belirlerler ise evlenme akdi sırasında bildirmek zorundadırlar. Aksi halde yasal mal rejimini seçtikleri kabul edilir.

Noter tarafından düzenleme ile noter onayı arasında ki farktan da bahsetmekte fayda var. Noter tarafından düzenlenen mal rejimi sözleşmesinde sözleşmenin tamamı bizzat noter tarafından düzenlemektedir. Taraflar sözlü olarak notere taleplerini iletirler ve noter tarafından yazıya dökülür. Daha sonra bu beyan taraflarca imzalanır. Noter onaylı sözleşmede ise taraflar mal rejimleri sözleşmelerini bizzat hazırlarlar ve imzaladıktan sonra imzalarını notere onaylatırlar. Geçerlilik açısından bu 3 düzenleme şeklinin de birbirinden herhangi bir farkı bulunmamaktadır.

Mal rejimleri hakkında ilk olarak eski medeni kanun döneminde yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimini inceleyeceğiz.

Mal Rejimleri

1-      MAL AYRILIĞI REJİMİ

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 2002 yılında yürürlüğe girmiştir.2002 yılından önce yürürlükte olan kanun döneminde eşler arasında ki yasal mal rejimi mal ayrılığın rejimidir. Bu rejim 2002 yılından önce evlenmiş bütün çiftlerin 2002 yılına kadar edindikleri bütün malların paylaşımı için işte bu mal rejimi uygulanır. 2002 yılından sonra edinilenlerde ise eğer seçilen spesifik bir mal rejimi yok ise edinilmiş mallara katılım rejiminin uygulanacağı yasa tarafından hükme bağlanmıştır.

Mal ayrılığı rejimini kanun özünde kadının mallarını koruyacağı bir rejim olarak düşünmüş ve bu minvalde kabul etmiştir. Bu rejim gereğince kadının ve erkeğin evlenmeden sonra edindikleri bütün malvarlıkları bizzat kendilerine aittirler. Eşlerin birbirlerinden olan malvarlıklarından bir hak iddia edebilmeleri için katkıda bulunduklarını ispat etmeleri gerekmektedir. İspat etmeleri halinde katkı payı alacağı ortaya çıkar ve katkıda bulundukları rakam doğrultusunda birbirlerinden hak iddia edebilirler.

Eşler mal rejimleri içerisinde yer alan mal ayrılığı rejimi ile kendi mal varlıklarını yönetme ve tasarrufta bulunma haklarına sahiptirler. Her eş kendi malının mülkiyetini korur. Hatta kanun gereğince kadın yahut erkek isterse mal varlıklarının yönetimini eşlerine bırakabilirler. Eğer yönetim eşlerden birine bırakılmış ise onun yaptığı tasarrufların hesabını soramayacağı kanun tarafından kabul edilmiştir.

Mal rejimi sözleşmesi sona erdiği anda tarafların birbirlerinden talep edecekleri tek husus katkı payı alacağıdır. Normal şartlarda kanun tarafından hükme bağlanmamış olan katkı payı alacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından ortaya konmuştur. Katkı payı alacağı ile eşlerden biri diğer eşe ait bir malvarlığı değerinin ediniminde katkısı olduğu ispatlar ise katkı payı oranında bu malvarlığından hak iddia edebilme hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın ortaya konması için eşin maddi kazanç elde ettiğini ispatlaması zorunlu tutulmuştur. Örnek vermek gerekirse ev hanımlığı yapan bir kadının bu emeği mal varlığının kazanılmasına katkı olarak kabul edilmemiştir. Katkı ancak somut maddi olgular ile ispatlanabilmektedir. Aksi durumda eşlerin birbirlerinin mallarından hak iddia etmeleri mümkün değildir.

2-      PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI

Boşanmada mal paylaşımı ile ilgili olarak burada inceleyeceğimiz ikinci mal varlığı paylaşmalı mal ayrılığıdır. Paylaşmalı mal ayrılığı bizim hukuk sistemimize özgür bir mal rejimidir. Paylaşmalı mal ayrılığında da yine mal ayrılığından olduğu gibi eşlerden her biri kendine ait mal varlığı değeri üzerinde yönetim ve tasarruf hakkına sahiptir. Ancak eşlerin malvarlığı değerlerinden bir kısmının hangisine ait olduğu tam olarak tespit edilemiyorsa bu değer her ikisini paylı mülkiyetinde kabul edilir. Ayrıca bir mal varlığı değerinin kendisine ait olduğunu iddia eden eş bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Bu mal rejiminde her eş tasfiye sonunda diğer eşte bulunan mal varlığını değerini geri isteyebilir. Boşanmada mal paylaşımı yapılırken ayrıca eşlerin paylı mülkiyetinde olan bir malvarlığı değerinin kullanılmasında üstün yararı olduğunu iddia eden eş bu üstün yararı ispat ederse karşı tarafa payı oranında bir ödeme yaparak değeri kendi mülkiyetine geçirebilir. Örnek vermek gerekirse eşlerin paylı mülkiyetlerinde bir ev olduğunu kabul edelim. Kadın bu evin kendisine bırakılmasında üstün yararı olduğunu ispat edebilirse erkeğin payını ödeyerek boşanmada mal paylaşım hususunda evi alma hakkına sahiptir.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin mal ayrılığı rejiminden en büyük farkı aile özgülenen mallar kavramı gibi bir kavrama sahip olmasıdır. Evlilik birliğinin kurulmasından itibaren eşlerden biri veya her ikisi tarafından ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olarak edindikleri yahut ailenin ekonomik geleceğini garanti almaya yönelik yatırımlar aileye özgü mal kavramı tanımına girer ve boşanma halinde eşler işte bu aileye özgür malları aralarında eşit olarak paylaşırlar. Görüleceği üzere burada spesifik bir tanımlamadan bahsedilmiştir. Aileye özgülenen mal varlığının her somut olaya göre farklı bir yorumu bulunmaktadır. Örneğin kimi aileler için bir araç ailenin ortak mal varlığı değer iken kimi aileler için her eşin kendisine ait bir aracı bulunmaktadır. İşte bu malvarlığı değeri boşanma sonunda eşler arasında eşit olarak paylaştırılır.

Bu mal rejiminde de eşlerden birinin diğerinin elde ettiğini bir mal varlığı değerine yaptığı katkıyı isteme hakkı bulunmaktadır.

Eşlerden birinin kötüniyetli hareket ederek sırf diğer eşin mal varlığı değerini azaltmak için aileye özgü malları elden çıkarma gibi bir yol izlerse mahkeme hakkaniyet ölçüsünde bu eşin diğerine tazminat ödemesine karar verebilir. Bu hususu da örneklendirirsek aileye özgü bir araba olduğunu kabul edelim ve boşanma arifesinde erkeğin bu arabayı satarak parasını kullandığını varsayalım. Her ne kadar artık ortada aileye özgülenen bir mal varlığı değerinden bahsedilmese de kötü niyetli bir davranış olmasından dolayı hakim erkeğin kadına bir tazminat ödemesine karar verebilir.

3-      MAL ORTAKLIĞI

Mal ortaklığı rejiminde eşlerin malvarlıkları ortaklık malları ve kişisel malları olarak ikiye ayrılır. Ortaklık malları ailenin ortak malvarlığı değerlerini kişisel mallar ise eşlerden birinin kullanımına özgülenen mal varlığı değeri olarak tanımlanır.

Kanun ayrıca mal ortaklığını kendi içerisinde 3 ayırmıştır. Bu ayrım genel mal ortaklığı, edinilmiş mallarda ortaklık ve diğer mal ortaklığıdır. Genel mal ortaklığında eşler kişisel mal dışında kalan diğer bütün mallarda ortaktırlar. Edinilmiş mal ortaklığı ise eşlerin sadece edindikleri mallarda ortak olduklarını belirtmektedir. Diğer mal ortaklığı ise bu saydığımız iki ortaklık dışında spesifik bir ortaklık kurulması halinde uygulanmaktadır.

a-      Kişisel Mallar

Kişisel mallar kanun gereğince 3 farklı şekilde belirlenebilir. Öncelikle eşler kendi aralarında yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile kişisel malları belirleyebilirler. Bunun dışında 3. Kişilerin karşılıksız kazandırmaları ile kanun tarafından belirtilen mal varlığı değerleri de kişisel mallar arasında sayılmıştır. 3. Kişilerin karşılıksız kazandırmaları arasında miras hakkı gösterilebilir. Eşlerin mirastan gelen edimleri kişisel mal varlığı değerleri arasındadır.

b-     Ortaklık Malları

Ortaklık mallarını belirtirken genel mal ortaklığının tanımını belirtmek istiyoruz. Zira en önemli uygulama genel mal ortaklığında ortaya çıkmaktadır. Eşlerin yukarıda belirttiğimiz kişisel malları dışında kalan diğer bütün mal varlığı değerleri ortaklık malları kapsamına girmektedir.

4-      EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

4721 Sayılı Medeni Kanun’un yasal mal rejimi olarak kabul ettiği rejim türü edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu mal rejimi Kanunun 218 ve devamı maddelerinde hükme bağlanmıştır.

Eşler evlendikleri anda herhangi bir malvarlığı rejimini seçmemiş oldukları takdirde otomatik olarak edinilmiş mallara katılma rejimini tabii olurlar. Bu hüküm 2002 yılından sonra evlenen bütün çiftler için bu şekilde uygulanmaktadır. 2002 yılından önce evlenen çiftlerde ise 2002 yılına kadar edindikleri mallarda mal ayrılığı rejimi 2002 yılından sonra edindikleri mallarda ise eğer seçtikleri bir mal rejimi yok ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Görüleceği üzere mal rejimleri arasında günümüz itibariyle en çok uygulama alanı bulan rejim edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eşin mal varlığı kişisel malları ile edinilmiş mallarından oluşur. Boşanmada Mal Paylaşımı paılırken bu paylaşımın nasıl yapılacağında önce kişisel mal ve edinilmiş mal kavramlarını tanımlamakta fayda görüyoruz.

1-      Edinilmiş Mallar

Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek el ettiği mal varlığı değerine edilmiş mal adı verilmektedir.  Edinilmiş malları evlilik birliği içerisinde eşler ortak malları olarak adlandırılabilir. Hangi malların edinilmiş mal olarak sayılacağı da açıkça belirtilmiştir. Buna göre;

  • Eşlerin çalışmasının karşılığı olan edimler edinilmiş mallardandır. Burada eşlerin standart olarak aldıkları maaşları, kazançları, primleri örnek gösterilebilir. Yani eşlerin bedensel ya da fikri emeğine dayalı olarak kazandıkları para edinilmiş mal kapsamına girmektedir.
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemelerde edinilmiş mallar kapsamındadır. Örnek olarak eşlerin yaşlılık, hastalık, sakatlık vb sebepler ile sosyal güvenlik kuruluşlarından aldıkları ödemeler edinilmiş mallar kapsamındadır.
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlarda edinilmiş mallar kapsamındadır. Eşlerden birinin geçirdiği iş yahut trafik kazası nedeniyle karşı taraftan alacağı tazminatlarda edinilmiş mal kapsamındadır.
  • Kişisel malların gelirleri de edinilmiş malların kapsamına alınmıştır. Kişisel malları aşağıda açıklayacağım için çok içeriğe girmeden bir örnek vermek istiyorum. Eşlerden birine kalan miras kişisel mal değerindedir. Bu mirasın bir ev olduğunu kabul edelim. İşte bu evden gelen kira geliri edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir.
  • Boşanmada mal paylaşımı ile ilgili olarak edinilmiş malların yerine geçen değerler de edinilmiş mal olarak kabul edilmiştir. Örneğin eşlerin edinilmiş mal olarak sahip oldukları bir araç olduğunu kabul edelim. Bu aracın satılması ile ortaya çıkan para bedeli eşlerin edinilmiş malı olarak kabul edilir.

2-      Kişisel Mallar

Her eşin edinilmiş malları kapsamına girmeyen mal varlığı değerleri kişisel malları olarak adlandırılır ve Boşanmada Mal Paylaşımı hususunda kişisel mallar paylaşıma dahil edilmez. Kişisel malların neler olduğu yine kanun kapsamında sayılmıştır.

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına giren eşyalar kişisel mallardandır. Eşlerin giysileri, spor malzemeleri, kişisel takıları kişisel mallar kapsamındadır. Ancak burada belirttiğimiz spor malzemeleri her iki eş tarafından da ortak kullanılabilecek malzemelerden ise bu halde kişisel mal sayılamaz. Bunlar dışında eşin cep telefonu, sigarası vb. ürünler de kişisel mal kapsamında girmektedir.
  • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan veya sonradan miras yahut karşılıksız kazandırma yoluyla elde edilen mal varlığı değerleri de kişisel mal kapsamına girmektedir. Burada görüleceği üzere kanun 3 ana başlık sıralamıştır. Bunlar rejim başlangıcında eşlerden birine ait olan, miras yoluyla kalan ve karşılıksız kazandırma ile elde edilen. Bu 3 ana başlıktan ilki rejim başlangıcında eşlerden birine ait olan mallardır. Yani evlenmeden önce eşlerden birine ait olan malvarlığı değer kişisel mal kapsamına girmektedir. Ayrıca eşe kalan miras payları da kişisel mal kapsamındadır. Bunun dışında bağışlama yolu ile eşe gelen karşılıksız kazandırmalar da kişisel mal kapsamında girmektedir ve boşanmada mal paylaşımı yapılırken kişisel mal olarak kabul edilmektedir.
  • Manevi tazminat alacakları da yasa gereği kişisel mal kapsamında sayılmıştır. Örnek vermek gerekirse eşlerden biri kendisine hakaret edildiği gerekçesi ile 3. Şahsa dava açar ve dava neticesinde bir manevi tazminat kazanırsa bu kazandırma kişisel mal kapsamına girmektedir.
  • Boşanmada mal paylaşımı yapılırken kişisel mallar yerine geçen değerler de kişisel mal kapsamına girmektedir.

BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI Nasıl Yapılır?

Bu mal rejimleri ilgili tasfiye hakkında sonraki yazılarda ayrıntılı bilgiler vereceğim. Ancak genel bir bilgilendirme yapmak gerekirse edinilmiş mallar üzerinde eşler tamamen eşit şekilde pay sahibidirler. Yapılacak tasfiyede eşlerin bu boşanmada mal paylaşımı edimlerinde kanunda yazılı haller dışında eşit hak sahibi olduklarını belirtebilirim. Kişisel mallar ise eşlerden her birinin kendi mülkiyeti dahilindedir. Ancak eşlerden biri diğer eşe ait kişisel malın ediniminde yahut onarımında katkı sağlamış ise bu katkısını payı oranında isteyebilir. Örnek vermek gerekirse eşlerden birinin evlilikten hemen önce kredi çekerek bir ev aldığını kabul edelim. Evlilikten önce alındığı için normal şartlarda bu ev alan eşin kişisel malı kapsamına girmektedir. Ancak bahse konu ev için çekilen kredi evlilik içerisinde devam ettiği ve eşlerin maaşları da edinilmiş mal olarak sayıldığı için evlilik süreci içerisinde yapılan kredi ödemelerini her iki eşin ortak yaptığı ve ödenen bedel ölçüsünde evin edinilmiş mal kapsamında satılabileceğini söyleyebilirim.

İmam Nikahı ve Hukuk - Av. Halil İbrahim Çelik

İMAM NİKAHI VE HUKUK

Dini bir ritüel olan imam nikahı İslam inancı perspektifinde yapılması zorunlu törenlerden biridir. Geçmişte uzun yıllar boyunca aile birliği sadece bu imam nikahı üzerinden kurulmuştur. Pozitif hukuk bakımından herhangi bir yaptırımı olmayan imam nikahı, dini kurallar içerisinde bir takım yaptırımlara tabii tutulmuştur. Türkiye gibi laik bir hukuk sistemine sahip bir ülkede de dini nikahlar hukuki herhangi bir neticeye bağlanmamıştır Bu husus laik hukuk sisteminin bir zorunluluğu olarak kabul edilmiştir.

Yukarıda belirttiğim zorunluluk doğrultusunda çok yakın bir zamana kadar din görevlilerinin imam nikahı kıyması ancak resmi nikah zorunluluğuna tabii tutulmaktaydı. Yani belediyelerin evlendirme müdürlüklerinde resmi nikah töreni yapılmadan din görevlilerinin imam nikahı ile ilgili herhangi bir işlem yapmaları yasaklanmış ve Türk Ceza Kanunu uyarınca suç sayılmıştı. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 230. maddesinin 5 ve 6. fıkralarına göre resmi nikah töreni yapılmadan imam nikahı gerçekleştiren çiftlere ve din görevlilerine 2 ay ile 6 ay arasında bir hapis cezası öngörülmüştü. Ancak bu hüküm Mayıs ayının son haftasında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Erzurum Pasinler Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yapılan başvuru hükme bağlanmış ve Anayasa Mahkemesi oy çokluğu ile; ilgili kanun maddelerini iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi bahsettiğimiz kanun maddelerin iptal ederken ilginç bir şekilde Anayasa’nın 10. maddesini gerekçe göstermiştir. Anayasa Mahkemesi kanun önünde dil, ırk, renk, din, mezhep ve cinsiyet açısından eşitlik olduğunu beyan ederek bu maddenin varlığını Anayasaya aykırı bularak iptali yönünde hüküm tesis etmiştir.

Türkiye dinamikleri gözönüne alındığında imam nikahı ile ilgili resmi nikah zorunluluğunu içeren maddenin iptali oldukça riskli bir durum yaratmaktadır.

Öncelikle bu hüküm çocuk yaştaki evliliklerin önünü açmaktadır. Zira İslam Hukuku gereğince bir kadının evlenebilmesi için buluğ çağına girmesi yeterli görülmüştür. Türkiye şartlarında bu yaş ortalaması 12-13 yaş civarındadır. Medeni Hukuk gereğince ise bir kadın yahut erkeğin evlenmesi için 17 yaşını doldurması zorunlu tutulmuştur. Çocuk yaşta evliliğin ciddi boyutlarda olduğu ülkemizde verilen bu karar ile İslami açıdan çocuk yaşta evliliklerin sayısının artacağı aşikardır.

İmam nikahının yaratacağı diğer bir negatif husus da birden fazla evliliklerin önünü açmasıdır. Zira bilindiği üzere İslam Hukuku birden fazla evliliklere cevaz vermektedir. Ancak Türk Hukuk sisteminde ise bu husus yasaklanmış ve hatta suç sayılmıştır. Dini nikah ile ilgili verilen son karardan sonra artık birden fazla kadınla evlilik çok daha kolay hale gelecektir. Hatta din görevlileri de bu nikahları gerçekleştirmeye alet olacaklardır.

İmam nikahının resmi nikah denetiminden çıkarılmasının doğuracağı başka bir risk de nesebin yani soybağının sıhhatidir. Bu durumda gerek iddet müddeti gerekse babalık karineleri hiçe sayılacak ve nesebin sıhhati tehlikeye düşecektir.

Anayasa Mahkemesi halihazırda hiç kadın üyesi olmayan bir mahkemedir ve kanaatimizce verilen kararda empati hususu gözardı edilerek tesis edilmiştir. Zira kadın hakları konusunda oldukça ciddi öneme sahip olan bu maddenin iptalinin başka bir izahati bulunmamaktadır.

İmam nikahı hususunun yasal alandan çıkarılması halinde kadın haklarının devlet tarafından nasıl korunacağı gözardı edilmiştir. İmam nikahı devam eden bir kadının miras hakkı, yoksulluk nafakası hakkı ve mal paylaşımı hakkı bulunmamaktadır. İmam nikahı, güvence olarak kadına mehir denilen bir maddi avantaj sağlamaktadır. Ancak bu avantaj tamamen erkeğin tasarrufunda olup herhangi bir yaptırımı bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi imam nikahı için vize vererek işte bu ve buna benzer dini ritüellere de yasal dayanak çizmiştir.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Türk Medeni Kanunu’nda boşanmaya gerekçe olabilecek birden fazla neden sayılmıştır. Bu nedenler; zina, hayata kast, akıl hastalığı, pek kötü ve onur kırıcı davranış ve aile birliğinin temelinden sarsılması olarak sayılabilir. Kanun ayrıca bu saydığımız nedenleri de 2 üst başlığa ayırmıştır. Bu başlıklar genel boşanma sebebi ile özel boşanma sebepleridir. Genel boşanma sebebi aile birliğinin temelinden sarsılması iken diğer boşanma sebepleri özel boşanma sebepleri olarak gösterilmiştir. Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma nedir?

Genel boşanma nedeni olan aile birliğinin temelinden sarsılması hususu halk arasında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma olarak bilinmektedir. Şiddetli geçimsiz nedeniyle boşanma içerisinde onlarca farklı sebep taşımaktadır. Örneğin eşler arasında sürekli şiddetli çatışmaların yaşanması ve fikir ayrılıkları bu gerekçe içerisinde gösterilebilir. Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma sebebinin diğer nedenlerden farkı daha soyut kalmasıdır. Örneğin terk nedeniyle boşanmada eşin ev terketmesi, zina nedeniyle boşanma da eşlerden birinin duygusal yada cinsel olarak 3. kişiye yakınlaşması gerekmektedir. Ancak şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma sebebinde bu tür somut ispatlara lüzum bulunmamaktadır.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma için eşlerin aile hayatının artık çekilmez hale gelmesi gerekmektedir. Eşler yaşadıkları fikir ayrılıklarının ortak hayatının kurulmasını engellediği hususunu mahkeme nezdinde ispatlamak zorundadırlar. Bu ispat farklı delillerle mümkündür. Örneğin tanık dinleterek ortak hayatın artık çekilmez hale geldiği hakim huzurunda ispatlanabilir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası eşlerin son 6 ay birlikte yaşadıkları yerde bulunan aile mahkemesinde açılır. Eğer eşlerin son 6 ay birlikte yaşadıkları yerde aile mahkemesi bulunmuyor ise bu defa orada bulunan asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatı ile bu davayı yürütebilir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davasında kusursuz yada daha az kusurlu taraf eşinden maddi – manevi tazminat talebinde bulunabilir yahut nafaka talep edebilir. Hakim bu tazminat ve nafaka hususunu belirlerken eşlerin kusur durumun ve ekonomik standartlarını gözönünde bulunduracaktır. Bu kıstaslar doğrultusunda talep halinde hakim nafaka yahut tazminata hükmedebilir. Burada altını çizeceğimiz nokta; hakimin talep olmadan nafaka yahut tazminat kararı verememesidir. Ancak talep halinde bu konularda karar verilebilir. Ancak mevzubahis çocuğa ödenecek nafaka ise kamu yararı söz konusu olduğu için hakim talep olmadan da çocuk için nafaka kararı verebilir. Hukuken hak kaybına uğramamak adına boşanma avukatı vasıtasıyla dava sürecinizi takip edebilir yahut  kısmen hukuki destek alabilirsiniz.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma ile İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!

Nişanın Bozulması Nedeniyle Tazminat - Av. H. İ. Çelik

NİŞANIN BOZULMASI NEDENİYLE TAZMİNAT HAKKI

Türk Hukuku geleneklerinden dolayı evlilik kurumuna büyük önem vermiştir. Toplumun en önemli yapı taşı olan aile kurumunun başlangıcına neden olan evlilik kurumunun ciddiyeti nişanlanmaya dahi kanunda yer verilmesi ile de rahatlıkla anlaşılabilir. Her ne kadar nişan hususu çok fazla evlilik kadar dikkat çekici olmasa da kanun açısında ciddi sonuçlara bağlanmıştır. Nişanlanmaya verilen kanuni sonuçlar toplum tarafından çok fazla dikkat edilmemiş olsa da karşılaşıldığı vakit haklı olan tarafa çok ciddi haklar tanınmıştır.

Nişanlanmanın tarifi ve sonuçları 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yer almaktadır. Bu kanunun 118. Maddesine göre evlenme vaadi ile kişiler hukuken nişanlanmış sayılmaktadır. Bu hususun altını önemli çizmek istiyoruz. Kanun nazarında bir seremoni şeklinde törene ihtiyaç yoktur. Erkeğin ve kadının birbirlerine evlenme vaadinde bulunmaları kendilerinin medeni halinin değişmesi anlamına gelmektedir. Zira evlenme vaadi ile bireyler artık nişanlı hale gelmektedir.

Nişanlanmaya verilen hukuki değere rağmen evlilik vaadi evlenmeyi zorlayıcı bir etken sağlamaz. Yani kişiler nişanlanmanın evlenmeye dönmesi hususunda birbirlerine hukuki baskı yapamazlar. Ancak haksız olarak nişanı bozan veya nişanın bozulmasına sebep olan taraf kusursuz veya daha az kusurlu tarafa bu haksız fiili nedeniyle bir tazminat ödemek zorunda kalabilir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın nişanın bozulması nedeniyle tazminat hakkı bulunmaktadır.

Nişanın bozulması nedeniyle tazminat hakkı ikiye ayrılmaktadır. Kusursuz yada daha az kusurlu olan taraf nişanın bozulması halinde nişan nedeniyle yaptığı maddi harcamaları, masrafları ve katlandığı fedakarlıkları maddi tazminat adı altında karşı taraftan talep edebilir. Bu giderler içerisine nişan giderleri de dahil edilmiştir. Burada tazminat hakkı sadece nişanlılara değil nişanlıların annesine ve babasına yahut onlar gibi davranan kimselere de tanınmıştır. Manevi tazminat ise nişanın bozulması nedeniyle manevi açıdan zarar gören kimseler bu zararlarını karşı taraftan talep edebilirler.

Yukarıda belirttiğimiz tazminatların yanı sıra nişanlanma nedeniyle verilen hediyelerin iadesi de talep edilebilir. Hediyelerin iadesini talep edebilecek kişiler kanun tarafından kısıtlanmıştır. Hediyelerin iadesini nişanlı çiftler, anne ve babaları veya onlar gibi davranan kimseler isteyebilir. Nişanlanma ile ilgili uyuşmazlıklarda dava açma 1 yıllık zamanaşımı süresine bağlanmıştır. Bu süre nişanın bozulmasından itibaren başlamaktadır

Nişanın Bozulması Nedeniyle Tazminat Hakkı İle İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!