Etiket arşivi: boşanma

Boşanmada Mal Paylaşımı

BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI

Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşler birbirinin malları üzerinde yetki sahibi olurlar. Bu yetkiler ve eşlerin mallarına ilişkin borçlardan sorumluluğu mal rejimi kavramı ile düzenlenmektedir. Eşlerin evlilikten önce veya sonra sahip oldukları malların evlilik sona ererken nasıl tasfiye edileceği, diğer bir değişle boşanmada mal paylaşımı yine bu kavramla ilgilidir. Medeni Kanunu’na göre eşler arasında uygulanması düzenlenen 4 çeşit mal rejimi vardır ve boşanmada mal paylaşımı bu mal rejimlerinin getirdiği şartlar dahilinde yapılır. Eşler bunlardan birini seçmek yerine şartlarını sağlamak suretiyle mal paylaşımı sözleşmesi imzalayabilirler. Mal paylaşımı sözleşmesi yapılmamış ve kanunda belirtilen diğer mal rejimlerinden biri seçilmemişse geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimidir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanmada mal paylaşımı, eşler tarafından seçilen mal rejiminin esaslarına göre yapılmaktadır. 2002 yılından sonra yapılan evliliklerde eşlerin herhangi bir mal rejimini seçmemiş olması durumunda yasal mal rejimleri edinilmiş mallara katılma rejimi olduğundan boşanmada mal paylaşımı da edinilmiş mallara katılma rejimi şartlarına göre yapılır.

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ

Ayırt etme gücüne sahip ve evlenme ehliyeti bulunan eşler aralarında yapacakları sözleşmeyle istedikleri boşanmada mal paylaşımı türünü seçebilir, kaldırabilir, değiştirebilir.  Küçük veya kısıtlı eş ise yasal temsilcisinin onayı ile boşanmada mal paylaşımı sözleşmesini imzalayabilir. Mal paylaşımı sözleşmesi tarafların yazılı olarak yaptıkları akdi imzalayıp noterin onaylaması veya akdin doğrudan noterce düzenlenip tarafların imzalaması ile yapılır. İki şekilde hazırlanması bakımından geçerlilik farkı bulunamamaktadır ve imza geçerlilik şartıdır. Eşler mal rejimini evlilikten önce belirledilerse evlenme sırasında yazılı olarak bildirirler, aksi halde kural olan edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiş olur. Evlenmeden sonra da eşler noterde düzenleme veya onaylama yoluyla aralarındaki mal rejimlerini değiştirebilir yada mevcut sözleşmelerinde değişiklik yapabilir. Mal paylaşımı rejimleri evlilik tarihinde başlar, sonradan değişiklik halinde değişikliğin yapıldığı tarihten sonra sonuç doğurur. Eşler arasında mal rejimi akdi yapılmadıysa kural edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasıdır.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

Yasal mal rejimi türü olup farklı bir mal rejimi seçilmediğinde uygulanacak kural mal rejimidir. 2002 yılından önce evlenen çiftlerde 2002 yılına kadar edindikleri mallarda mal ayrılığı rejimi, 2002 yılından sonra edindikleri mallarda ise seçtikleri bir mal rejimi yoksa edinilmiş mallara katılma rejimi boşanmada mal paylaşımı yapılırken uygulanır. Eşler mal paylaşımı sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini seçebilir, seçtikleri mal rejiminde sınırlı da olsa değişiklik yapabilir, artık değere katılma payını değiştirebilir. Bu rejim evlenme tarihi ile başlar. Yapacakları sözleşmesel değişiklik halindeyse sözleşme tarihinden başlayacaktır. Edinilmiş mal rejimine göre, eşlerin kişisel ve edinilmiş mallar olmak üzere iki çeşit malvarlığı vardır. Evlilik birliği sona erdiğinde edinilmiş mallar eşler arasında paylaştırılırken kişisel mallar eşin kendisinde kalır. Karine olarak bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Edinilmiş mal; her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Rejim sona erdiğinde eşe katılma alacağı doğar. Bu alacak hakkı ayın olarak istenemez. Bu kuralın istisnaları ise belirli şartlarla ev eşyası ve aile konutudur. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olup evlilik içinde edilmeyen mallar kişisel mallardır. Hangi malların edinilmiş mal sayılacağı kanunda sayılmıştır;

1-) Eşlerin çalışmasının karşılığı olan edimler; bedel karşılığı yapılan mesleki faaliyetleri sonucu elde edilen mal varlığıdır.  Emek verilmeden kazanılan edimler örneğin bağış, miras edimleri, edinilmiş mal değildir. Eşlerin aylık maaşları çalışma karşılığı olan edimlere örnektir.

2-) Sosyal Güvenlik, Sosyal Yardım ve Sandık Ödemeleri; BAĞ-KUR, emekli sandığı, SSK gibi kurumların veya personele yardım amacıyla kurulan yardımlaşma sandıklarına yapılan ödemeler edinilmiş maldır. Edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde alınan emekli ikramiyesi buna örnektir.

3-) Çalışma Gücünün Kaybı Nedeniyle Ödenen Tazminatlar;Yaşanan iş, trafik kazaları ve geniş anlamda haksız fiiller sonucu çalışma gücünün kaybı meydana geldiğinde alınacak tazminat edinilmiş mallar kapsamındadır.

4-) Kişisel Malların Gelirleri;Eşlerden birinin kişisel malı niteliğindeki hayvandan elde edilen süt, yavru, deri gibi edinimler, kişisel mal olan taşınmazdan elde edilen gelir buna örnektir. Eşler, mal rejimi sözleşmesi ile kişisel malların gelirlerini ve çalışmasının karşılığı olan edimlerin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını kararlaştırabilir.

5-) Edinilmiş Malların Yerine Geçen Değerler; Edinilmiş mal satılıp elde edilen gelir, bu gelirle alınan başka bir mal buna örnektir.

Eşlerin edilmiş mal kapsamı dışındaki malları ise kişisel mal olarak adlandırılır. Kanunda kişisel mallar örneklenmiştir. Buna göre;

1-) Eşlerden Yalnız Birinin Kişisel Kullanımına Yarayan Eşya; Kıyafetler, kişisel bakım ürünleri, eşlerden yalnız birinin kullandığı mallar buna örnektir. Ortak kullanımdaki eşyalar kişisel mal sayılmaz. Mesleğin icrasında kullanılan araçlarda kişisel kullanıma tahsis edilmiş eşya kapsamında değildir.

2-) Mal Rejiminin Başlangıcında Bir Eşe Ait Olan Mal; Evlenmeden önce tarafların getirdiği çeyiz, sahip oldukları mallar buna örnektir. Mal rejimi kurulmadan eşin bu mallara sahip olması gerekir.

3-) Miras Yoluyla Edinilen Mal; Bir eşe miras yoluyla intikal eden malvarlığı değeri kişisel maldır.

4-) Karşılıksız Kazanma Yoluyla Elde Edilen Mal; Bağışlama, şans oyunları, yardım, kumar kazancı örnektir.

5-)Manevi Tazminat Alacakları;Manevi zararın doğduğu ilişki fark etmez. Ölüm, yaralama, kişilik haklarına saldırı gibi nedenlerle doğan manevi tazminat alacağı kişisel maldır.

6-) Kişisel Malların Yerine Geçen Değerler; Kişisel malın satılması, yerine başka alınan mal, elde edilen para yine kişisel mal olacaktır. Burada alınan yeni malın bedeli kişisel maldan karşılanmış olmalıdır. Yarısı edinilmiş maldan karşılanıyorsa edinilmiş mal olarak kabul edilecektir.

7-) Sosyal Güvenlik, Sosyal Yardım ve Sandık Ödemelerinden kalan yaşam süresini karşılayacak değer de doktrindeki baskın görüşe göre kişisel mal olarak kabul edilir.

Eşler mal paylaşımı sözleşmesi, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan veya kişisel mallarının gelirlerinin kişisel mal sayılacağı kabul edilebilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş edinilmiş mallar üzerinde yararlanma,yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Kural olarak diğer eşin rızasına ihtiyaç yoktur. Ancak eşlerden hangisine ait olduğu belirlenemeyen malların paylı mülkiyet halinde olduğu kabul edilir. Aksine anlaşma olmadıkça, paylı mülkiyetteki mal üzerinde tek başlarına tasarrufta bulunamazlar. Tasfiye halinde paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri üstün yararı olduğunu ispat edip diğerinin payını ödeyerek o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerden her biri, kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı bütün malvarlığı ile sorumludur. Dolayısıyla eşin borçlusu edinilmiş malvarlığına da haciz koydurabilir.

Bir eşin bütün malları aksi ispat edilene kadar edinilmiş maldır. Malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat ile yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mal eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır.

Edinilmiş mallara katılma sözleşmesi;

-Evlilik boşanma yoluyla sona erdiyse, boşanma davasının açıldığı gün,

-Eşlerden birinin ölümüyle sona erdiyse, eşin ölüm tarihi,

-Evlilik iptal nedeniyle sona erdiyse iptal davasının açıldığı gün,

-Hâkim kararıyla rejim mal ayrılığına dönüştüyse, davanın açıldığı tarih

-Eşler başka bir mal rejimini kabul edeceklerse, mal rejimi sözleşmesi yapıldığı tarihte sona erer.

Mal rejiminin sona ermesi tasfiye aşamasını beraberinde getirir. Eşler birbirlerindeki kişisel mallarını mal rejiminin tasfiyesi sırasında isteyebilir. Yargıtay’a göre çeyiz ve ziynet eşyaları tasfiye beklenmeden de istenebilir. Bunlar elden çıktıysa bedelleri de istenebilir. Düğünde kadına takılan ziynet eşyası kadının kocaya takılansa kocanın kişisel malıdır. Eşlerin paylı mülkiyete konu malı varsa, tasfiyede, eşlerden biri üstün yararını ispat edip diğerinin payının karşılığını ödemek suretiyle malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Eşlerden biri diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunduysa tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Alacak malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır. Değer kaybı söz konusu ise başlangıçtaki değeri esas alınır. Bu mal tasfiyeden önce elden çıktıysa hakkaniyete uygun bir bedel belirlenir. Malın iyileştirilmesi kişisel veya edinilmiş paya olabilir. Katkı mutlaka parasal bir değer olmalıdır. Yargıtay 2. HD 8774-9394 ilamı ve 4.6.2007 tarihli kararında belirttiği üzere ev hanımının salt ev işlerini yapması katkı olarak kabul edilemez. Eşlerin ikisi de çalışıyor veya ikisinin de gelirleri varsa bir eşin diğerinin edimlerine katkısı olduğu kabul edilir.

Her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Talebi katılma alacağı davası ile olur. Katılma alacağının temliki de mümkündür. Eşler arasında sözleş mesel ilişki varsa katılma alacağı zaman aşımı 10 yıl, sözleşme yoksa ve mal rejimi boşanma veya iptalle sona eriyorsa kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıldır.

ARTIK DEĞER NASIL HESAPLANIR

Artık değer aktiflerden pasiflerin çıkartılması ile elde edilen değerdir. Kanunda artık değer; eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlarda dâhil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Aktifler hesaplanırken şu değerler hesaba katılır;

–          Mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olan malların tasfiye anındaki değerleri

–          TMK29 uyarınca eklenecek değerler (elden çıkarma tarihindeki değeri)

–          Edinilmiş mallardan kişisel mallara giden değerler (TMK 230)

Pasiflerin hesaplanmasında ise aşağıdaki değerler göz önünde bulundurulur;

–          Edinilmiş malın borçları

–          Varsa ve istenmişse diğer eşe ödenecek değer artış payı(TMK 227)

–          Kişisel mallardan edinilmiş mala giden karşılıklar (denkleştirme)

ARTIK DEĞER = AKTİF – PASİF   

Alacak varsa takas edilir. Artık değerin yarısı talep edilir. Bu yarısına katılma alacağı denir. Her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkim katılma alacağının azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Anlaşmalı Boşanma Süreci

Anlaşmalı Boşanma Süreci Nasıl İşler

Anlaşmalı boşanmalarda taraflar, boşanma yönünde irade sergilemeleri nedeniyle çekişmeli boşanmaya oranlar daha hızlı ve sağlıklı bir boşanma süreci gerçekleştirilebilir. Anlaşmalı boşanma süreci bu noktada eşlerin medeni bir şekilde evliliklerini sonlandırmaları açısından önemlidir. Özellikle tarafların evliliği kafalarında bitirdiği dönemde eşler hızlı bir şekilde boşanmak isteyebilirler. Bu da anlaşmalı boşanma yoluna gitmelerine neden olur.

Anlaşmalı Boşanma Süreci Nasıl işler?

Anlaşmalı boşanma süreci, eşlerin “anlaşmalı boşanma dilekçesi” ile birlikte yetkili Aile Mahkemesine boşanma istemiyle dava açmaları sonucu başlar. Anlaşmalı boşanma dilekçesi içerisinde taraflar boşanma yönünde ortak irade sergilediklerini ve evliliği daha fazla sürdürmek istemediklerini belirterek,yapmış oldukları boşanma protokolüne de atıfda bulunmak suretiyle süreci başlatabilirler. Anlaşmalı boşanma süreci içerisinde ilk işlem boşanma dilekçesinin yetkili Aile Mahkemesine verilmesidir. Bu noktada eşler eğer varsa boşanma protokolünü de boşanma dilekçesi ile birlikte sunabilecekleri gibi henüz boşanma protokolü hazırlamamışlar ise, duruşmadan önce de boşanma protokolü sunabilirler.

Anlaşmalı boşanma süreci her ne kadar,çekişmeli boşanmalara nazaran daha kolay olsa da boşanmanın maddi ve manevi sonuçları açısından çekişmeli boşanma davasından bir farkı bulunmaz. Burada boşanmanın maddi ve manevi sonuçlarından kasıt, varsa çocuğun velayetinin kime verileceği, boşanma sonrası maddi manevi tazminat ya da nafaka ödenip ödenmeyeceği, mal paylaşımının nasıl yapılacağı… gibi bir çok husus da anlaşmalı boşanma süreci içerisinde tarafların üzerinde durmaları gereken konuları ifade eder.

Anlaşmalı boşanmalarda yukarıda saydığımız konular dışında da boşanma protokolü içerisinde tarafların uzlaşma içerisinde olmaları gereken noktalar vardır. Örneğin çocuğun velayetini almayan kişinin çocukla kişisel ilişki tesisi ne yönde olacaktır. Çocuğu bu kişi ne sıklıkla ve hangi şartlarda görebilecek, çocuğun tatillerde ve bayramlarda bu kişide kalıp kalmayacağı gibi durumlar da üzerinde durulması gereken noktalardır. Diğer yandan nafaka ve tazminatın nasıl ödeneceği, nafaka artışının ne ölçüde olacağı da boşanma prokolünde tarafların uzlaşma konuları arasında olmaktadır.

Anlaşmalı boşanma süreci nasıl işler diyen bireylerin kolay görünen bu süreci doğru yönetememeleri onların boşanma sonrası hak kaybı yaşamalarına neden olacağı için mutlaka uzman bir boşanma avukatı ile anlaşmalı boşanma davası açmaları önerilir.

Boşanma Davası Dilekçesi - Av. Halil İbrahim Çelik

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ

Kural olarak davalar uyuşmazlığın taraflarından birinin –davacının- mahkemeye sunacağı boşanma davası dilekçesi ile başlar. Dava, boşanma davası dilekçesi kaydedildiği tarihte açılmış sayılır. HUMK dönemindeyse harca tabi davalar harcın yatırıldığı tarihte açılmış sayılıyordu. Dava dilekçesi davalı sayısından bir fazla düzenlenir, deliller eklenip mahkemeye verilir. Dilekçelerden biri dosyaya diğerleri davalılara gönderilir. Davacı dava açarken mahkeme veznesine gider avansı ve yargılama harcını yatırmak zorundadır. Gider avansının miktarı her yıl Adalet Bakanlığı’nca çıkartılan gider avansı tarifesine göre ödenir. Avans tamamen yatırılmazsa mahkeme tamamlanması için davacıya 1 haftalık ek süre verir. 1 haftalık sürede gider avansı yatırılmadıysa davacı bu giderle yapılmasını istediği işlemin yapılmasından vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği işlerde, 1 haftalık sürede ödeme yapılmazsa, hâkim ileride ödenmek üzere, resen başvurulan deliller için gider avansının hazineden karşılanmasına karar verir. Davalı dava dilekçesine 15 gün içinde cevap verebilir. Bu sürede cevap dilekçesi verilmezse davalı davacının iddialarını inkâr etmiş sayılır.6100 sayılı HMK, 1086 sayılı HUMK’tan farklı olarak ‘dilekçeler teatisi’ aşamasını getirmiştir. Buna göre davacının cevap dilekçesine karşı cevaba cevap, davalının cevaba cevap dilekçesine karşı ikinci cevap dilekçesi hakkı vardır.

Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken öncelikle mahkemenin adı belirtilir. Boşanma davasında görevli Aile Mahkemesi’ne hitap edilecektir. Bir yerde aynı mahkemenin birden fazla dairesi varsa nöbetçi mahkemeye ithaf en yazılmalıdır. Dilekçede bulunması gereken diğer unsurlar;

BOŞANMA DAVASI DİLEKÇESİ NASIL HAZIRLANIR?

1) Tarafların ad ve soyadları; Boşanma davasında eşlerin ad ve soyadları yazılır. Dava açıldıktan sonra tarafta değişiklik HMK 124 tarafta iradi değişiklik hükümleri ile mümkündür. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Boşanma davasında boşanmak isteyen eşlerin ad soyadları dilekçede yer almalıdır.

2) Davacı ve davalının adresi bulunmalıdır.Davalının bilinen bir adresi yoksa ilanen tebligat yapılacaktır. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

3) Dava dilekçesi davacı ve varsa kanuni temsilcisi ya da vekili tarafından imzalanmalıdır.Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

4) Davacının TC kimlik numarası; davacı Türk vatandaşı ise kimlik numarasının bulunması gerekir.

5) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilin adı, soyadı, adresleri; Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Davalının vekili olsa bile dava dilekçesinde gösterilmeyecektir.

6) Davanın konusu; şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davası gibi konu belirtilmelidir.

7) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarasıyla açık özeti bulunmalıdır. Mahkeme davacının iddiasının göstermediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez. Yalnızca çelişkili gördüğü vakıalar için davacının açıklama yapmasını isteyebilir. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır. Boşanma davasında tarafların evlenme tarihiyle başlayıp davacının dayandığı vakıalar, davranış biçimleri, yükümlülüklerini yerine getirip getirmemesi, kişiliği gibi boşanma davasının temelini oluşturan temel olgulara değinilir.

8) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği de belirtilmelidir. Sonuçta davacı dayandığı vakıaları ispatla yükümlüdür. Delillerin dilekçede belirtilmesi somutlaştırma yükümüdür. Belirtilmeyen deliller sonradan iddia ve savunmaların değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalır.

9) Boşanma davası dilekçesi hazırlanırken dayanılan hukuki sebepler dilekçede bulunması gereken zorunlu unsurlardan değildir. Belirtilmediyse kesin süre verilmez. Hâkim hukuki sebepleri resen bulup uygulamalıdır. Kaldı ki hâkim davacın ileri sürdüğü hukuki sebeplerle bağlı değildir.

10) Açık bir şekilde talep sonucu belirtilmedir. Boşanma davası dilekçesi ile şahıs en başta boşanmak istediğini sonrasında ise nafakai tazminat ve mal paylaşımı gibi yan taleplerini sonuç kısmında belirtmelidir. Bu talep asıl talep ve faiz, icra tazminatı gibi yan talepleri de içerir. Davacı faiz istiyorsa bu isteğini ve faizin işlemeye başladığı tarihi ve faiz oranını belirtmelidir. Faiz talep edilmediyse mahkeme kendiliğinden faize hükmedemez. Faiz talep edilmiş ancak başlangıç tarihi belirlenmediyse davanın açıldığı tarihten itibaren kanuni faiz uygulanır. Dava dilekçesinde belirtilmemesi durumunda davacıya 1 haftalık kesin süre verilir. Kesin sürede eksiklik tamamlanmıyorsa dava açılmamış sayılır.

 Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma Davası Açılmadan Nafaka - Av. Halil İbrahim Çelik

BOŞANMA DAVASI AÇILMADAN NAFAKA TALEBİ

Türk toplumunun temeli ailedir. Medeni Kanun aile hükümleri evlilik birliğinin ayakta tutulması üzerinedir. Sağlıklı bir toplumun temel taşı olan huzurlu bir aile yaşamının devam edebilmesi için eşlere belirli yükümlülükler yüklenmiştir. Ev işlerinin yapılması gibi ‘emek’ kavramının ön plana çıktığı görevler ile ekonomik görevler eşdeğerdedir. Eşler evlilik birliğinin yükümlülüklerine ve giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte katılır. Ancak bu dengenin bozulduğu eşlerden birinin diğerine kıyasla hakkaniyetin kabul edemeyeceği ölçüde fazla sorumluluk altına girdiği hallerde, eşler aynı evde yaşıyor olsalar bile, hâkim sorumluluklarını yerine getirmeyen –örneğin maddi destek sağlamayan- eş hakkında boşanma davası açılmadan nafaka tedbiri alabilir. Nafaka hukuki anlamda mağdur olan eşin geçimini sağlamak amacıyla maddi yardım almasını zorunlu kılan hallerdir Görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taraflardan birinin ikametgâhı mahkemesidir.  Eşlerin yerleşim yeri birbirinden farklı ve her ikisi de tedbir alınması talebinde bulunduysa, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir. MK 195 uyarınca evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilir. Açıkça anlaşıldığı üzere bunun için resmi bir evliliğin olması gerekir. İmam nikâhı yahut evlilik dışı birlikte yaşama sözkonusu ise eşler bu hükümden yararlanıp tedbir nafakası talebinde bulunamayacaktır. Ancak bu kişiler kendileri lehine olmasa da müşterek çocukları adına belli başlıklar altında yardım talebinde bulunabileceklerdir. MK 196 uyarınca da eşlerden birinin istemi üzerine hâkim ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler. Eşin diğerinin yanında karşılıksız çalışması, çocuklara bakması katkı miktarının belirlenmesinde değerlendirilir. Bu katkılar geçmiş 1 yıl ve gelecek yıllar için istenebilir. Bu hükme dayanılarak görevlerini yerine getirmeyen eş için geçmişe dönük bir yıllık katkının da istenebilmesi önemlidir.

Boşanma davası açılmadan nafaka talep edilmesinin dışında boşanma davası açılmadan evlilik birliği devam ederken ‘birlikte yaşama’ ara verilmesi halinde de tedbir nafakasına hükmedilebilir. Ancak bu ayrı yaşama durumunun haklı bir sebebe dayanması gerekir. Örneğin ortak yaşam nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik hayatı, ailenin huzuru ciddi tehlikeye düştüyse, eş diğerine şiddet uyguluyor, aldatıyor, eve bakmıyor gibi, haklı sebebin olduğu kabul edilir. Bu hallerde boşanma davası açılmadan nafaka talebi mümkündür. Haklı sebebin ciddiliğinin tespitinde hakkaniyet ilkesi yol gösterici olmalıdır. (kocası tarafından evden kovulan kadının da haklı sebebi bulunmaktadır.) Eşin yanında reşit olmayan küçük çocuklar varsa onlar adına da nafaka istenmesi mümkündür. Yani boşnma davası açılmadan nafaka talebi sadece eş için değil müşterek çocuklar için de mümkündür. Eş ayrı yaşamada haklı olduğunu ispatlayamazsa hâkim nafaka talebini reddeder. Ancak ayrı yaşamada haksız olunması çocuğa verilecek nafakayı etkilemez. Çocuk erginse tedbir nafakası isteyemez. Eş evlilik birliğini devam ettirmek için aile konutuna usulüne uygun davet edilmiş ancak gelmemişse sonraki tarihler için tedbir nafakası isteyemeyecektir. Evlilik birliği devam ederken evlilik dışı ilişki kuran eş lehine de nafakaya hükmedilmez. Boşanma davası açılmadan nafaka kararına hükmedilebilmesi için evlilik birliğinin dağılmasında eşlerin kusuru aranmaz. Eşlerden birinin diğerine boşanma davası açılmadan nafaka ödeyebilmesi için nafaka ödeyecek durumda olması gerekir. Doğrudan gelirleri ve malvarlığı değerlerine bakılır, ekonomik gücü göz önünde bulundurulur. Bedelli askerlik yapacak kadar mali gücü yerinde olan biri nafaka vermekle yükümlüdür. Koca askerse mal ve geliri bulunmuyorsa askerlik süresince nafaka yükümü bulunmaz. Akıl hastası olup çalışmayan koca da yükümlü değildir. Nafaka miktarını hâkim tespit eder. Bu nafaka miktarı evlilik birliği devam ederken eşlerin birlikte sürdürdükleri hayata uygun bir yaşam sürmelerine yeterli olmasıdır. Eşlerin ihtiyacına bakılır. Bu aşamada cinsiyet önemli değildir. Hâkimce Türk lirası olarak hesaplanır. Ancak tarafları yabancı parada anlaşabilir. Kural olarak her ay başında peşin olarak ödenir. Dava tarihinden itibaren geçerli olur ve ayrı yaşamada haklılık devam ettiği sürece devam eder. Nafakaya dava tarihinden faiz yürütülemez. Nafaka davaları adli tatilde de görülür, süreler işlemeye devam eder. Nafakaya ilişkin kararı yükümlü eş yerine getirmezse onun aleyhine icra takibi başlatılıp maaş haczi istenebilir, maaşı yoksa malvarlığı, gayrimenkul kayıtları varsa 3. kişilerdeki alacakları üzerine gidilebilir. Bu nafakanın başlangıcı dava tarihidir. Sonradan hükmedildiğinde nafaka geriye yürür ve dava tarihinden itibaren icraya konu olur. Ayrıca nafaka borcunu yerine getirmeyen borçlu eş hakkında alacaklının şikâyeti üzerine 3 aylık tazyik hapsine karar verilebilir.

BOŞANMA DAVASI AÇILMADAN DİĞER EŞİN MALVARLIĞINA TEDBİR KONULABİLİR Mİ?

Evlilik birliği içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen eşe uygulanabilecek diğer yaptırım ‘kısıtlama’dır.  MK 406 da aileyi yoksulluğa düşürme tehlikesi olan kişinin kısıtlanması düzenlenmiştir. Buna göre savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı veya mal varlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır. Mahkeme böyle bir durumu sabit görürse kişiyi kısıtlar ve bir vasi atar. Vasi diğer eş yada farklı bir üçüncü kişi olabilir. Her somut olay bakımından dar değerlendirilmelidir. Kısıtlanan kişinin mutlaka para getiren olması gerekmez. Kocanın getirdiği parayı da sürekli alkole harcayan kadın eşin bu durumunun ispatlanmasıyla kadın eş de kısıtlanabilecektir.

Boşanma ve ayrılık davaları açıldığında da nafakaya hükmedilebilir. MK 169 uyarınca boşanma ve ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır. Hükme göre mutlaka eşlerin talebi gerekmeyecektir. Ancak taraflar diğer talepleriyle birlikte yahut ayrı bir dava olarak nafaka talebini ileri sürebilir.Hâkim kendiliğinden, davayı kimin açtığına bakmaksızın eş ve çocuklar için gerekli önlemleri alacaktır. Hâkim ergin olmayan çocukların kimin yanında olduğunu tespit edip dava tarihinden itibaren onlar adına da ayrı nafakaya hükmeder. Dava devamı sırasında eşlerden bir çocuk doğarsa ayrı bir davayla nafaka talep edilmelidir. Tedbir nafakası boşanma davası kesinleşinceye kadar devam eder. Kesinleşince tedbir nafakası şartları varsa yoksulluk nafakasına dönüşecektir. Çünkü boşanma davasında boşanmaya karar verildiyse bu kararın kesinleşmesiyle tedbir nafakası sona erer. Boşanmaya karar verilmediyse hâkimin takdir edeceği süreye kadar tedbir nafakası devam eder. Tedbir nafakasının uygulanması yargılamanın her aşamasında istenebilir. Boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde, talep eden kişinin yerleşim yerinde nafaka isteminde bulunulabilir.

Boşanma veya ayrılık davasının açılmasıyla eşlere ayrı yaşama hakkı doğar. Dolayısıyla hâkim artık ayrı yaşamanın haklılığını araştırmaz. Dava reddedilir veya ret kararı kesinleşirse nafaka sona erer. Ret kararına rağmen eş ayrı yaşıyor ve tedbir nafakası talep ediyorsa ayrı yaşamadaki haklılığını ispat etmelidir. Ret kararı karine olarak davacının kusurlu olduğunu ortaya koyar. Kusurlu eşinde diğer eşi birlikte yaşamaya davet etmesi gerekir. Etmiyorsa diğer eşin ayrı yaşamada haklı olduğu kabul edilir. Boşanma davası sürerken verilecek tedbir nafakasında kusurun önemi yoktur. Davalı eş kusurlu olsa da lehine nafaka kararı verilebilir. Nafaka isteyen eşin çalışarak diğer eşten fazla kazanması durumunda nafakaya hükmedilip hükmedilmeyeceği konusunda Yargıtay’ın kesin bir kararı bulunmamaktadır.

Dava görülmekteyken eşlerden biri nafaka istemekten feragat ederse o eş lehine feragat kararı verilemeyecektir.  Tedbir nafakası istemediğini açıkça beyan eden eş lehine de nafaka kararı verilemeyecektir.

Ayrıca Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da farklı tedbir nedenleri de düzenlenmiştir. Buna göre eşlerden birinin veya çocuklarının veya aynı çatı altında yaşadığı diğer aile bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık kararı verilen, yasal olarak ayrı yaşama hakkı bulunan, evli olsa da fiilen ayrı yaşayan aile bireylerden biri aile içi şiddete maruz kalıyorsa bir takım tedbirler alınır. Şiddete maruz kalan kişi kendisinin veya cumhuriyet başsavcılığının bildirmesi üzerine hâkim bu tedbirleri resen alır. Bu tedbirlerin süreleri 6 ayı geçmez. Buna göre eğer şiddet uygulayan eş veya diğer aile bireyi aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişiyse hâkim mağdurun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak tedbir nafakasına hükmedebilir. Ancak bunun için önceden TMK hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması gerekir. Nafaka talebinde bulunulmasının da bir etkisi olmayacaktır. Bu hükme göre verilen tedbir nafakası koruma süresi ile başlar ve sürenin sonunda sona erer.

Av. Halil İbrahim ÇELİK – Merve ARABACI

Boşanma Davası Sırasında Sadakat Yükümlülüğü-Av. H.İ. Çelik

BOŞANMA DAVASI SIRASINDA SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Sadakat yükümlülüğü evliliğin en önemli şartlarından biridir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi genel anlamda eşlerin hak ve yükümlülüklerini belirlemiştir. Bu hak ve yükümlülükler arasında en önemli husus eşlerin birbirlerine sadakat yükümlülüğü olarak kabul edilmiştir.

Sadakat yükümlülüğü eşlerin cinsel ve duygusal anlamda birbirlerine sadık olmaları ve ihanet etmemeleri anlamına gelmektedir. Son döneme kadar eşlerin sadakat yükümlülüğü sadece evlilik süresince değil boşanma davası açıldıktan sonra da devam etmekteydi. Yani eşler boşanma davası açtıktan sonra dahi birbirlerine sadık davranmak zorundaydılar. Hatta Yargıtay onlarca farklı kararında boşanma davası açıldıktan sonra sadakat yükümlülüğü nün ihlal edilmesini kusurun artışı gerekçesi saymaktaydı.

Belirttiğimiz bu yükümlülük Yargıtay’ın devrim sayılabilecek bir kararı ile ortadan kalkmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 30.04.2015 tarihinde 2014/26484 E., 2015/8884 K. sayılı kararı ile bu yükümlülüğün artık aranmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu kararda Yargıtay ilgili dairesi “Davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz.” hükmünü getirerek sadakat yükümlülüğüne bambaşka bir yorum getirmiştir. Kanaatimizce oldukça önemli bir karar olan bu hüküm ile artık eşler davadan sonra bu yükümlülüğe uymakla yükümlü tutulmayacaklardır. Bu kararın tam metnini aşağıda paylaşıyoruz.

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı tarafından, kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatlar yönünden; davalı-davacı tarafından ise davacı-davalının kabul edilen boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşüldü:

1- Dosyadaki yazılara, mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ait temyiz itirazlarının incelenmesi artık mümkün bulunmamasına göre davalı-davacının tüm, davalı-davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Davacı-davalının açtığı boşanma davası tam kusurlu olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, davalı-davacının boşanma davası ise kabul edilmiştir. Hükmün davacı-davalı tarafından temyizi üzerine “davacı-karşı davalının birlik görevlerini yerine getirmemek, eşini tehdit etmek, sık sık evi terk ederek annesinin yanına gitmek, çocuklar hastalandığında ilgilenmemek şeklindeki kusurlarına karşılık; davalı-karşı davacının da eşine ve kayınvalidesine hakaret ettiği, eşini istemediğini, sevmediğini söylediği, evden kovduğu” anlaşılmak suretiyle, davacı-davalının da boşanma davasının kabulü gerekir gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş, tarafların Dairemizce belirlenen kusurları yanında davacı-davalının boşanma davası kesinleşmeden başka bir bayanla nişanlandığını ve böylelikle sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğundan davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilmiştir. Ne var ki her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararında esas alınamaz, ancak yeni bir davanın konusu olur. Türk Medeni Kanununun 185 inci madde hükmü boşanma davalarında bozma kararından sonra taraflara yeni delil sunma hakkı vermez. Davacı-davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında bozma ilamında belirlenen kusur durumlarına göre boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Hal böyle iken davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilip davalı-davacı yararına maddi ve manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden F.’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 123.60 TL temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran M.’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğu ile, karar verildi. 30.04.2015 “

YURTDIŞINDA BOŞANMANIN TÜRKİYE’DE TANINMASI- Av. H.İ. Çelik

YURTDIŞINDA BOŞANMANIN TÜRKİYE’DE TANINMASI

Türkiye vatandaşları dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde önemli sayıda bir nüfusa sahiptir. Bu yayılmaya rağmen vatandaşlar Türkiye ile bağlarını kesmemiş ve tabiri caizse iki ayaklı bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu iki ayaklılık hayatın her alanına sirayet etmiştir. Bu alanlardan biri de hukuki boyuttur. Türkiye’de evlenen yahut yurtdışında yaptığı evliliği Türkiye’ye bildiren vatandaşların yurtdışında yaptıkları boşanma işlemleri Türkiye’de kendiliğinden geçerli hale gelmemektedir. Bu vatandaşların yurtdışında yaptıkları boşanma işleminin üzerinden onlarca yıl geçse dahi kendiliğinden Türkiye’de uygulanabilir hale gelmesi mümkün değildir. Bu boşanma kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelmesi için boşanmanın tanınması davası açılması gerekmektedir.

Yurtdışında boşanmanın Türkiye’de tanınması belirttiğimiz üzere ancak bir dava ile mümkün hale gelmektedir. Bu davanın adı boşanmanın tanınması davasıdır. Standart dava prosedürlerinden farklı olarak bu dava için toplanması zaruri bir takım evraklar bulunmaktadır. Bu evrakların temin edilmesi ile kamu düzenine aykırı bir hüküm yok ise hakim tarafından boşanmanın tanınması kararı verilecektir.

Yurtdışında boşanmanın Türkiye’de tanınması için öncelikle yurtdışında alınan boşanma kararının aslı veya kararı veren mahkeme tarafından onaylı örneğinin temin edilmesi gerekmektedir. Türk Hukuku’nda mahkeme ilamı olarak adlandırdığımız bu evrak dava için olmazsa olmaz bir şarttır. Her ne kadar kararın mahkeme tarafından onaylanmış örneğinin de kullanılabileceğini belirtsek de kimi mahkemeler orijinal kararı özellikle talep etmektedirler. Bu nedenle önceliğimiz ilgili mahkeme kararının orijinal örneğinin temin edilmesidir. Ayrıca alınan bu mahkeme kararının kesinleşmesi gerekmektedir. Kesinleşme ile kastedilen bir üst derece mahkemesine hiç gidilmemesi veya gidilse dahi boşanma kararının değişmemesine ilişkin bir ibare kararda yer almalıdır. Başta da belirttiğimiz üzere yurtdışında boşanmanın Türkiye’de tanınması davaları oldukça şekli davalardır. Bu nedenle evrakların dikkatli bir şekilde toplanması gerekmektedir. Bu evraklar arasında en büyük problem bahsettiğimiz bu kesinleşme ibaresinde yaşanmaktadır. Bu nedenle karar üzerinde “Bu karar ……..….. tarihinde KESİNLEŞMİŞTİR” veya benzer nitelikte cümlelerin yer almasına özellikle dikkat etmek gerekir. Zira böyle bir ibarenin yer almaması davanın reddedilmesine neden olabilir. Alınacak son evrak “Apostille Şerhi” dediğimiz bir evraktır. Apostille şerhi yurtdışında alınan boşanma kararının Türkiye’de geçerli hale gelmesine yarayan bir mühürdür. Boşanma kararının arka yüzüne veya ek bir evrağa “Convention de La Hay edu 5 Octobre 1961”  şeklinde yer alacak bir ibare mahkeme kararının Türkiye’de uygulanması anlamına gelmektedir.

Bu evraklarının temin edilmesinin ardından noter veyahut konsolosluk onaylı olarak Türkçe’ye çevrilmesi gerekmektedir. Onayı çevirinin ardından evraklarının tanıma davasına hazır hale gelecektir. Çıkarılacak özel düzenlenmiş (fotoğraflı) avukat vekaletnamesi ile yurtdışında aldığınız boşanma kararını Türkiye’de tanıtabilirsiniz.

Yurtdışında Boşanmanın Türkiye’de Tanınması İle İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!

Tanıma Tenfiz Davasında Gereken Belgeler - Halil İbrahim Çelik

TANIMA TENFİZ DAVASINDA GEREKEN BELGELER

Yurtdışında yaşayan ve yaptıkları evliliği yaşadıkları ülkelere bildiren Türk vatandaşlarının yurtdışında yaptıkları boşanma işlemleri Türk Hukuku’nda geçerli değildir. Bu vatandaşların yaptıkları boşanma işleminin Türkiye’de geçerli olabilmesi tanıma tenfiz davası adı verilen yeni bir dava açmaları gerekmektedir. Bu dava ile yurtdışında alınan mahkeme kararı Türkiye’de de uygulanabilir hale gelmektedir.

Tanıma tenfiz davası şekli bir dava olup ana esası yurtdışında yapılan boşanma işlemine ilişkin gerekli belgelerin toplanmasıdır. Bu belgelerin neler olduğu kanunda açıkça belirtilmiştir. Tanıma tenfiz davası açabilmek için kişi öncelikle yurtdışında aldığı boşanma kararının aslını veya kararı veren mahkeme tarafından onaylanmış fotokopisini edinmelidir. Orijinal olmayan veya verilen makam tarafından onaylanmayan fotokopiler tanıma tenfiz davasında kullanılamaz. Ayrıca alınan bu boşanma kararı kesinleştirilmelidir. Kesinliğin pratik hayatta anlamı yurtdışında mevcut nüfus kayıtlarına işlenmiş hale gelmesidir. Bunun için de taraflar davayı temyiz etmemeli veya temyiz etseler bile temyiz neticesinde kararın kesinleşmesi gerekmektedir. Ayrıca bu kesinleşmiş mahkeme kararına taraflar “Apostille şerhi” dediğimiz bir şerh eklemelidirler. Apostille şerhi yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelebilmesi için gerekli olan bir mühürdür. Evrakın arka yüzüne işlenerek boşanma ilamı Türkiye’de geçerli hale gelir. Bu evrakların toplanmasının ardından yeminli bir tercüman tarafından noter onaylı veya konsolosluk onaylı olarak Türkçe’ye çevrilir. Bu haliyle artık Türkiye’de kullanılmaya hazır hale gelir. Bu evraklarında tek bir tanesinin dahi eksik olması halinde tanıma tenfiz işlemi yapılamaz. Bu nedenle evrak toplama aşamasında oldukça dikkatli olunmalı ve mümkünse uzman bir avukat denetiminde süreç yönetilmelidir. Evraklarınız ile ilgili ayrıntılı bilgi için iletişim formundan bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Ofisimiz kurucu ortaklarından Av. Tuğsan Yılmaz’ın konu ile ilgili röportajını aşağıda izleyebilirsiniz.

Normal şartlarda tanıma davası ile tenfiz davası farklı hukuki kavramlardır. Bir mahkeme kararının Türkiye’de dikkate alınması için tanıma davası açılması yeterlidir. Ancak karar içerisinde devlet kurumlarını hareket geçirilmesi gereken tarzda bir edim var ise –örneğin çocuğun velayeti, tazminat, nafaka, alacak vb.- bu halde açılması gereken dava tenfiz davasıdır. Zira belirttiğimiz üzere bu her iki dava da birbirinden farklı davalardır.

Tanıma tenfiz davası için yukarıda boşanma yönünden gerekli açıklamaları yaptık ancak bu davalar sadece boşanma kararlarını değil yurtdışında alınan bütün mahkeme kararlarını kapsamaktadır. Kişi yurtdışında aldığı tazminat kararlarını, nafaka kararlarını, alacak davalara ilişkin kararları, cinsiyet değiştirme davalarına ilişkin kararları, isim ve soyisim değiştirme davalarına ilişkin kararları Türkiye’de tanıtmak veya tenfiz ettirmek isterse bu davaları açabilir. Zira tanıma tenfiz davasından önce bu kararların Türkiye’de herhangi bir hükmü bulunmuyorken açılacak dava ile alınan kararlar sanki Türk Mahkemeleri’nden verilmişçesine bir anlam kazanır ve devlet kurumlarını harekete geçirir.

Tanıma Tenfiz Davası İle İlgili Soru Sormak İçin Hemen Tıklayınız!!